Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

İslam'a göre aile reisi erkek midir?

Konusu 'EVLİLİK MÜESSESESİ' forumundadır ve sultan_mehmet tarafından 28 Ağustos 2009 başlatılmıştır.

  1. sultan_mehmet

    sultan_mehmet © ◄ كُن فَيَكُونُ ► Yönetici Forum Administrator

    Mesajlar:
    16.604
    Beğenileri:
    2.897
    Ödül Puanları:
    9.598
    İslam’a göre aile reisi erkek midir? Bunu erkeklerin kadınlardan üstün olduğu şeklinde yorumlayabilir miyiz?

    Erkeklerin de kadınların da yaratıcısı, sahibi, maliki olan Allah, Kur’an-ı Kerîminde şöyle buyuruyor:

    “Erkekler kadınlar üzerine hâkimdir (idarecidir). Çünkü Allah teâlâ onların bazısını bazısı üzerine tafdil buyurmuştur (üstün yaratmıştır). Ve (erkekler) mallarından infak etmektedirler (kadınlara harcamaktadırlar). Saliha kadınlar itaatlidirler. Allah u teâlâ’nın hıfzı sayesinde gaybı (kocalarının gıyabında, ırz ve mallarını) muhafaza ederler.” (Nisa Sûresi, 34 )

    Bu âyet-i kerime hakkında Elmalılı Hamdi Yazır’ın yaptığı özlü bir tefsir şöyledir:

    “Erkekler kadınlar üzerine hâkimdir. Aile içerisinde hâkimiyet, yâni aile fertlerini koruyup gözetme vazifesi, erkeğe verilmiştir. Âyetten, erkeğin bu vazifeyi yapmak üzere kadından daha üstün kılındığı anlaşılmakla beraber, açıkça ‘Erkekleri kadınlardan üstün kılmıştır.’ yerine ‘Bazısını bazısından üstün kılmıştır.’ buyurulmasının da, daha başka mânâları vardır. Şöyle ki, bu tarz ifadeden anlaşıldığına göre, gerek kadının gerek erkeğin birbirinden üstün tarafları vardır. Aile çatısı altında, her iki tarafın üstün meziyetleri birleştirilir ve ailenin ihtiyaçları yanında, saadeti de temin edilmiş olur.”

    Yine bu tarz ifadeden şu mânâ anlaşılmaktadır: ‘Her erkek her kadından üstündür.’, diye bir hüküm vermek doğru olmaz. Bazı kadınların müstesna bir yaratılışa sahip oldukları, yine bazı erkeklerin de, erkeğe ait hususiyetleri taşımada, bazı kadınlardan daha yetersiz oldukları ayrı bir gerçektir.

    Bununla beraber, aile en küçük bir cemaat olması itibariyle, onun her halükârda bir hâkimi olacaktır. Bu hâkim, her zaman ve her şart altında, yine erkektir. Bunu da âyetin devamından anlıyoruz.

    Erkekler için ‘...ve mallarından infak etmektedirler.’ yâni çoluk çocuğun ve hanımın nafakalarını temin etmektedirler, buyruluyor ve âyet-i kerime: ‘Onun için, iyi kadınlar itaatkârdırlar.’ diye son buluyor.”

    Demek ki, aile içerisinde, hâkimiyet hakkı erkeğe verilmiş; kadının da, ancak, kocasına itaat etmekle “iyi kadın” olabileceği ifade buyurulmuş...

    Bu hâkimiyet meselesiyle ilgili olarak, peygamberlik, imamet gibi birçok vazifelerin de, erkeklere verilmiş olduğuna ayrıca dikkat çekmek isteriz. Ama bu demek değildir ki, her erkek, her kadından mutlaka üstündür. Âyetin tefsirinde de ifade edildiği gibi, fazilet ve meziyette, erkekleri çok gerilerde bırakan nice müstesna kadınlar yaratılmıştır. Hazret-i Fatma (ra.)gibi.
     
