Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

Muvahhid Kadinin Tevhid Bilinci ve Muvahhhid Evlat Egitimi.!

Konusu 'İSLAMİ ÖNEMLİ KONULAR' forumundadır ve AhDe_VeFaLi tarafından 11 Haziran 2009 başlatılmıştır.

  1. AhDe_VeFaLi

    AhDe_VeFaLi Guest

    MUVAHHİD KADININ TEVHİD BİLİNCİ VE MUVAHHİD EVLAD EĞİTİMİ -1-
    Sevde Gök

    Ruhlar âleminde Allah ile yapılan ahidleşmeyle (sözleşme) başlar Tevhid bilinci…

    "Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü (Misak'ı) bozmazlar." (1)

    Yüce Rabbimiz Allah (c.c)'ın “onlar Allah'ın ahdini yerine getirirler” buyruğu, selim akıl sahiplerinin özelliğidir. Rabbiyle ruhlar âleminde ahitleşen ruh, ana rahmi aracı kılınarak dünyaya gönderilir. Ruhlar âleminde başlayan ruhun serüveni, tevhid bilinci, muvahhid kadının rahminde biçimlenecek, geldiği yeryüzünde, tüm dünyayı etkileyecek ve sarsmak üzere önem arz etmektedir. Tertemiz rahimlere ekilen tertemiz tohumlar, temiz mahsuller için en güzel sonu hazırlayacaktır…
    Kadının rahmini vesile kılarak, Yaradan Allah; yaratma sıfatıyla Hakkı batılın beynine fırlatıp atmış ve batılı paramparça etmiştir.

    “Hayır, Biz, hakkı batılın tepesine atarız da o, bunun beynini parçalar. Bir de görürsünüz ki bu, yok olup gitmiştir…” (2)

    İlk Vahiy, “yaradan Rabbinin adıyla oku” diye indirilmekle, Allah'ın yaradan sıfatını hatırlatarak, hiçbir beşerin yaratma vasfına sahip olmadığını, yaratılan beşer sıfatıyla Allah'a eş koşmaması gerektiğini kabul etmesi öğretilmektedir.

    “De ki, hiç şüphesiz benim Rabbim hakkı yerine koyar.” (3)
    Allah (c.c) ilk Ayet'iyle yaratma sıfatını zikrederek, batılı paramparça etmiş ve Hakkı yerine koymuştur.
    Muvahhid yuvanın kurulması ve muvahhid evlad yetiştirilmesi için duyulan ilk ihtiyaç, Saliha kadındır…

    Ebu Hureyre (r.a)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur:
    “Kadın dört (hal ve sıfat)için nikâh olunur: Malı için, soyu için, güzelliği için, dinî için (Ey mü'min, sen bunlardan)dindar olanını ele geçirmeye bak!(eğer dediğimi yapmazsan) iki elin fakirleşir.” (4)

    Dini için alınan, Saliha kadın, eşine ve çocuklarına, tıpkı, muvahhid Hıristiyan olan ve ilk vahiy ile iman eden Hz. Hatice annemiz gibi, eğitim ve öğreniminde, dava kadını olmasında örnek teşkil edecektir… Şirksiz şeriksiz iman etmiş kadının ana rahmi, tertemiz evladları, tıpkı bir nebat (bitki) gibi yetiştirecek en mübarek olan bir parçasıdır.
    Muvahhid kadının tertemiz rahminden dünyaya gelen aciz kul, büyüyüp rüşdüne erdiğinde, kendisini yetiştiren ebeveynlerin etki ve yetkisiyle, ahretini etkileyecek dünyevi yaşam tarzını seçmiş olacaktır.

