Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

Falaka kitabının özeti kısa

Konusu 'GENEL KÜLTÜR' forumundadır ve sultan_mehmet tarafından 8 Aralık 2012 başlatılmıştır.

  1. sultan_mehmet

    sultan_mehmet © ◄ كُن فَيَكُونُ ► Yönetici Forum Administrator

    Mesajlar:
    16.603
    Beğenileri:
    2.897
    Ödül Puanları:
    9.598
    Falaka kitabının özeti kısa ve konusu

    Kitabın Konusu: Ahmet Rasim‘in çocukluk günlerinin anlatıldığı bir anı kitabıdır. Genellikle okul ve öğretmen teması işlenmekte Cumhuriyet yıllarından önceki eğitim sistemi hakkında detaylı bilgiler anı biçiminde okuyucuya sunulmaktadır.

    Cumhuriyetin kurulmasından önce, öğrenciler hem kendi okulunun hocasından, hem de başka okulun hocalarından korkarlardı. Bu hoca korkusu, diğer cin, peri, kurkularına benzemezdi.Kendisini itirazsız saydıran bir korkuydu bu.

    Kitapta kendi ağzından okul anıları anlatılır. Ali bakkala gittiği anda Hoca ile karşılaşır ve hoca onu okula götürür bütün gününü burda geçiren ali eve geldiğinde annesine okula gittiğini söyler annesi bu duruma sevinmiştir bir kaç gün sonra okula başlar.
     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2014
    Sponsorlu bağlantılar
  2. sultan_mehmet

    sultan_mehmet © ◄ كُن فَيَكُونُ ► Yönetici Forum Administrator

    Mesajlar:
    16.603
    Beğenileri:
    2.897
    Ödül Puanları:
    9.598
    Alternatif bir özet daha

    ömer seyfettin Falaka kitap özeti

    Her sabah Çarşı Camii`nin arkasındaki harap zaptiye ahırlarının önünden, bir serçe sürüsü gibi, cıvıl cıvıl neşeli geçerdik. Okul biraz daha ileride,alçak duvarlı,oldukça geniş bir avlunun ortasında idi. Bir kattı, etrafında yükselen büyük kestane ağaçlarının birbirine karışmış koyu gölgeleri bütün çatısını kaplardı. Biz daha avlunun kapısından Hoca girmeden Efendinin olup olmadığını, şöyle bir bakar, anlardık:

    -Abdurrahman Çelebi gelmiş mi be?

    -Gelmiş, gelmiş…

    Abdurrahman Çelebi, Hoca Efendinin eşeğiydi. Siyah, huysuz,inatçı bir hayvan… Her sabah bizler gibi erkenden okula gelir, akşama kadar kalır. Evlerimizden, sırasıyla getirdiğimiz kucak kucak otları, yazsa ağaçların, kışsa sol taraftaki abdestlik sundurmasının altında yavaş yavaş yerdi. Ona su vermek, onu tımar etmek okulda bir ayrıcalıktı. Hoca Efendiye kim yaranırsa bunu mükafat olarak kazanırdı. Okulun kapısına dar, taş bir merdivenle çıkılırdı. İçeri girilince ta karşı tarafta Hoca Efendinin rahlesi vardı.

    Rahlenin önünde top yavrusu, müthiş tuhaf bir kürek gibi siyah kayışlı, ağır falaka asılı dururdu. Hepimiz kırk çocuktuk. Kızları birkaç ay evvel bizden ayırarak başka yere almışlardı. Sınıf taksimi filan yoktu.Elifbeyi ,amme`yi her şeyi bir ağızdan okuyor,rakamları bir ağızdan sayıyor,bir ağızdan ilahi söylüyorduk. Bütün dersimiz sıkıcı genellikle bir bestenin asla manalarını anlamadığımız güfteleriydi. Hoca Efendi,ak sakallı,uzun boylu,bağırtkan bir ihtiyardı. Yaz kış, her zaman cüppesiz abdest almaya hazırlanmış gibi kolları, paçaları çıplak, sıvalı,yerinde otururdu. Öğleden sonra Çarşı Camii’ni süpürmeye gidip sonra hiç gelmeyen kalfa daha gençti. Müezzinlik de yapıyordu. Bize şeker, leblebi, keçiboynuzu, çiğdem gibi şeyler satardı.

