Inanıyor Muyuz?

<<sevde>>

Deneyimli Üye
Acemi
#1
İNANIYOR MUYUZ?
İçine giriş ve kabullenişteki kolaylık nisbetinde, çetin imtihanların dizi dizi sıralandığı bir müessese: İmân müessesesi!.. İç içe ızdırablar onda; sonsuz, küme küme mahrumiyet onda saklı...Musibetin birinden kurtulurken belini çatır çatır kıracak ikinci musibet, başının üstünde hazırdır.
"Belânın en çetini Peygamberlere, sonra Hakk'ın makbulü velîlere ve derecesine göre diğer mü'minlere" sözü ile bu gerçeği ele alan zaman ve mekânın bir tanesi, Hakk'ın meftunu, vefakâr bendeleri ile yaşamış, dayanmış ve ulaşılmazlara ulaşmış tek varlıktır.
En büyük hakikatı, insanlık semasının güneşinden alma mazhariyetini kazananlara geline; onlar duyuş ve tasvir edişlerle antılamayacak kadar büyüktür. Mukaddes şeyler üzerine yemin ediş ve söz verişlerin çok fevkinde "İnandım!" deyişin, hâl ve davranışlardaki fevkalâde tezahürü onlarda...
Peygamberi müjdeleyen, rüzgârlardan nasipli büyük Sa'd'ın babası "Hanîf" Zeyd, geleceğin ışık menbaından aldığı bir-iki parıltı ile: "Lât, Uzza.. Hepsini terkettim! Basireti olan herkes benim gibi yapar." demek suretiyle dağ dağ baskı ve hakaretin üzerinde toplandığı görgüsüz ilk çilekeş ve son demin peygambersiz mü'minidir. Mekânın Efendisi'nin, itibarî bir hattan ibaret olan zamanı bertaraf ederek onun elinden tutmayacağı iddia edilemez. Gökte müjde, yerde nişan! Renk ve ziyanın beklediği atının dizginlerini bu cihet yurduna çevirince, yaşlı küre neş'esinden Kisra'nın sütunlarını yıkar. Onda saadet sonsuz... Onda beşerin beklediği varoluş ümidi... Fakat bütün bunlar ateşten çember içinde.. Bir gül binlerce diken arasında.. Sadre şifa verir bir hâl, göğüs kemiklerini çatırdatan hâdiseler ötesinde... Bir damla âb-ı hayat, ancak develerin iliklerindekini içecek hâle gelen, yanmış ve dudakları patlamışlara veriliyor. Aklın iflâs ettiği en garip nokta; yapılan her şey cana minnet biliniyor. Ayağının ucunu dokunduramayacağın kızgın çakıllar üzerinde, Allah'ın günü sırtüstü yatırılıp, göğsüne kendinden ağır taşlar yüklenen Habbab şöyle düşünüyor: "Bu dava çok büyük, bu yük çok ağır; sen çok zayıfsın Habbab! Senin bu işkencelere katlanmanı mı, yoksa Allah' Resûlü'nün ayağına bir dikenin batması mı? Habbab'lar ölsün, fakat onun ayağına bir diken batmasın!.." Sonra vali bulunduğu zaman etrafındaki ihtişama bakar, eski acı günler içindeki tatlılığı düşünür ve ağlar...
O'nlar inanıyorlardı. Gençliğin en alımlı demlerinde kurtarıcıyı tanıyan, Allah şehrinin muhaciri Ammar ve onun gibi sadece bir-iki bahtiyarın ulaşabildiği mazhariyettir bu...
Bâdiyeden gelip Mekke'ye yerleşme ve sonra Ebedî Nur'a kavuşma.. O'nun mazhariyetlerinden biri de ilk İslâm şehidi bir kadının çocuğu oluşudur. İmânı uğruna, gelecek herşeye katlanmaya azîmli büyük kadının çekmediği kalmaz; en son, başı kaynayan suya sokulur, saçları dökülür, yüzü kebap olur. Bütün bunlardan sonra göğsüne demir vurulur. O, gözleri yükseklerin yükseğine dikilirken son sözlerini söyler: "Allah'tan başka mabud yok. Muhammed (sav) O'nun Resûlü'dür." Kısa bir zaman sonra, aynı akıbete babasının dahi düçar olduğunu gören Yasir oğlu Ammar, bunların ızdırablı müşahidi iken yakalanır. Çarmıha gerilir ve vücudunun muhtelif yerlerine kızgın demirler basılmağa başlar. Tahammül edilmez bu eziyetler, sırf Allah'ın Resûlü ile buluşup görüştüğü içindir. Bir gün olur ki, ızdırab beşerin götüremeyeceği kadar ağırlaşır. Ammar dilinin ucu ile, O'nunla görüşmeyeceğini söyler. Bağları çözülür çözülmez ilk fırsatta Resûl'ün huzuruna gelir ve hüngür hüngür ağlar. Efendisi'nin "Kâlbin nasıl?" sualine karşı, "Allah ve Resûlü'ne îmânla dolu" cevabını verdiği zaman, merhamet kânı büyük insan, O'nu okşar ve iltifat eder. Bu devran; isimli-isimsiz binlerce kahramanın ceyhun olan gözyaşları ile, çağlayan kanları ile başlamış ve böylece devam etmiştir.
Bu yol uzaktır,
Menzili çoktur,
Geçidi yoktur,
Derin sular var.

İnsanların ebedî varoluştan nasipleri, çektikleri meşakkat ve ıstırap nisbetindedir. Geçenlerde bu, ölçü ve hudut kabul etmez şekilde idi. Onlar İslâm için yaşıyor ve hatırı her şeyden âlî olanın hatırını kırmamak için, inşa edecekleri müessesenin çamurunu kanlar ile yoğuruyor ve kemiklerini moloz yerine kullanıyorlardı. O binanın zemini ızdırab, duvarları elem, tavanı yıldız yıldız namütenahîlik...
Selâm Hakk'ın mergubu, Hakk yolunun meczubu inanmışlara!.. Bilmiyorum ki, biz inanıyor muyuz?..