    Ebu Hureyre (r.a)'ın rivayetiyle Rasulullah(s.a.s) şöyle buyurur:
    “Her çocuk ancak fıtrat üzere dünyaya getirilir. Bundan sonra annesi-babası (Yahudi ise)onu Yahudi yaparlar, (Nasranî ise) onu Nasranî yaparlar, (Mecusi ise)onu Mecusi yaparlar. Nitekim kusursuz doğan bir hayvan yavrusu içinde siz, kulağı, dudağı, burnu ve ayağı kesik olanı hiç görüyor musun?”
    Bundan sonra Ebu Hureyre (r.a), şu Ayeti söyledi:
    “O halde sen, yüzünü bir olan muvahhid dine, Allah'ın fıtratına çevir ki, O, insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. Bu, dimdik ayakta duran bir dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum, 30/30)” (5)

    Anne ve babası tarafından, tağutu reddetmesi gerektiği, aksi halde imanının geçerli olmayacağını öğrenen muvahhid evlad, tıpkı Hz. Yusuf gibi, dil ile ikrar, kalb ile tasdik gerçekleştirecek ve bunu ilan edecektir.

    “…Çünkü ben, Allah'a inanmaz bir kavmin dinîni-ki onlar ahreti inkâr edenlerin ta kendileridir-terk ettim.” (6)

    Hani Lokman, oğluna -o ona öğüt verirken (şöyle) demişti: '”Oğulcağızım, Allah' ortak koşma. Çünkü şirk elbette büyük bir zulümdür.” (7)

    Çünkü bu büyük zulüm, insanı ya tağut yapar, ya da köle… Muvahhid toplumların oluşması için, muvahhid ailelerin hazırlanması gerekir. Fertlerin muvahhidleşmesi, bir aile kurması ve kurduğu ailenin her doğan ferdini, yüzünü Allah'a döndürerek yetiştirmesi çok önemlidir, bu güzel küçük toplum, nice güzel büyük toplumların oluşmasında öncülük edecektir. Lokman hekim'in biricik oğluna hitaben söylediği şu sözler "Ey oğulcağızım, Allah'a şirk koşma, çünkü şirk en büyük günahtır" derken bir tane insanın ne kadar önemli olduğunu, onun soyundan devam edecek nesiller için şirksiz imanın, temiz fıtrat üzere nesillerin devamının ne denli şart olduğunu vurgulamaktadır aslında…
    Şüphesiz ki Allah, kendisine eş tanınmasını yarlığamaz. Ondan başkasını, dileyeceği kimseler için, yarlığar. Kim Allah'a eş tutarsa muhakkak pek büyük bir günah ile iftira etmiş olur.” (8)

    Şirk koşmanın ne demek olduğunu anlayabilmek için, Allah (c.c)'ı bilmek gerekir. Allah'ı hakkıyla tanımak gerekir.
    “Onlar Allah’ı gereği gibi takdir edemediler.” (9)

    Bu Ayet'in daha iyi anlaşılması için, Hacc, Suresinin 73. Ayeti ile cevap bulalım…
    “Ey insanlar, (size)bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız-hepsi bir araya gelseler dahi, gerçekten bir sinek dahi yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.”
    Yukarıda belirttiğimiz gibi, yaratma sıfatıyla yüceliğini ortaya koyan Allah azze ve celle, Yaratma vasfı olmayan ve aslada olamayacak olan kullarının nankörlüğünü ve Zatını gereği gibi anlayamadıklarını, hatta anlamak istemediklerini açıklamaktadır… Sineği bile yaratamayacak insanoğlu, basit bir yaratılanı ilah ve Rabb edinmekte, yaptığının yanlış olduğunu kabullenememektedir. Bazı insanlar da cahilce, tuğyan eden, azgınlaşanların, ilahlık taslayanların peşine takılıp helak olmaktadırlar… Allah'ı sever gibi sevdikleri (Bakara, 2/165) İlah, Rab, melik kabul edip taptıkları insanların, ne kadar aciz, ne kadar zavallı olduklarını, bir sineği bile yaratmaya güçlerinin yetmeyeceğini anlayamamaları, Allah'ı gereği gibi takdir edemediklerinden, tanıyamadıklarından kaynaklanmaktadır… Muvahhid anne ve baba, evladına, Allah (c.c)'ı, Peygamber (s. a.s)'i, Kur'an'ı, Sünneti gereği gibi öğretmelidir ki,
    “…Ta ki, helak olan kişi bilerek helak olsun, yaşayan (inanacak olan da)kişi de (kât'i bir delil üzere) bilerek yaşasın…” (10)

    Ahirette, ailesinden hesaba çekilecek olan anne ve baba, yavrularını, Allah'ın indirdikleriyle yetiştirecektir, ta ki, evladı, bilerek iman etsin, ilme dayalı tahkiki iman veya inkâr edecekse de bilerek inkâr etsin ve anne babanın sorumluluğu kalksın.

