Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

Faiz nedir, kaç çeşidi vardır?

Konusu 'DiNi SORULAR ve CEVAPLAR' forumundadır ve KF_Admin tarafından 31 Mart 2010 başlatılmıştır.

  1. KF_Admin

    KF_Admin Administrator Forum Administrator

    Mesajlar:
    290
    Beğenileri:
    100
    Ödül Puanları:
    17
    [​IMG]

    Faiz nedir, kaç çeşidi vardır?

    Ribâ, sözlükte; artma, çoğalma, şişme gibi anlamlara gelir. Türkçe’de fâiz ve ribâ eş anlamlıdır. Bir fıkıh terimi olarak, para ve standart (mislî) malların birbiriyle değişiminde, taraflardan birisi için şart koşulan karşılıksız fazlalığı ifade eder. İslâm’ın çıkışı sırasında ödünç verilen asıl borca “re’sü’l-mâl (anapara), vade sonunda ödenecek ziyadeye ise “ribâ” denilirdi. Borçları ertelerken eklenecek fazlalık da bu niteliktedir.

    İslâm’da ve önceki semâvî dinlerde, fâizcilik, üretime dayalı olmayan, emek veya ticaret riski de bulunmayan bir “haksız kazanç” yolu sayılarak yasaklanmıştır. Mekke’de ilk olarak Mirac’la ilgili hadislerde ribânın kötülendiği görülür.( bk.İbn Mâce, Ticârât. 58; A. İbn Hanbel, II, 353, 363) Yine Mekke’de inen bir âyette ribânın sevap kazandıran bir amel olmadığına işaret edilir.( Rûm, 30/ 39)
    Medine’de konuyla ilgili olarak ilk inen âyette ise Yahudiler’in başına gelen sıkıntıların nedenleri arasında, kendilerine yasaklandığı halde faiz yemeleri gösterilir.( Nisâ, 4/ 160, 161) Uhud Savaşı (3/ 625) sırasında inen bir âyetle mü’minlere ilk olarak “katlanmış faizin yenmesi” yasaklanmış,( bk.Âl-i İmrân, 3/ 130) Hayber’in fethi sırasında (7/ 629) inen aşağıdaki âyetlerle de, kesin faiz yasağı getirilmiştir.

    “Fâiz yiyenler (kabirlerinden), ancak şeytanın dokunup çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların; alış-veriş de fâiz gibidir, demeleri yüzündendir. Halbuki Allah, alış-verişi helâl, fâizi ise haram kılmıştır. Bundan böyle, kime Rabb’inden bir öğüt gelir de yaptığından vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve işi de Allah’a kalmıştır. Kim de yeniden (fâizciliğe) dönerse, işte onlar cehennemliktir, onlar orada sürekli olarak kalacaklardır.”( Bakara, 2/275)

    “Allah, fâizi eksiltir, sadakaları ise artırır. Allah, çok inkârcı, çok günahkâr kişiyi sevmez.”( Bakara, 2/276) “Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Eğer inanıyorsanız fâizden arta kalanı bırakın. Eğer böyle yapmazsanız, Allah’a ve Peygamber’ine karşı savaşa girdiğinizi bilin. Şayet tevbe ederseniz, anaparanız sizindir. Böylece ne haksızlık yapmış ne de haksızlığa uğramış olursunuz.”( Bakara, 2/278, 279)

    Kur’an’da sözü edilen riba, o gün piyasada kullanılan altın veya gümüş para borçlarından doğan ve adına “câhiliye ribası” denilen çeşittir. Hz Peygamber’in aşağıdaki hadisiyle bütün standart (mislî) malların mübadelesi faiz kapsamına alınmıştır.

    “Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, hurma hurmayla ve tuz tuzla misli misline, eşit ve peşin şekilde trampa edilir. Farklı cinsler birbiriyle mübadele edilirse, peşin olmak şartıyla dilediğiniz gibi satış yapınız.”( Müslim, Müsâkât, 81; Ebû Dâvûd, Büyû’, 18; A. İbn Hanbel, V, 314, 320) Bu hadisin Tirmizî’deki rivâyetinde şu ilâve vardır: “Her kim bu şekildeki mübadelede fazla verir veya alırsa şüphesiz ribâ yapmış olur.”( Tirmizî, Büyû’, 23)

    Hz. Peygamber döneminde altının para birimi Dinar (yaklaşık 4 gr.), gümüşün Dirhem (yaklaşık 2,8 gr.) idi. Bunlar kendi cinsinden olan altın veya gümüş zînet eşyası alım satımında kullanılacaksa, aynı ağırlıkta işlem yapılması gerekiyordu. Böyle değerli bir madenin, işçilik dışında fazlalıkla değişiminin reel faizi oluşturduğunda şüphe yoktur. Burada faiz yasağı, değerini öz madeninden alan “sağlam para” nın ortaya çıkmasını sağlamıştır.