    Gönen’den geldiğimiz günden beri her gün okula devam ediyordum. En başta gelen zevkim falaka tutmak!…Fakat bir gün Hakim Efendi ile setre pantolonlu,asık suratlı biri geldi.

    Başka Bir Özet:

    Kahraman anlatıcı hikâyesine gittiği mektebi, mektepteki hoca ile yardımcısını, hocanın eşeğini ve falakayı tanıtarak başlar. Mektepte verimsiz bir eğitim verilmektedir. 40 çocuk ne öğrendiklerini bilmeden dersleri hep bir ağızdan bağırarak tekrar ederler. Hocanın rahlesinin önünde ise onları korkutup caydıran falaka asılı durmaktadır. Bir gün okulu teftiş için Hakim Bey’le beraber Kaymakam gelir. Çocukları teker teker okutmak isterse de koro halinde tekrara alışık öğrenciler başarısız olur. Kaymakam bu durumdan hoşlanmaz ve gözü asılı duran falakaya ilişir. Hocayı dışarı çağırarak konuşur ve gider. Bu olaydan sonra falaka kaldırılır. Kaymakam Bey falakayı yasaklamıştır. Bunu fırsat bilen çocuklar dövülmeyeceklerini anlayınca zıvanadan çıkarlar. Onlarla dayaksız baş edemeyeceğini anlayan Hoca kaymakamı dinlemez ve falakayı tekrar çıkarıp minderinin arkasına saklar. Artık eskisinden daha fena dövmektedir. Bunun üzerine kırk çocuk hocaya karşı birlikte hareket etme kararı alırlar. Bahçede anlaşıp derste hep birlikte esnemeye başlarlar. Onları gören Hoca da esner ve uyuya kalır. Bunu fırsat bilen öğrenciler rahlenin üzerindeki enfiye (keyif verici olarak kullanılan toz halinde tütün mamulü) kutusunu alır ve burunlarına çekerler. Hepsi hapşırmaya başlar. Sesleri duyan hoca uyanır ve bunu kimin yaptığını sorar. Hepsi “bilmiyoruz” deyince kalfasını çağırır ve tüm sınıfı falakaya yatırarak döver. O kadar sinirlenir ki bu olaydan sonra her esneyen ve hapşıranı falakaya yatırıp döveceğine “şart olsun” diyerek yemin eder. Anlatıcı eve gidince “Şart olsun” yeminini annesine sorar ve bunun çok büyük bir yemin olduğunu, yerine getirilmezse eşinden boşanmış sayılmak manasına geldiğini öğrenir. Öğrendiklerini arkadaşlarına da anlatır ve çocuklar da evli adamlar gibi bu yemini etmeye başlarlar. Anlatıcı bir gün öğle paydosundan edebiyat fatihi.net sonra sınıfa gelir. Sınıftaki uğultular içinde hoca rahlesinde uyuya kalmıştır. Sus işareti yaptırarak arkadaşlarını susturur. Sessizce yürüyerek hocanın rahlesi üzerinde açık duran enfiye kutusunu cüzünün içine boşaltır. Enfiye çekeceklerini zanneden arkadaşları etrafına toplanırsa da o başka bir planı olduğunu söyleyerek rahlesine geri döner. Çocuklar gülüşmeye başlayınca hoca uyanır ve kutunun boş olduğunu görür. Kimin aldığını sorsa da hep bir ağızdan “Bilmiyoruz” diyerek yemi ederler. Hoca alanın nasılsa hapşırarak meydana çıkacağını söyler ve onu falakaya yatıracağına “şart olsun” diye yemin eder. Hoca biri hapşırsın diye öfkeyle beklemektedir. Anlatıcı rahlesinin altında cüzünden iki yaprak koparıp boru gibi büker ve enfiyeleri içine doldurur. Akşam yaklaşınca da eşeği hazırlamak bahanesiyle arkadaşıyla beraber izin isteyerek sınıftan çıkar. Yatan eşeği tekmeleyerek ayağa kaldırırlar. Yularını semerini vurular ve sınıfın çıkmak üzere olduğunu anlayınca enfiyeleri eşeğin burnuna doğru üflerler. Hoca merdivenlerden inerken eşek şaha kalkmakta ve hapşırmaktadır. Bunu fırsat bilen anlatıcı eşeğin hocayla dalga geçtiğini ve falakaya yatırılması gerektiğini söyler. Bütün çocuklar “falaka” diye bağırmaya başlar. Onlardan cesaret alan anlatıcı hocaya ettiği yemini hatırlatır ve tutmazsa karısının boş düşeceğini söyler. Çocuklar bağırarak “boş düşer” diye tekrarlarlar ve elden ele falakayı hocaya getirirler. Ettiği yemin nedeniyle zor durumda kalan hoca eşeğin yıkılmasını emreder ve ayaklarını falakaya takıp dövmeye başlar. Eşeğin debelenmesiyle tüm çocuklar bağrışıp eğlenirken içlerinden biri “Kaymakam Bey!” diye bağırır. Teftişe gelen Kaymakam hocaya ne yaptığını sorar. Hoca şaşkın bir vaziyette durumu izah etmeye çalışsa da bunu başaramaz. Kaymakam hiddetli bir şekilde önce hapşıran ve gülüşen çocukları kovar sonra da hocayı arkasına alarak çıkar. O günden sonra çocuklar mektepte ne Hoca Efendi’yi ne de falakayı görürler. Anlatıcı bundan sonra kimi hapşırırken görse yaptığı muzipliği ve onun yüzünden işinden olan hocasını hatırlayıp vicdan azabı duyar. Son olarak da şunu sorar: “Bunun gibi hayattaki her gülünç şeyin altında görünmez bir facia yok mudur? ”
     