    “Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır…” (11)

    İman edenlerin her biri, kendi nefsini korumada, ehlini, Dinini, malını, canını, neslini, akıllarını korumakla mükelleftir. Yegâne Önderimiz Rasulullah (s.a.s), ümmetinden olan muvahhid mü'min leri çobana benzetiyor ve uyarıyor:

    "Her biriniz çoban ve her biriniz sorumludur. İmam (devlet başkanı) bir çobandır, o da (yönettiklerinden) sorumludur. Erkek, kendi aile fertleri üzerinde bir çobandır, o da bundan sorumludur. Kadın da kocasının evi üzerinde bir çobandır. O da elinin altındakilerden sorumludur. Dikkat edin! Her biriniz çoban ve her biriniz sorumlusunuz.” (12)

    Ailenin her ferdinden sorumlu olan ve hesaba çekilecek olan ebeveynler, oyuncular olarak yaratıldıklarını ve başıboş bırakıldıklarını sanmamalıdırlar.
    "Biz, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunan şeyleri oyuncular olarak yaratmadık." (13)

    Allah'ın halifesi olmak için gönderildiğimiz yeryüzünde, keyfi aratılmadığımızı, sorumluluklarımızın olduğu bize hatırlatılmaktadır… Tevhid bilincine ermiş muvahhid anneden beklenen, çocuğuna, şirksiz şeriksiz, kayıtsız şartsız iman etmenin ne olduğunu anlayabilmesi için, Allah (c.c)'ı gereği gibi tanıtmasıdır. Annenin tertemiz imanla, tertemiz rahimden dünyaya getireceği oğulları ve kızları, yetiştirmedeki gayesi, tüm dünyada, tarihin akışına kendini bırakacak değil, tarihin akışını değiştirecek mücahidler ve mücahideler olacaktır… Tüm yeryüzünde, fitneden eser kalmayıncaya, din tamamen Allah'ın oluncaya kadar cihad edecek evladları, ancak muvahhid annelerin eliyle yetişecek, Tevhid bilincine erdirilecek nesiller gerçekleştirebileceklerdir… En güzel örnek, Kur'an'da zikredilen, âlemlere üstün kılınan, iffetinden dolayı övülen annemiz, Hz. Meryem'dir… Namus ve hayâ timsali Hz. Meryem, tağuttan, şirkten, küfürden, erkeklerden, hayâsızlıktan uzak, tertemiz yetişmiş, Hz. Zekeriyya'nın eliyle büyütülmüş, eğitilmiş ve dünyayı sarsacak şekilde, Hz. İsa'yı dünyaya getirmesi nasib olunmuştur… 21. yüzyıl olan bu asırda da, tevhidin mahiyetini kavramış, katıksız iman ile Rabbine yönelmiş, davasını yüceltmek ve ilerilere taşımak için mücadele veren muvahhid annelere, yetiştireceği muvahhid evlatlara şiddetle ihtiyaç duyulmaktadır…

    Dipnot:
    1-Râd,13/20.
    2-Enbiya, 21/18.
    3-Sebe, 34/48
    4-Sahih-i Buhari, Kitabu'n Nikâh, B. 16, Hds. 28
    5-Sahih-i Buharî, Kitabu'l-Cenaiz, B. 79, Hds. 113 ve 112 Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Kader, B. 6, Hds. 22 ve 25. Hadis'de ise şu ziyade var. "Eğer annesi-babası Müslüman iseler, çocuk da Müslüman olur.''
    6-Yusuf, 12/37.
    7-Lokman, 31/13.
    8-Nisa, 4/48 (ayrıca bkz. Nisa, 116).
    9-Hacc, 22/74.
    10-Enfal, 8/42.
    11-Tahrim, 66/6.
    12-Sahih-i Buhari, Kitabu'n-Nikâh, B. 82, Hds. 118.
    13-Duhan, 44/38
     