    Sponsorlu bağlantılar
  2. FERASETLİ

    FERASETLİ KF Ailesinden Özel Üye

    Mesajlar:
    8.341
    Beğenileri:
    113
    Ödül Puanları:
    1.017
    Bu hâkimiyet meselesiyle ilgili olarak, peygamberlik, imamet gibi birçok vazifelerin de, erkeklere verilmiş olduğuna ayrıca dikkat çekmek isteriz. Ama bu demek değildir ki, her erkek, her kadından mutlaka üstündür. Âyetin tefsirinde de ifade edildiği gibi, fazilet ve meziyette, erkekleri çok gerilerde bırakan nice müstesna kadınlar yaratılmıştır. Hazret-i Fatma (ra.)gibi:tşk::art::art::art:
     
  3. KuranTalebesi

    KuranTalebesi Yeni Üye Acemi

    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    10


    Erkeklerin de kadınların da yaratıcısı, sahibi, maliki olan Allah, Kur’an-ı Kerîminde şöyle buyuruyor:

    “Erkekler kadınlar üzerine hâkimdir (idarecidir). Çünkü Allah teâlâ onların bazısını bazısı üzerine tafdil buyurmuştur (üstün yaratmıştır). Ve (erkekler) mallarından infak etmektedirler (kadınlara harcamaktadırlar). Saliha kadınlar itaatlidirler. Allah u teâlâ’nın hıfzı sayesinde gaybı (kocalarının gıyabında, ırz ve mallarını) muhafaza ederler.” (Nisa Sûresi, 34 )
     