    Son düzenleme: 8 Şubat 2015
  3. sultan_mehmet

    sultan_mehmet © ◄ كُن فَيَكُونُ ► Yönetici Forum Administrator

    Mesajlar:
    16.603
    Beğenileri:
    2.897
    Ödül Puanları:
    9.598
    Başka bir özet

    Özet: Bu eser, Ahmet Rasim‘in çocukluk günlerini tüm ayrıntılarıyla anlattığı bir anı kitabıdır.

    Hoca Korkusu:

    Bugünkü okurlarıma ben bu hoca korkusunu nasıl anlatayım. Bundan yarım yüzyıl önce, çocuklar hem kendi gittiği oku*lun hocasından, hem de başka okulun hocalanndan korkarlardı. Bu hoca korkusu, diğer cin, peri, umacı korkusuna benzemezdi. Bu bambaşka bir korkuydu kendisini itirazsız saydıran bir korku…

    Amine Doğru:

    Bayramlarda, yumuşacık elini öptüğüm hoca beni bir gün bakkalın önünde görünce, elimden tutup okula götürdü. Bütün gün hocanın misafiri oldum. Akşama doğru, nerede olduğumu soran annem, kızmak için tam ağzını açacağı sırada, “Hoca efendi beni okula götürdü.” deyince hemen yumuşayıverdi. Okulu beğen*diğimi söyleyince, önümüzdeki perşembe başlamam kararlaştırıldı.