    Sponsorlu bağlantılar
  2. AhDe_VeFaLi

    AhDe_VeFaLi Guest

    Ey Peygamber, inanmış kadınlar Bey'at için sana gelirlerse, Allah'a hiç bir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri,zina etmemeleri,çocukları öldürmemeleri, elleri ile ayakları arasında iftira uydurup getirmemeleri, ma'rufta sana karşı gelmemeleri hususunda biat etsinler. Sen de onların biat larını al. Ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüpesiz Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir."(1)

    Kadının, Allah (cc) ve rasulü (s.a.s.) ne Bey'atında aranan ilk şart; Allah'a hiç bir şeyi ortak koşmamalarıdır. Bu şart, yeryüzüne gönderilen bütün peygamberlerin tebliğinin ilk şartıdır.
    "Andolsun ki, Biz, her ümmete, Allah'a kulluk edin tağuta kulluk etmekten kaçının diye tebliğ yapması için bir peygamber göndermişizdir....."(2)


    Tağutları, batılı, en ince teferruatına kadar ebter kabul etmekreddetmek,"la"demek,Allah !a hiç,bir yaratılanı eş koşmamak, islam'a girmenin ilk şartıdır. Tağut, zaman ve mekana göre değişebilir.bazen bir put bazen bir firavun (Allah'ın kanunlarına uymayan devlet başkanı) bazen bir belam(yani Hakk adına konuşup insanları Hakktan uzaklaştıran ve Hakkı gizleyen din adami) olarak çıkar...Muvahhid olmanın şartı olan şirk koşmama, eş tanımamakadının ve erkeğin imanının kabulüolmakla birlikte, anne va,e babanın evladına vereceği en önemli ilk derstir.

    "Hani Lokman, oğluna-o ona öğüt verirken- (şöyle) demişti: Oğulcağazım, Allah'a ortak koşma. Çünkü şirk elbette büyük bir zulümdür."(3)

    İnsanoğlu kendi sonunu kendi eliyle hazırlar, ya kendine zulmeder nefsinin zalimi olur,ya da kendini cehennemden berat ettiren muvahhid olur.
    "(O) gökleri ve yeri yaradandır. Size hem kendi (cins) inizden eşler, hem davarlardan eşler yaptı.Sizi bu suretle(zürriyetlendirip)üreti yor..."(4)

    Cenab-ı Allah, her daim yaratmaktadır,erkek ve kız cinsleri birbirine eşler kılarak insanoğlunun neslini devamettirmektedir.Ancak Ademoğlu çok istediği çocuğu zamanla Allah'a eşler tanımaya başlamiştır.(Araf,7/189-190-191) Ancak Allah'a kulluk yapması için yaratılan(Zariat,56) insanoğlu, yaradılış gayesini unutarak, kullara kul olmuş ve şirk koşmuşturlar, üstelik ayette belirtildiği gibi gönüllü olarak hür iradeyle.

    Kadının bey'atının ikinci şartı, Rasül'e iman ve itaattir. "Ma'rufta sana karşı gelmemeleri" hususunda bey'at ve itaat şartı yine şirk koşmaktan uzaklaştıran, imanı sağlamlaştıran bir kuraldır. Hiçbir mahluka, Allah'a şirk koşulacak şekilde itaat caiz değildir. Çünkü Allah, peygamberlerine itaati dahi ma'ruf şartlarına bağlamiştır.