  4. KuranTalebesi

    KuranTalebesi Yeni Üye Acemi

    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    10


    Erkeğin Kadından Üstün Olduğu Kabulü

    Kadına yönelik ayrımcılığın önemli nedenlerinden biri de erkeğin
    mutlak olarak kadından üstün olduğu iddiasıdır. Elbetteki erkekler
    yaratılış olarak daha güçlü olabilirler. Nitekim bazı kadınlar fiziksel
    olarak bazı erkeklerden güçlü olabildiği gibi erkeklerin de bazısı
    bazısından daha güçlüdür. Ancak bu durum, hukuken herhangi bir
    üstünlük anlamına gelmez. Erkekler arasında fiziksel gücü esas alıp
    ayırım yapmak nasıl yanlışsa erkekle kadın arasında da böyle bir
    ayırıma gitmek son derece hatalıdır. Erkekle kadın, yaratılış olarak
    birbirinin aynı değildir; tıpkı bütün insanlar fert olarak birbirlerinin aynı
    olmadığı gibi. Bu durum, sadece farklılık ifade eder, yoksa üstünlük
    ifade etmez.
    Üstünlük iddiasını dile getirenler, bazı deliller aramaya çalışmışlar,
    bu doğrultuda Kur’ân’dan da destek bulduklarını sanmışlardır. İşte ilk
    delilleri:
    a) “Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine farklı kılması
    sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların
    yöneticisi ve koruyucusudur.”83
    Nisâ sûresinin 34. âyetinde erkeklerin kadınlara kavvâm olması
    cinsiyetten değil, yöneticilikten kaynaklanmaktadır. Zaten bu kelimenin
    anlamlarından biri de “tercihte öncelik”tir. Câhiliyye döneminde
    kadının yöneticilik ya da toplum düzenindeki yeri düşünüldüğünde
    özellikle erkeğin mâlî harcamalardaki önceliği tarihî bir vaka olarak
    ortadadır. Ancak bu durum cinsiyetten değil, meşguliyetten
    kaynaklanmaktadır. Yönetici eğer kadınsa ona da bu anlamda
    ayrıcalığın verildiği ve kendisine itaat edilmesinin zorunluluğu anlaşılır.
    Oysa bazı müfessirler, bu âyetten hareketle peygamberlik, velayet,
    şahitlik, cihad ve benzeri görevlerde erkeklerin etkinliğini ileri
    sürmüşler, kadınları erkeklere göre daha az akıllı saymışlar, yönetme
    gücüne daha az sahip gördükleri için kadınları yönetilen olarak
    değerlendirmişlerdir.85 Bazı müfessirler ise konuya daha farklı açılardan
    bakabilmişlerdir.
    Nisâ 34. âyetteki kavvâmûn kelimesini aslında şöyle anlamak durumundayız:
    Kayyımlık, erkeklerin evin mali harcamalarını üstlenmeleri ve
    fizikî kuvvet bakımından güce sahip olmaları, bu çerçevede ailenin mali
    ve hukukî haklarını korumaları sebebiyle aile içinde görevlendirilmiş
    olmaları anlamına gelir. Bu görevlendirme bir üstünlük değil, sadece bir
    sorumluluk ifadesidir. Tıpkı bir okuldaki öğretmenlerden birinin müdür
    olarak tayin edilmesi gibi. Bazı yetenekleri ve farklılıkları sebebiyle bir
    öğretmen müdür yapılır, bu durum onun diğerlerinden üstün olduğunu
    göstermez. Bir süre meziyeti farklı olan biri idareci olur, sonra bir başkası
    o düzeye gelir, bu defa da görevi o alır. Ancak bunların hiçbiri in-
    sanların birbirinden üstünlüğünü ifade etmez. Sadece bu kişi yetenek ve
    becerilerine dayalı olarak görevlendirilmiş ve sorumlu tutulmuş olur…87
    Kur’ân’ın indirildiği dönemleri düşündüğümüzde toplumda ve ailede
    erkeğin konumunun tartışmasız üstünlüğü söz konusuydu. Bu üstünlük
    pratiklerine rağmen Kur’ân, “Allah bazı insanları diğer bazılarından
    üstün kıldığı için” diyerek erkeğin üstünlüğünün cinsiyetten kaynaklanmadığını
    ifade etmek istemiştir. Zira aile içerisinde aileyi koruma,
    ekonomik işleri idare etme, karar verme mekanizmasında bu yeteneklerin
    kadınlarda bulunması durumunda da kadının karar mercii kılınmasına
    bir engel bulunmamaktadır. Yani kadının güçlü ve yetenekli olduğu
    ailelerde zaten karar verme yetkisi kadına geçmekte ve erkek, kadının
    kararlarına uymaktadır.88 Buradan hareketle yeteneklerin eşit olduğu