    Amin Alayı:

    Okula başlayacağım için evde bir basamak yükselir gibi oldum. Bana karşı herkesin davranışı değişti. Birkaç gün sonra sandıktan bayramlık elbisem çıkartılıp giydirildi. Değerli bir lahur şal belime bağlanırken, üzerinde altın nazarlık olan fesimi de kafama geçirdiler… Bütün ev halkı yola çıktık. Önce büyük babam ve büyük annemin elini öpmeye gittik. O gece orada kaldık. Ertesi gün hamama gidip, akşama kadar yıkandık. Sabah olunca anneci*ğim yeniden bana yepyeni elbiseler giydirdi. Şehzade gibi oldum. Arabaya binip, konağa tekrar gittik. Bütün okul orada idi. Hazır bir de ilahici takımı, seven, öpen, ağlayan, dua eden, nereden baksan yüz kişi vardı. Beni ata bindirdiler. İlahiler okunup, amin*ler edilerek önce evime, oradan da okula geldik.
    Sınıfta, minderim konmuştu. Varıp hocamın mübarek elini öptüm, sonra da karşısında diz çöküp oturdum. İlk olarak da Elifi öğrendim.

    Okulda İlk Günler:
    Artık okula alışmıştım. En çok Mushaf okuyan çocuklarm, okurken iki yanlarına sallanışları dikkatimi çekiyordu. Artık, “Elif, be, te..” yavaş yavaş öğreniyordum. Hoca, yeni olduğum için bana biraz ayrıcalık tanıyor, öğlen yemekleri için eve gönderiyor*du. Sütninem bir gün böyle yine erken gidince, “Gözünü aç, konuk*luk üç gün sürer. Yaramazlık, haylazlık edersen ayaklarına falaka yersin. ” dedi.

    Bir Tokatın Sonu:

    Okuldaki misafirliğim üç gün sürdü. Dördüncü gün, minde*rim oturanların en arkasına konulmuştu. Sanki üç gün içinde benim yüzümden bozulmuş olan okul demokrasisi yerine geri gelmişti. Hoca yumuşak, kalfa ise çok sertti. Çocukların bir yanlışı ya da eksiği olduğunda, kalfa ağlatıncaya kadar dövüyordu. En çok kalfadan korkuyordum… Ancak yine de iki haftada, elifba’yı kazasız belasız öğrenmiştim…
    Bir gün arkadaşım Fevzi’nin koynuna sakladığım topu aldı*ğım için kalfanın tokadım yanağıma yiyince, suratım al al oldu. Eve geldiğimde, tokadın farkına vardılar. Onlar farkına varınca, bende de bir ağlama başladı. Bütün ev sıra ile yanağımı öptüler, uyumuşum. Uyandığımda, başucumda hoca efendiyi bir şeyler okuyup üflerken gördüm. O halde bile kalkıp hemen elini öptüm. Ancak, bir hafta da ateşler İçinde yattım.
    Bu tokadı, bahçedeki dut ağacının dibine işediğim için bir uğursuzluk sebebiyle yediğim kanaatine varılarak, o evden ta*şınmamız kararlaştırıldı…
     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2014
  4. işime pek yaramamadı fakat güzel bir site.
     
  5. falaka nın özetini verdiğiniz için çok teşekkür ederim özet çok işime yaradı...
     
  6. çok işime yaradığını söyleyemem
     
  7. falak

    falak Guest

  8. işinize yaramadıysa niye araştırıyon
    \:)\:)\o_O\;)\:cool:\: DD\:rolleyes:
     
  9. çok güzel bir site çok güzel vermişsiniz ama vala uzun yazmaya xiyet yok \:)\:cool:

     
  10. ismail aktog

    ismail aktog Guest

    Evet Gerçekten Baya Kısaydı Keşke Daha Kısa Yapsaydınız
     
  11. google

    google Guest

    falaka kitabının kısa özeti harika
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 19 Şubat 2017
  12. Ben sana katılmıyorum çok güzel bir özet tşkler Sus sen pamam mı kayıtsız üye
     
  13. Pakize

    Pakize Guest

    • vayy evet ok happy
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 9 Kasım 2017

Sayfayı Paylaş