    Bu konuda Ebu'l Al'a Mevdudi şunları belirtmektedir: "Bu kısa cümlede iki önemli ilke beyan edilmiştir. Hz. peygambere itaat konusunda ilk prensip, O'na ma'ruf üzere biat edilmesidir.Oysa Hz. peygamber'in münkeri emretmesi gibi ufak bir şüphe söz konusu değildir.Demek ki, hiç bir mahluka, Allah'a itaatin dışında itaat caiz deyildir. Çünkü Allah peygamberine itaati dahi, ma'ruf şartlarına bağlamiştır. O halde Hz. peygamber'e itaat bile ma'ruf şartlarına bağlı kılınmışken başkasına, Allah'ın kanunları dışındaki örflere geleneğe kayıtsız şartsız itaat beklemeye kimin hakkı vardır? Hz peygamber bu ilkeyi şu şekşlde izah etmiştir:"Allah'a karşı gelmede itaat yoktur.İtaat ancak ma'ruf üzeredir.(Müslim,Ebu Davud, Nesei) Aynı konuyla ilgili olarak ileri gelen bazı alimler, bu ayettenbir takım prensipler çıkarmışlardır..

    Abdurrahman bin Zeyd bin Elsem "Allah taala, bu ayette, "sana itaatsizlik yapmamak üzere" deyil, sana ma'ruf işlerde itaatsizlik yapmamak üzere..."buyurmuştur.Yani Allah peygamberine itaati bile şarta bağlı kılmışken, başka birinin insanlardan kendine ma'rufun dışında itaat beklemeye nasıl hakkı olabilir? demiştir.

    İmam Ebu Bekir El Cassas şöyle yazmaktadır. "Allah, peygamberi'nin ma'ruftan başka bir emir vermeyeceğini biliyordu. Buna rağmen, Nebi'sine itaat hususunda dahi ma'rufu şart koşmuştur. Böylelikle hiç kimseye, Allah'ın emirlerine karşı olmasına rağmen sultanın emirlerine itaat etme imkanı bırakmamiştır. Ayrıca Hz peygamber "Halık' a isyan edip, mahlukata itaat eden bir kimseye, Allah itaat ettiği mahluku musallat eder" buyurmuştur.(Ahkamul Kur'an)

    Allame Alusi; bu emrin, cahillerin, "Ulu'l-emre mutlak itaat gerekir" şeklindeki düşüncelerini reddettiğini söylemektedir. Allah, peygamberine itaat edilirken bile, bunun ma'ruf üzere olmasını şart koşmuştur. Oysa Hz Rasul ma'ruftan başkasını emretmez. Bunun amacı mahluka masiyet üzere itaatin caiz olmadığını vurgulamaktır.Yani Allah'a isyan olan yerde, kula itaat yoktur."

    Gerçekte bu emir,islam anayasasının temel ilkelerinden biridir. İslam'a ters bir davranış ilke itibari ile bir suçtur.Dolayısıyla hiç kimse gayri meşru bir işin yapılması hakkında emir verme hak ve yetkisine sahip değildir.İslam hükümlerinin aksine emir veren de, bu emri yerine getirende suçludur.Hiç bir memur, gayri meşru bir işi yapmasını kendisine amirinin emrettiğini bahane ederek, ceza almaktan kurtulamaz."(5)

    Yukarıda alimlerin açıkca beyan ettikleri gibi, her kul, Allah'a şirk koşmada, kula kullukta kendi günahını kendi çekecektir, kimsenin günahı kimseye yüklenmez.(Bkz.Necm, 53-38) zira her insan, işlediği amelleri, hür irade ile (bilinçli veya bilinçsiz farketmez) kendi aklı ile işlemektedir.

    Kur'an-ı kerimde Hz. Yusuf'un kıssasi ve verilen şirk koşmama meselesi meşurdur.Yusuf (as) mın zikrettiği ayetlerden nasiplenmek imanımız için şarttır. Mısır halkının liderinin gördüğü bir rüyayı tabir etmesi için Hz. Yusufa geldiklerinde şöyle dediler: "....Bize bunun tabirini haber ver çünkü biz seni iyilik edenlerden görüyoruz (Yusuf) dediki; "Size zızıklanacağınız bir taam gelecek o durumu ben muhakkak onun ne olduğunu size daha gelmezden haber veririm. Bu Rabbimin bana verdiği ilmlerdendir.Çünkü ben Allah'a inanmaz bir kavmin dinini-ki onlar ahıteti inkar edenlerin ta kendileridir-terkettim."(6)