    durumlarda kadın ve erkeğin birlikte karar vermesinde ve sorumlulukları
    birlikte paylaşmasında da herhangi bir sorun olmayacaktır.
    b) Üstünlük taraftarlarının ikinci delili de şu âyettir: “Erkekler, kadınlar
    üzerinde öncelik sahibidirler.”89
    Âyette işlenen konu, boşanmak durumunda olan kadınların bu süreçte
    takip edecekleri yolla ilgilidir. Boşanma aşamalarında eğer kocaları
    barışmak isterlerse bu durumda söz konusu kadınları geri almaya daha
    fazla hak sahibi oldukları, birbirlerinde eşit hakları bulunduğu ve eşine
    geri dönme, yani evliliği devam ettirme noktasında başkasına göre kendi
    eşlerinin önceliğinin bulunduğu ifade edilmektedir. Buradaki mesele,
    boşanma gerçekleşmeden önce eşlerin birbirlerine dönmelerinde öncelik
    sahibi olduklarının beyanından başka bir şey değildir.90
    Ayetteki derace kelimesine “öncelik” anlamı verilmesi durumunda ilk
    maddede zikredilen yöneticiliğin de belli farklılıklar nedeniyle aslında bir
    çeşit öncelik hakkı olduğu anlaşılır. Zaten bu kelimenin anlamlarından
    biri de “geldiği yola geri dönmek, terk ettiği işe geri dönmek”tir.91 Dolayısıyla
    derace kelimesinin anlamını “erkeğin kadına mutlak anlamda üs-
    tünlüğü” olarak değil, bağlamı da göz önünde tutarak “öncelik” şeklinde
    anlamak en doğrusudur.
    Evin içerisinde veya toplumda ya da herhangi bir meslekte her kim
    bir yöneticilik konumunda ise onun söz konusu işte bir önceliği vardır
    demektir. Tıpkı çeşitli mesleklerde veya kurullarda oylamanın eşit çıkması
    durumunda başkanın tarafının ileri sayılması gibi.
    Bakara 228. âyette şu ifade de yer almaktadır: “Erkeklerin kadınlar
    üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları
    vardır.” İşte bu cümle kadın ve erkeğin birbirine yönelik hakları ve
    sorumluluklarının bulunduğunu, bu itibarla, “Onlar sizin için siz de
    onlar için örtüsünüz”92 âyeti gereği birbirinin elbisesi olan bu iki cinsin
    aslında birbirlerinin maddeten “eşit”leri değil de hukuken ve sosyal
    olarak hem “eşit”leri hem de “eş”leri oldukları anlaşılmış olur.
    Nisâ 34. âyette ekonomik işlerdeki görevlendirilme anlatılmış olmasına
    ve insanların bu anlamda birbirinden farklı olduğu ifade edilmesine
    rağmen meseleyi alken, dinen ve hukuken üstünlük şeklinde anlamlandırmak
    gerçeği yansıtmaktan uzaktır. Zaten kayyımlık, “başkasının işini
    üstlenme” anlamında bir kavramdır; dolayısıyla ekonomik açıdan üstlenilen
    yükümlülük ve sorumlulukları gerektirir.
    Özetlemek gerekirse kadın-erkek farklılıkları cinsiyetten değil, işlevlerinden
    kaynaklanmaktadır. Tıpkı zevc kelimesinin ayakkabı ile kullanılması
    gibi. İki ayakkabı da aslında birbirlerine denktir; ama birini diğerinin
    yerine giymek doğru değildir. Ayakkabıları ters giymek hem ayaklara
    hem de ayakkabılara haksızlıktır.93 Hz. Peygamber’in, kadınlaşan
    erkeklere ve erkekleşen kadınlara yönelik lanet haberini94 vermesi
    de işte bu gerekçeyle anlamını bulur.
    6. Kadının, Kocasına İtaate Mecbur Olduğu İddiası
    Nisâ 34. âyette itaate konu edilen kânitât kelimesi dişi/müennes
    kalıbında yer aldığı için buradan “kadınların erkeklere itaat etmesi gerektiği”
    ne dair birtakım çıkarımlar yapılmıştır. Meselâ Beydâvî, bu itaatin
    gerekçesini erkeklerin akıl, idare, güç, çalışma, itaat, şahitlik, miras,
    cihad vs. konularda kadınlardan üstün olmasına ve, “Kadınların en hayırlısı
    kocasının emrine itaat edendir”95 rivayetine bağlamışken96 Beğavî Hz. Peygamber’e nispet edilen, “Herhangi bir insana secdeyi emretseydim
    kadının, kocasına secde etmesini emrederdim”97 rivayetine bağlamıştır.
    98 Bu arada pek çok müfessir de bu ve bu doğrultudaki kanaatleri
    paylaşmıştır.99
    Âyette geçen kânitât ve bu kökten gelen kelimelerin Kur’ân’daki kullanımlarına