    Nitekim Hayber ganimetleri arasında bulunan altın ve boncuk dizili bir gerdanlığı 12 dinara (yaklaşık 48 gr. altın para) satın alan Fudâle İbn Ubeyd (r.a), bu alış-verişten şüpheye düşünce, durumu Allah’ın Elçisi’ne sormuştur. Hz. Peygamber gerdanlıktaki altın kısmının diziden çıkarılarak ayrıca tartılmasını ve altın parayla ağırlık olarak denkleştirilmesini, geri kalan kısım için de fiyat takdiri yapılmasını bildirmiştir.( Müslim, Müsâkât, 17)

    Buna benzer bir uygulama gümüş para ile ilgili olarak da nakledilir. Muâviye’nin, Şam vâlisi olduğu sırada, gümüş bir kabın, gümüş para olan dirhemle tartılmadan mübadele edildiğini gören sahâbeden Ubâde İbn Sâmit (r.a) buna itiraz etmiş ve yukarıdaki altı maddenin zikredildiği hadisi rivâyet ederek muâmeleyi bozdurmuştur.( Müslim, Müsâkât, 80; İbn Mâce, Mukaddime, 2)

    Hz. Ömer’in, altın ve gümüş parayı birbiriyle mübâdele etmek için o günün kuru üzerinde anlaşan Mâlik İbn Evs ile Talha İbn Ubeydillâh’ın alış-verişine müdahale ettiği nakledilir. Çünkü Talha, değişimini yaptığı paranın bedelini, peşin değil, birkaç saat gecikmeli olarak teslim edebileceğini söylemiştir. Bu olayla ilgili olarak Hz. Ömer şöyle demiştir: “İki cins parayı mübâdele ederken, alıcı bedeli almak üzere, senden eve girip çıkıncaya kadar izin istese bile, izin verme. Çünkü sizin için “ramâ” dan yani faize düşmenizden korkuyorum.”( Buhârî, Büyû’, 76; Mâlik, Muvatta’, Büyû’, 33)
    Günümüzde altın veya döviz satışlarında günde bir kaç kez değişen kur fiyatları yüzünden, böyle bir vadenin taraflardan birisi için haksız kazanca yol açabildiği sıkça görülmektedir. Bu yüzden altın, gümüş veya döviz satışlarının peşin yapılması gereklidir. Veresiye satış yapıldığı takdirde, vade farkı eklenmese bile “nesîe ribâsı” na düşülmüş olur.

    Cins birliği olan mallar arasındaki mübadele konusunda Bilâl el-Habeşî’den (r.a) şu olay nakledilir: Hz. Bilâl’in, Allah’ın Elçisi’ne ikram etmek üzere iki ölçek âdi hurmayı, bir ölçek kaliteli hurma ile değişim yaptığını öğrenen Hz. Peygamber: “Vah vah ribânın ta kendisi. Bunu böyle yapma, fakat hurma satın almak istersen, kendi hurmanı sat, onun satış bedeli ile istediğin hurmayı satın al.”( Buhârî, Vekâle, 11) buyurmuştur.

    Kur’an-ı Kerîm’de sözü edilen ribâ ile ilgili olarak İbn Rüşd (ö.520/ 1126) şöyle der: “Câhiliye ribâsı, üzerinde ittifak edilen ribâ çeşidi olup yasaklanmıştır. Onlar fazlasını almak üzere ödünç verirler ve vade tanırlardı. Bu işlem şöyle oluyordu; borçlu alacaklıya, “bana vade tanı, ben de sana olan borcumu arttırayım” diyordu. İşte Hz. Peygamber’in veda haccındaki sözlerinde kastettiği ribâ çeşidi budur.”( İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Müctehid, II, 111)
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 28 May 2016
    1 kişi bunu beğeniyor.
    Sponsorlu bağlantılar
  2. sahasan

    sahasan © ◄ كُن فَيَكُونُ ► Forum Administrator

    Mesajlar:
    13.118
    Beğenileri:
    4.065
    Ödül Puanları:
    9.820
    FAİZDEN UZAK DURMAK HAKKINDA

    Riba/faiz yasağı İslam’ın temel ilkelerinden biridir. Kur’an’da Riba/faiz, aşamalı olarak yasaklanmış, ayrıntıları ise Hz. Peygamber(s.a.s.) tarafından açıklanmış ve uygulanmıştır.

    Faizin en yaygın ve bilinen şekli; "borç verilen parayı belli bir süre sonunda belirli bir fazlalıkla geri almak” tır.


    Faiz, sermaye sahiplerinin ihtiyaç sahiplerini sömürmesine ve sermayenin belli ellerde birikmesine sebep olur. Bu ise sınıfların doğmasına ve sosyal dengenin bozulmasına yol açar.

    İslam’da temel üretim faktörü emek kabul edilir. Emeksiz sermayenin tek başına kazanç aracı olması kabul edilmez.

    Kuran’da; faizin değersiz/bereketsiz olduğu ve faiz yiyenlerin ahirette, şeytanın çarptığı kimseler gibi dirilecekleri haber verilmektedir.

    Gerçekten iman etmiş müminler faizden geriye kalanı bırakmaya çağrılmakta ve “Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Rasûlü (s.a.s.) ile savaşa girdiğinizi bilin.” buyrularak, faizden uzak durmaları emredilmektedir (Bakara, 2/275-279).

    Kaynağı, miktarı, yeri ve amacı ne olursa olsun, İslam'da faizin her çeşidi haram kılınmıştır.

    Bu itibarla, nerede olursa olsun faiz almak,vermek ve elde edilen faizi herhangi bir ihtiyaç için kullanmak
    dinen caiz değildir.
     
  3. FERASETLİ

    FERASETLİ KF Ailesinden Özel Üye

    Mesajlar:
    8.341
    Beğenileri:
    113
    Ödül Puanları:
    1.017
    Kur’an-ı Kerîm’de sözü edilen ribâ ile ilgili olarak İbn Rüşd (ö.520/ 1126) şöyle der: “Câhiliye ribâsı, üzerinde ittifak edilen ribâ çeşidi olup yasaklanmıştır. Onlar fazlasını almak üzere ödünç verirler ve vade tanırlardı. Bu işlem şöyle oluyordu; borçlu alacaklıya, “bana vade tanı, ben de sana olan borcumu arttırayım” diyordu. İşte Hz. Peygamber’in veda haccındaki sözlerinde kastettiği ribâ çeşidi budur.”( İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Müctehid, II, 111)
    :gül2::gül2::tşk:
     

Sayfayı Paylaş