    Hz. Yusuf'un kendisine verilen hikmeti, ilmin ve kerametin sebebini açıklama gereğini hissetmesi ve bu sebebleri açıklarken, imanı gereği tağutu reddettiğini, ahıreti inkar eden nankör bir topluluğun dinine, yaşantilarına arkasını döndüğünü ve yine bunu yapmasının sebebinide Allah (c.c)a şirk koşmaktan şiddetle kaçınılması gerektiği için yaptığını ayetlerle devamında anlatmaktadır...

    "Atalarım İbrahim'in, İsak'ın Yakup'un dinine uydum Allah'a herhangi bir şeyi ortak tutmamız bizim için (doğru) olmaz. Bu (tevhid), bize ve insanlara Allah'ın lütüf ve inayetindendir. Fakat insanların çoğu buna karşı şükretmezler."

    "Ey zindan arkadaşlarım , darmadağınık bir çok düzme tanrılarmı hayırlıdır, yoksa hepsine ve her şeye galip ve kahhar olan bir tek Allah mı? Sizin onu bırakıp taptıklarınız (itaat ettikleriniz) kendinizin ve atalarınızın takmiş oldukları adlardan başkası deyildir. Allah bunlara hiç bir burhan indirmemiştir. Hüküm Allah'tan başkasının değildir.O, kendisinden gayriye ibadet etmemenizi emreylemiştir. Dosdoğru din işte budur. Fakat insanların çoğu bilmezler."(7)

    Anlaşılacağı üzere " Hüküm koyma Allah'tan başkasının değildir."Ayeti celilesinde belirtildiği gibi Allah'tan başkasına hüküm koyma ve hükmetme yetkisi verilmeyeceği gibi dil ile reddetme ve bu imanı aşikar olarak itiraf etmek ve kalbinden çıkarttığı sahte ilahları hayatından da çıkarmak Allah'a yakınlaşmanın en önemli derecesidir. Tağutları reddetmiş ve yüzünü Allah'a döndürmüş mü'min kulu er-rafi (c.c) sıfatıyla yüceltmiş ve ona diğer kullarından farklı üstünlük ve meziyetler verilmiştir.Allah (c.c) a şirk koşan hiç bir kul, keramet ehli veya güzel meziyetler sahibi olamaz, olduğunu iddia eden yalan söylemiş olur.Zira Allah (cc)kendisine ortaklar katılmasından şiddetle kaçınan iyi doğru kullarına ilimden nasip etmiş ve Rasulünün izince giden dinde ilim ehli alim kılmıştır...

    Muvahhid anne ve babanın körpecik yavrularına verebileceği en güzel ve yerinde mmesaj olmalıdır Allah'a şirk koşmamak mülkünde ve milkiyetinde ortak tanınmamak; elde ettiği başarıları Allah'a eş koşmaktan şiddetle kaçındığı için nasip olunduğunu yeri ve zamanı geldikçe vurgulanmalıdır...
    Mümtehine suresinin 12. ayetiyle bey'at gerçekleştiren kadın nesil emniyetine çok dikkat edecektir namus emniyeti bey'atın şartlarından birisidir burada bizim konumuzla alakalı olarak dikkatimizi çeken en önemli meselelerden biride amellerimizin her halukarda islami harekete zarar verip vermeyeceğine dikkat edilmesidir.kur'an da zikredilen iki peygamber hanımının namus meselesinde yanlış yapmadıklarını biliyoruz. İslami harekete zarar getiren fitnelerden biriside laf taşımak koğuculuk yapmak en kötüsüde mü'min müslümanları ilgilendiren meseleleri, sırları gayri müslimlere götürüp yetiştirmek olduğu karşımıza çıkıyor.Zira bu davranış islami harekete ve müslümanlara zarar verir.
     

Sayfayı Paylaş