    bakıldığında bu kelimenin, eşlerin birbirlerine veya kadınların
    kocalarına itaatiyle ilgili değil, Allah’a itaatle ilgili kullanıldıkları görülmektedir.
    İşte bazı örnekler:
    a) “Ey Meryem! Rabbine boyun eğ, itaat et.”100 Bu âyette melekler,
    Hz. Meryem’e Rabbine boyun bükmesi emrini vermişlerdi. Zaten Hz.
    Meryem’in boyun bükenlerden olduğu Kur’ân’da vurgulanmaktadır.101
    Hz. Meryem’in itaatinin eşine değil, Allah’a yönelik olduğu çok açıktır;
    çünkü onun eşi yoktu.
    b) “Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi kendini Allah’a
    veren, inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan,
    dul ve bâkire eşler verebilir.”102 Daha hayırlı kadınların özelliklerinin
    sayıldığı işte bu âyette yer alan kânitât kelimesi de Hakk’a itaati ifade
    etmektedir. Çünkü bu âyetin sonundaki seyyibât ve ebkâr, yani “dul” ve
    “bakire” kadınlar sıfatları kânitât kelimesini de nitelemektedir. Dul kadının
    kânite oluşu, yani eşine yönelik tutumu denenmiştir; ama henüz
    bakire bir bayan için bu durum söz konusu değildir.
    c) Kadının, kocasına itaate mecbur olduğu iddiasında delil olarak
    kullanılan söz konusu kelime Ahzâb 35. âyette, hem el-kânitîn şeklinde
    erkekler için, hem de el-kânitât şeklinde bayanlar için peşpeşe kullanılmaktadır.
    Eğer itaat, karşı cinse yönelikse o zaman eşlerin birbirlerine
    itaati kastediliyor demektir. Bize göre söz konusu kelime, her kullanıldığı
    yerde karşı cinsi değil de Allah’a itaati ifade etmektedir. İşte, “Sizden
    kim, Allah’a ve Resûlüne itaat eder ve yararlı iş yaparsa”103 âyetinde
    hem kunût, hem de sâlih amel yer almakta, itaat ise Allah ve Elçisi ile
    ilişkilendirilmektedir. Elçi’nin burada yer almasının nedeni haksız yere
    çeşitli beklentiler içerisine giren eşlerinin bundan vaz geçmeleri, Allah’a
    ve Elçisine itaate devam etmeleri durumunda kendilerine ecrin iki kat
    verileceğinin bildirilmesinden ibarettir.
    d) Kânitât kelimesi Nisâ 34. âyette sâlihât “iyi, düzgün kadınlar” ifadesi
    ile hâfizât “namuslarını koruyan kadınlar” ifadelerinin arasında yer
    aldığı için bu kelimeyi “Allah’a itaat eden kadınlar” diye anlamlandırmak
    zorundayız.104 Bir cümlenin içindeki sıfatların birini başka, diğerlerini
    başka isimlerle veya kelimelerle ilişkilendirmek, metni zorlamak anlamına
    gelir.
    e) Bu âyetlere ilave olarak gece boyu secde halinde Rabbine itaat
    edenlerden,105 Hz. İbrahim’in Allah’a itaatte tek kişilik ümmet oluşundan,
    106 göklerde ve yerdeki her şeyin, ruh taşıyan varlıkların Allah’a boyun
    eğmesinden,107 namazlara dikkat edilip Allah’a boyun bükmenin
    gerekliliğinden söz eden âyetlerde108 de kânit kelimesi kullanılmıştır.
    Bütün bu kullanımlarda Yüce Allah’a kulluk söz konusu edilmiştir.Kur’ân’da Yüce Allah, Hz. Peygamber’e biat eden kadınların biatlarını
    kabul etmede ön gördüğü şartlar arasında “Marufta (doğru ve yararlı
    işlerde) sana isyan etmeyecekler”109 ifadesine yer vermektedir. Demek ki
    Peygamber’e bile itaatin şartı vardır. İsyan etmemek bir anlamda istisna
    içermektedir; yani maruf/iyi, doğru, yararlı olmayabilen işlerde itaat
    gerekmez. Buna rağmen kadını, mutlak surette kocasına itaatkâr ilan
    etmek, kadına bakışta takınılan olumsuz tavrın devamıdır.
    Yukarıda naklettiğimiz ve konuyla ilgili nakledemediğimiz rivayetlerin,
    doğarken cinsiyetini tercih imkanından yoksun olarak doğan bir
    insanın, peşinen karşı cinse hizmetçi veya köle gibi yaratılması anlamını
    çağrıştıran bu yapıları nedeniyle Kur’ân mantığı ve bütünlüğü çerçevesinde,
    Kur’ân’da kadına verilen değer ve pek çok konuda onun erkekle
    eşit tutulduğu gerçeğini unutmadan yeniden gözden geçirilmesinin kaçınılmaz
    bir ihtiyaç olduğu ortadadır.


    ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    82 Bu ifadeler ve rivayetlerle ilgili değerlendirmeler için bkz: Ateş, Ali Osman, “Kadının
    Cinsel sorumluluğu İle İlgili Bazı Rivayetler”, İslâmiyât, cilt: III, sayı: 2, Ankara, 2000,
    s. 97-107.
    83 Nisâ 4/34.
    84 Isfehânî, Rağıb, Müfredâtü Elfâzı’l-Kur’ân, Beyrut, 1997, s. 690
    85 Örnek olarak bkz: Ebussuud, İrşâd, I, 339.
    86 Semerkandî, buradaki üstünlüğün kadına infak ve hakkının verilmesi konusunda
    olduğunu beyan etmektedir (Semerkandî, age., I, 299). Hamdi Yazır, genel kanaat olarak
    erkeğin kadından üstün olduğunu kabul etse de özellikle kavvâmûn kelimesine getirdiği
    izahta “bakan, koruyan, işi idare eden kişiler” ifadelerini kullanmış ve şu değerlendirmeleri
    yapmıştır: “(Âyet) bir taraftan erkeğin üstünlüğünü anlatırken diğer taraftan
    da kadının değer ve üstünlüğünü bildirir. Ve bu ayırım içinde eşitlik iddiasını kaldırarak
    karşılıklı olarak farklı bir eşitlik metoduyla öyle bir birlik sağlar ki bu durum
    sultan ile ümmet arasındaki karşılıklı haklara benzeyecek ve bu şekilde aile terbiyesi,
    toplum terbiyesi ve siyasi terbiyenin bir başlangıcı olacaktır… Âyetteki hüm zamirinin
    delalet ettiği mana ile bundan erkeklerin kadınlara üstünlüğü ve tercihleri anlaşılmakla
    beraber, âyetin öyle güzel bir açıklaması vardır ki bu üstünlük ve değeri, “Allah o erkekleri
    kadınlara üstün kılmıştır” diye mutlak surette erkeklere tahsis etmemiş, kapalı
    olarak bazısının diğer bazısına üstünlüğünü ifade etmiştir. Bu ise erkeğin kadında bulunmayan,
    yaratılıştan var olan birtakım üstünlüklere sahip olduğu gibi, aynı zamanda
    kadının da erkekte bulunmayan yaratılıştan var olan bazı üstün vasıflara sahip olduğunu
    ve bundan dolayı her ikisinin birbirine değişik yönlerden muhtaç olduklarını ve
    bu şekilde erkekle kadının yaratılıştan farklı ve karşılıklı olarak birbirlerinden üstünlükleri
    olduğu gibi her erkeğin ve aynı şekilde her kadının da seviyelerinin bir olmadığını
    ve bundan dolayı her erkeğin her kadın ile tek olarak mukayese edilemeyeceğini ve
    bununla birlikte bütün bunlar toptan karşılaştırılınca kadınların erkeklere ihtiyacının
    erkeklerin kadınlara ihtiyacından daha fazla olduğunu ifade eder…” (Yazır, Elmalılı
    Muhammed Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, Azim Dağıtım, İstanbul, ts., II, 556-557.)
    Süleyman Ateş ise şunları ifade etmektedir: “Erkek bazı yönlerden üstün olmakla beraber
    kadına böbürlenme, ona baskı yapma hakkına sahip değildir. Çünkü kadınla erkek,
    bir bütünün parçaları durumundadırlar. Nitekim âyette, “Allah erkekleri kadınlardan
    üstün kıldığı için” denmeyip, “Allah bazı insanları diğer bazılarından üstün kıldığı
    için” denmesinde bu noktaya işaret vardır. Bedende baş ne kadar değerli ise kalb
