Korkulan Değil,Arzu Edilen Bir Yalnızlık Halvet Psikoljisi

  • Konbuyu başlatan Ze'Mahşer
  • Başlangıç tarihi
Z

Ze'Mahşer

Guest
#1
Pek çoğumuz¸ daha yalnızlık kelimesini duyar duymaz ürkeriz. Onu zihnimizde¸ genel anlamda tatsız¸ istenmeyen ve zorunlu kalmadıkça tercih edilmeyen bir yaşantı olarak betimleriz. Ancak bu konu üzerine kafa yoran kimi psikologlar¸ yalnızlığı ikiye ayırırlar. Zorunlu ve tercih edilen yalnızlık. Zorunlu yalnızlık¸ kişinin tercih etmediği¸ soyutlandığı¸ dışlandığı¸ bir tür itildiği bir yaşantı biçimidir. Bu nedenle¸ insana dayanılmaz acılar verir. İnsan kendini terk edilmiş ve çaresiz hisseder. İşte daha çok bu tür bir yalnızlık algımız baskındır. Oysa diğer türü¸ yani tercih edilen yalnızlık ise¸ farklı bir tad içerir. Bu tad¸ insana huzur veren; onu mutlu eden bir tattır. Nitekim Hz. Peygamberin vahiy gelmeden önce Hira'da yaşadığı yalnızlık kendi tercihidir. O¸ bu yalnızlık vakitleri nedeniyle huzursuzluk değil¸ aksine derin bir huzur hissi yaşamıştır. Tasavvufi eğitimde yaşanan bir süreç olarak halvet de¸ bu bağlamda¸ yani tercih edilen bir yalnızlıktır. Tasavvuf kaynaklarında bu yaşantıya ilişkin çok sayıda bilgi olmakla birlikte¸ yazımızda konuyu psikoloji açısından ayrı bir düzlemde değerlendirmeye çalışacağız.
Ebû Talip el-Mekki¸ Kûtul-Kulüp adlı eserinde halveti tanımlarken "kalpten halka ait korku ve beklentilerin boşaltılması¸ bütün düşüncenin Yüce Yaratıcının emrettiği işlerde toplanması ve sebat üzere azmin kuvvetten dirilmesi"1 ifadesini kullanır. Buna göre halvette¸ bir korku¸ kaygı¸ terk edilmiş olma duygularının tam tersine¸ bir ünsiyet¸ toplum içinde yaşarken bulunamayan ayrı bir lezzet ve huzur duygusu vardır. İnsanın kendi kendisiyle yüzleşmesi yoluyla¸ çeşitli korku ve kaygılarını¸ suçluluk ve günahkârlık duygularını¸ pişmanlıklarını¸ gündelik hayata ilişkin yaşadığı sıkıntı ve streslerini¸ insan ilişkilerinden kaynaklanan problemli algılarını aşarak¸ derin bir ruhî sükûnet ve huzur atmosferine geçişi vardır. Bu geçiş dünyanın sorunlu¸ sıkıntılı ve sürekli meşakkatlerini dünyada bırakarak¸ ulvî bir alana yakınlaşma olayıdır.
Halvet¸ tasavvuf psikolojisinin önemli kavramlarından biridir. Halvet¸ görünüşte yalnızlık ama muhtevada Allah'la baş başa kalmaktır. Aradaki sorunları görerek onlardan kurtulup¸ asıl kaynakla buluşmaktır. Bu nedenledir ki halveti tercih eden birey¸ Yüce Mevla ile arasına giren ve dünyevî olan her şeyi sınırlar. Bu sınır¸ bireyin inandığı kutsal varlıkla yakınlaşmasını engellemeyecek oranda onlardan yararlanması anlamındadır. Örneğin¸ az yemek ve az uyumak gerekir. Bunların artacağı¸ halveti engelleyeceğinden¸ birey tam bir bilinç aydınlanması ve ilahî kaynakla buluşma noktasını elde edemez. Yine çok konuşmak¸ insanı bu atmosfere gitmekten alıkoyar. Bu nedenle de¸ İslâm büyükleri ve özellikle mutasavvıflar¸ sukûtu tavsiye etmiş¸ konuşunca da sadece iyilik ve güzellik üzerine konuşmak gerektiğini belirtmişlerdir. Nitekim Hz. Muhammed (sav): "Ya hayır söyleyin¸ yahut susun" buyurmuştur. Atalarımız da "konuşmak gümüşse susmak altındır." demişlerdir. Çünkü çok konuştukça günah işleme riski artmaktadır. Yalan¸ gıybet¸ iftira vb. hep bu nevi günahlardandır. Nitekim İmam Gazali¸ İhyau Ulûmu'd-Din adlı meşhur eserinde bunları dilin afetleri olarak açıklar.
Sonuç olarak kalplerimizi günah kirlerinden¸ hayatımızı stres ve kaygılardan azâde kılabilmek için¸ yer yer kendimizle ve Rabbimizle baş başa kalabilmek gerekir. Tasavvufta "halvet" terimiyle anlatılan bu arınma olayı¸ insanın "eşref-i mahlûkat" olmanın sırrını anlayabilmesine imkân tanıyabilecek önemli bir yaşantıdır. İnsan¸ kendi kendisiyle ilişki kurup¸ kendini anlayıp keşfetmeden doğru ve erdemli davranışları yeterince gerçekleştiremez. Başkalarını ve hayatı anlayabilmek için¸ önce kendini anlamak gerekmektedir. Bu açıdan¸ halvet yaşantısı¸ tasavvufta önemli bir eğitim evresidir. Bu evreyi başarıyla geçen mutasavvıflar¸ tüm hayatlarında yer yer yalnız kalabilme¸ susma ve psikoloji diliyle ifade edersek¸ toplum içinde birey olabilmeyi başarabilen insanlar olabilmişlerdir. Çünkü¸ halvet yaşantısında olduğu gibi¸ kendi iç uyumunu sağlayarak ve kişilik bütünlüğü zarar görmeden yaşanan ve tercih edilen yalnızlıklar¸ insanın huzur ve mutluluğu için önemli bir psikolojik destek işlevi görmektedir.


Mustafa Doğan KARACOŞKUN

Dipnot

1 Ebû Talip El-Mekkî¸ Kûtu'l-Kulûb¸ çev. Yakup Çiçek¸Dilaver Selvi¸ C.I¸ İstanbul¸ 2004¸ s. 392.