Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

Münafikun suresi 4. ayette neden -Allah kahretsin onları- denilmektedir?

Konusu 'KUR'AN-I KERİM ÖĞRETİMİ' forumundadır ve sultan_mehmet tarafından 22 Aralık 2009 başlatılmıştır.

  1. sultan_mehmet

    sultan_mehmet © ◄ كُن فَيَكُونُ ► Yönetici Forum Administrator

    Mesajlar:
    16.604
    Beğenileri:
    2.897
    Ödül Puanları:
    9.598
    Soru
    Münafikun suresi 4. ayette neden “Allah kahretsin onları” denilmektedir?

    Cevabımız

    Değerli Kardeşimiz;


    “Onlara şöyle bir baktığında dış görünüşleri sana iyi bir izlenim verir; konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Ama onlar sanki bir yere dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendilerine yönelik sanırlar. Asıl düşman onlardır, onlardan korun! Allah kahretsin onları! Nasıl da haktan yüz çeviriyorlar!” (Münafikun, 63/4)

    Kur’an Arapça olarak indirilmiş, Arapların kullandığı üslubu kullanmıştır. Bu durum, belagatın bir gereğidir. Çünkü, muhatabın anlayışını göz önünde bulundurmak belagat açısından zorunludur. “Allah kahretsin” ifadesi, başka milletlerde olduğu gibi Araplarda da sık kullanılan bir deyimdir.

    Bu ifade, hakkında kullanıldığı kimselerin çok kötü insanlar olduğunu ortaya koyan simgesel bir anlatım tarzıdır.

    Burada Allah’ın maksadı o münafıkları öldürmek değil, çirkin yüzlerini göstermektir. Yoksa, tarih içerisinde binlerce zalimleri toz duman eden ilahî kudret onların da hakkından gelirdi.

    Ayetteki ifadeler daha çok bu konudaki tarihî bilgiler ışığında şu şekilde açıklanmıştır:

    Abdulah b. Übey ve yandaşları olan münafıklar giyim kuşamlarındaki ihtişamla dikkat çeken, kalıpları yerinde, ifadeleri düzgün kimselerdi. "Ey Allah'ın Resulü" diye hitap ederek saygılı oldukları izlenimini veren tumturaklı sözlerle Hz. Peygamber'in ve müminlerin kendilerini dinlemelerini sağlarlardı. Ama dinleme sırası kendilerine geldiğinde bilinçsiz, ruhsuz varlıklar gibi, verilen bütün mesajlara kulaklarını tıkarlar, iyi niyetle dinlemeye ve gelişmeye kapalı bir halde dururlar, dinler gibi davranırlardı. Akılları fikirleri hıyanetlerini ortaya çıkaracak, maskelerini düşürecek bir açıklama yapılması veya kendilerine dışarıdan âni bir saldırı gelmesi ihtimaline takılıydı. Bir konuda ilân yapılması gibi dışarıdan yüksek bir ses gelse tedirgin olurlar ve telâşlanırlardı. "Onlar sanki bir yere dayanmış kütükler gibidir" şeklinde bir benzetme yapılarak akıl ve idraklerini söylenenlere tıkamış oldukları, "Her gürültüyü kendilerine yönelik sanırlar" ifadesiyle de haince düşünce ve eylemlerinin kendilerini iyice evhamlı hale getirdiği belirtilmektedir. (bk. Taberî; Zemahşerî, ilgili ayetin tefsiri)

    Hasan Basri Çantay bazı Lügat ve hadis kaynaklarından deliller de göstererek, "Ama onlar sanki bir yere dayanmış kütükler gibidir" mealindeki cümlede geçen "müsennede" kelimesine "(çubuklu Yemen kumaşı) giydirilmiş" anlamını vermiştir. Bu yaklaşıma göre cümleyi "Onlar sanki şık elbiseler giydirilmiş kütükler gibidir" şeklinde çevirmek mümkündür. (Çantay, ilgili ayetin açıklaması; krş. Razi)

    Bu ve önceki âyetlerde bir tipleme ve bir karakter bozukluğu tasviri söz konusu olduğundan, bunların belirli kişilerle sınırlı bir anlatım olduğunu söylemek isabetli olmaz. Kuşkusuz bilinen somut olaylar âyetlerin anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır; fakat ifadelere soyut bir anlatım üslûbunun hâkim olması, müminlerin bütün zamanlarda ve her yerde bu tiplerin benzerleriyle karşılaşılabileceği ve bunlara karşı çok dikkatli olunması gerektiği mesajını verilmektedir. İsim verilmeden, şa*hıs üzerinde durulmadan "münafıklar" sıfatı kullanılarak genel ölçüler içinde bu ikiyüzlü dönek hâinlerin karakteri yedi madde halinde açıkla*nıyor:

    1- Allah'a ve Peygambere inanmalarında ve İslâmiyeti din seçme*lerinde ciddiyet ve samimiyet yoktur. Bunlar dış görünüşleriyle müslüman, iç yapıları" itibariyle kâfir idiler. O sebeple de münafıkların yalancı olduğu bildiriliyor. Söz ve davranışları kalplerinde gizlediklerine uymuyordu.

    2- Allah'a yemin etmek suretiyle renklerini belli etmemeye özen gösterirler ve böylece samimi mü'minleri aldatmaya çalışırlar.

    3- Gerçek mü'minleri ve bir de İslâmiyete ısınanları Allah yolundan alıkoymak için birçok entrikalar çevirirler.

    4- Münafıkların yolu ve tutumu çok çirkin ve tehlikelidir.

    5- Önce inanır gibi görünürler, sonra renkleri az-çok belli olunca açıktan inkâra sapmakta bir sakınca görmezler. Dıştan müslüman, içten kâfir olmaları, onları, küfrünü izhar eden kâfirlerden ve müşriklerden daha tehlikeli kılmaktadır. Bu yüzden Cenâb-ı Hak onların kalplerini mühürler de gerçeği bir türlü idrâk edemezler.

    6- Bunlar dış kıyafetlerine, fiziksel yapılarına çok önem verirler ve yaldızlı cümle kullanmaya dikkat ederler. Böylece kendilerini gerçek mü'minlerin gıptasına sebep olacak düzeyde tutarlar.

    7- Bunlar Allah ve din düşmanıdırlar. Mü'minlerden korkarlar; imân cephesinden yükselen bir sesten ödleri kopar. Her biri bir yere dayatılan cansız keresteler gibi ruhsuz ve vicdansızdırlar.

    Cenâb-ı Hak, kendilerinde bunca kötülükleri taşıyan münafıklardan sakınmamız ve korunmamız için şu iki önemli hususu kıstas olarak ve*riyor :

    a) Münafıklar son derece tehlikeli düşmanlardır. Fırsat buldukları za*man yapamıyacakları fenalık yoktur.

    b) Münafıklardan sakınıp her zaman tetik üzere olun. Çünkü onlar ortama uyup her renge girebilirler.

    Bunun için münafıklar tel'in edilmekte ve münafık kaldıkları takdirde ilâhî rahmete lâyık olamıyacakları bildirilmektedir. (bk.Kuran Yolu; İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri)


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör
     
    Sponsorlu bağlantılar

Sayfayı Paylaş