    de o kadar değerlidir. Erkek baş durumunda ise kadın da kalb durumundadır. Bunlardan
    birinin daha çok yarar taşıması, daha üstün yaratılması diğerinin değerini azaltmaz
    (Ateş, Kur’ân Ansiklopedisi, ts., XI, 94). Kavvâmûn kelimesinin “işi tam anlamıyla
    yapan, kadın işlerini hakkıyla yerine getiren, onu korumada itina gösteren” anlamına
    geldiğini ifade eden ilim adamları da vardır. (Bayraklı, Yeni Bir Anlayışın Işığında
    Kur’ân Tefsîri, İstanbul, 2000-2007, V, 123
    87 Bu konuda güzel bir değerlendirme için bkz: Yavuz, age., s. 113.
    88 Yavuz, age., s. 114.
    89 Bakara 2/228.
    90 Esed, bu âyeti tercüme ederken şu ifadeleri tercih etmiştir: “… Ve bu süre zarfında
    barışmak isterlerse kocalarının onları kabul etmeye öncelikle hakları vardır; ama adalet
    ölçülerine göre, kadınların (kocaları üzerindeki) hakları, (kocaların) onlar üzerindeki
    haklarına eşittir, ancak erkekler (bu konuda) onlar üzerinde öncelik sahibidirler.” Bu
    tercümenin izahında da şu ifadeleri kullanmıştır: “Bekleme süresi (iddet) bitiminden
    önce koca, bu geçici boşanmadan vazgeçme arzusunu beyan etse de, boşanmış kadın,
    evlilik ilişkisinin yeniden kurulmasını reddetme hakkına sahiptir. Ancak, ailenin nafakasından
    koca sorumlu olduğu için, geçici boşanmanın iptali konusunda ilk tercih
    hakkı ona aittir.” (Bkz: Esed, age., s. 67 ve 216. not.)
    91 İbn Manzûr, Cemâliddîn Muhammed b. Mükerrem, Lisânü’l-‘Arab, Beyrut, 2003, V,
    237.
    92 Bakara 2/187.
    93 Zevc kelimesinin anlamı için bkz: İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, VII, 75-77.
    94 Hadis için bkz: İbn Mâce, Nikâh, 22.
    95 Rivayetin bu bölümü için bkz: Nîsâbûrî, Ebû Abdillah Muhammed b. Abdillah el-
    Hâkim, el-Müstedrek ‘ale’s-Sahîhayn, Beyrut, 1990, II, 175; Makdisî, Ebû Abdillah
    Muhammed b. Abdilvâhid b. Ahmed, el-Ehâdîsü’l-Muhtâra, Mekke, 1410, IX, 456;
    Nesâî, Ebû Abdirrahman Ahmed b. Şuayb, es-Sünenü’l-Kübrâ, Beyrut, 1991, V, 310
    96 Beydâvî, Ebû Sa‘îd b. Ömer b. Muhammed, Envâru’t-Tenzîl ve Esrâru’t-Te’vîl, Beyrut,
    1996, II, 184.
    97 İbn Hıbbân, Ebû Hâtim Muhammed, Sahîh, Beyrut, 1993, IX, 479. Bu rivayetin bir
    benzerinde rivayetin öncesinde bir kadının, kocasının kanını vs. yalasa bile hakkını ödeyemeyeceği
    de ifade edilmektedir. Hâkim, bu hadisin isnadının sahih olduğunu, ancak
    Buhârî ve Müslim’de yer almadığını belirtmiştir. Bkz: Hâkim, el-Müstedrek, II,
    206. Kâsımî de bu hadisin Tirmizî’nin K. Nikâh 10. babında olduğunu söylüyorsa da
    ilgili yerde biz bu rivayeti bulamadık. Kütüb-i Sitte içerisinde Ahmed b. Hanbel’in
    Müsned’inde bu rivayet, Mu‘âz b. Cebel’in Yemen’den döndüğünde Rasûlüllah’ın yanına
    gelip: “Ey Allah’ın elçisi, Yemen’de insanların birbirlerine secde ettiklerini gördüm;
    biz de sana secde edelim mi?” deyince Nebî (as) ona: “Bir insanın başka bir insana
    secde etmesini emredecek olsaydım kadının, kocasına secdesini emrederdim” demiş
    (bkz: Ahmed b. Hanbel, V, 227-228). Tabii buradaki bağlam, kadın erkek ilişkilerinden
    ziyade, muhtemelen devlet idaresindekilere yönelik belki de halkın tazımini göstermekteyken
    bunu kadın-erkek ilişkilerinde delil olarak kullanmak doğru değildir. Kaldı ki
    Hz. Peygamber’in böyle bir söz söyleyip söylemediğini yeniden araştırmak da görevler
    arasındadır.
    98 Beğavî, Ebû Muhammed Hüseyin, Me‘âlimü’t-Tenzîl, Beyrut, 1978, I, 422.
    99 Râzî, Vâhıdî’den naklen itaatin Allah ve kocaları içine alan bir boyun büküş olduğunu
    da beyan etmektedir. Bkz: Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb, X, 89. Diğer müfessirlerin görüşleri
    için de ayrıca bkz: Semerkandî, age., I, 300; Taberî, Câmi‘u’l-Beyân, V, 59-61; Vâhıdî,
    el-Vecîz, I, 263; Mâverdî, en-Nüketü ve’l-‘Uyûn, I, 481; Tabresî, Ebû Ali el-Fadl b. Hasan,
    Mecme‘u’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân, Beyrut, 1994, III, 76; Zemahşerî, Mahmud
    b. Ömer b. Muhammed, el-Keşşâf ‘an Hakâıkı Ğavâmidı’t-Tenzîl ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl
    fî Vücûhi’t-Te’vîl, Beyrut, 1995, I, 496; Âlûsî, Şihâbuddîn Mahmud, Rûhu’l-Me‘ânî fî
    Tefsîri’l-Kur’âni’l-Azîm ve’s-Seb‘ı’l-Mesânî, Beyrut, 1985; Kurtubî, Ebû Abdllah Muhammed
    b. Ahmed, el-Câmi‘ li Ahkâmi’l-Kur’ân, Beyrut, 1988, V, 111; İbnü’l-Cevzî,
    Abdurrahman b. Ali b. Muhammed, Zâdü’l-Mesîr fî İlmi’t-Tefsîr, Beyrut, 1994, II, 47;
    Suyûtî, Muhammed b. Ahmed, Abdurrahman b. Ebî Bekr el-Mahallî, Tefsîru’l-
    Celâleyn, İstanbul, ts., I, 77; Suyûtî, Abdurrahman b. Kemâl Celaleddîn, ed-Dürrü’l-
    Mensûr fi’t-Tefsîr bi’l-Me’sûr, Beyrut, 1993, II, 514; Ebussuud, İrşâdü’l-Akli’s-
    Selîm, II, 174; Ebû Hayyân, Muhammed b. Yûsuf, el-Bahru’l-Muhît, Beyrut, 1992, III,
    624; İbn Kesîr, Ebu’l-Fidâ İsmail b. Ömer, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, İstanbul, 1986, I,
    491; Şevkânî, Muhammed Ali b. Muhammed, Fethu’l-Kadîr, Kahire, 1964, I, 460;
    Tabâtabâî, Muhammed Hüsayin, el-Mîzân fî Tefsîri’l-Kur’ân, Tahran, 1372, IV, 366-
    367; Kâsımî, Muhammed Cemalüddîn, Tefsîr, Kahire, ts., V, 1219-1221.
    100 Âl-i İmrân 3/43.
    101 Tahrîm 66/12.
    102 Tahrîm 66/5.
    103 Ahzâb 33/31.
    104 Böyle bir anlamı tercih edenler de kuşkusuz vardır. Bkz: Bayındır, age., s. 203-204.
    105 Zümer 39/9.
    106 Nahl 16/120.
    107 Bakara 2/116; Rûm 30/26.
    108 Bakara 2/238; Âl-i İmrân 3/17
    109 Mümtehıne 60/12.


    Prof. Dr. Mehmet Okuyan
     
  5. YİĞİDO

    YİĞİDO Üye Kademeli

    Mesajlar:
    5.468
    Beğenileri:
    99
    Ödül Puanları:
    1.042
    Allah razı olsun inş. Hocam......
     
Daha önce açılmış benzer konular:
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş