Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

ESAD-I ERBİLÎ (K.S.) HAZRETLERİ

  1. Mukeka Çalışkan Üye Kademeli


    Hicrî 1264 (m. 1847) senesinde Musul vilâyetinin Erbil kasabasında doğmuştur. Babası Erbil’deki Hâlidî tekkesi şeyhi Muhammed Saîd Efendi’dir. Dedesi, Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri’nin halîfesi Hidâyetullah Efendi’dir. Hem baba, hem de anne tarafından Seyyid’dir.

    Es‘ad Efendi Hazretleri zâhîrî ilimleri genç yaşta ikmâl etti. Babasının irşad zamanına yetişemediği için zamanın kutb-i irşâdı Tâhâ el-Harîrî Hazretleri’ne intisâb etti. Bir sene sonra tarîkate girmek isteyenlere ders tâlimine mezun oldu. Beş sene sonra da üstâdının emriyle onun makâmında irşâda başladı. Es‘ad Efendi Hazretleri icâzet aldığı 1875 senesinde, hac vazifesini îfâ etmek üzere Hicaz’a gitti. Hacda iken şeyhinin vefâtını öğrenmesi üzerine, İstanbul’a geldi. Hâlinin kemâlini gören kadirşinas insanlar, etrâfına toplanmaya başladılar.

    Fâtih Câmi-i Şerîfi’nde verdiği derslerde ilmî kemâli de fark edilince Bâyezid dersiâmlarından Hoca Yektâ Efendi ve benzeri önde gelen bâzı zevât kendisine intisâb etti. Yüksek ilim, irfan ve fazîleti kısa zamanda bütün İstanbul’da duyulan Es‘ad Efendi’yi, Sultan 2. Abdülhamid’in damadı Hâlid Paşa, saraya dâvet etti ve kendisinden bir buçuk sene kadar Arapça ve dînî ilimler tahsil etti.

    [​IMG]

    NAKŞİBENDİYYE’DEN SONRA KADİRÎ İCAZETİ ALDI

    Es‘ad Efendi Nakşibendiyye’den icâzetli iken, ayrıca Abdülhamid Birifkànî’den Kâdirî icâzeti aldı. Daha sonra Kelâmî Dergâhı’na tâyin edilerek orada irşad faaliyetlerine devam etti. Fâtih ulemâsından ve diğer kesimlerden çok sayıda kişi kendisine intisâb ederek sohbet ve zikir halkalarına katıldı. Bunlar arasında, daha önceleri tarîkate intisâbı sapıklık sayanlar da bulunmaktaydı. Bunlar, Es‘ad Efendi’nin derslerine devam ettikçe, bu tür taassuplardan vazgeçerek samimî birer mürîd oldular.

    OSMANLI SULTANLARI İLE TANIŞMASI

    Dergâha gelip gidenler arasında âlimler, reîsü’l-kurrâlar, dersiâmlar, paşalar, yüksek idâreciler, zâbitler ve münevverlerden tutun da, halkın her sınıfından insan vardı. Yüksek rütbeli subaylar, memurlar ve zenginler, eski ve solmuş elbiseler giyen yoksullarla gerçek bir din kardeşliği içinde diz dize otururlardı. Es‘ad Efendi Hazretleri’nin ilmî ve mânevî liyâkatini gören Sultan 2. Abdülhamid Han, onu Meclis-i Meşâyıh 3 âzâlığına tâyin etti. Es‘ad Efendi Hazretleri, Sultan Mehmed Reşadzamanında ise bu meclisin reisliğine tâyin edildi. Sultan Reşad’ın da muhabbetini kazanan Es‘ad Efendi, “Surre Emîni” olarak hacca gönderildi.

    GÜLER YÜZLÜ, VAKAR SAHİBİ VE TATLI SÖZLÜYDÜ

    Es‘ad Efendi Hazretleri insanların irşâdı ve terbiyesi için çok gayret sarf ederdi. Daha fazla insana hidâyet ulaştırmak ve hizmet edebilmek için İstanbul’un ve diğer şehirlerin en ücrâ köşelerine kadar gider veya halîfelerini gönderirdi. Kelâmî Dergâhı’nın yanında başka dergâhlarda da irşad faaliyetleri olurdu. Bu sebeple Anadolu’nun her tarafında talebeleri olduğu gibi Bosna ve Arnavutluk’a kadar tesiri uzanmıştı.

    Es‘ad Efendi Hazretleri, güler yüzlü, tatlı sözlü, vakar sahibi, kadri yüce bir Hak dostu idi. Onun en dikkat çeken yönü, eserlerinde de kendini gösteren tevâzû, mahviyet, şefkat ve nezâketidir. O, kendisinde kesinlikle bir varlık görmezdi. Hiçliğe bürünmüş, zarif gönlü vuslat arzusuyla yanıp kavrulan bir Hak âşığı idi. Muhâtaplarına hep şefkatle hitâb eder, dâimâ nâzik ifâdeler kullanırdı.

    [​IMG]

    ES’AD ERBİLÎ HAZRETLERİ’NİN EDEBİ YÖNÜ

    Es‘ad Efendi Hazretleri, maddî ve mânevî yönden engin bir kültüre sahipti. Bütün İslâmî ilimlere vâkıftı. Rûhunu büyük ahlâkî meziyetlerle tezyîn etmişti. Edebî yönü de kuvvetliydi. Bilhassa şiirlerindeki ilâhî aşk terennümleri, zirve teşkil edecek derinlikteydi. Onun dört dilde pek çok şiir ihtivâ eden Dîvân’ından bir şiiri teberrüken burada zikretmek istiyoruz:

    Tecellâ-yı cemâlinden habîbim nev-bahâr âteş!
    Gül âteş, bülbül âteş, sümbül âteş, hâk ü hâr âteş!

    “Habîbim, Sen’in güzelliğinin tecellî ederek ortaya çıkmasından dolayı, Sana âşık olan ilkbahar dahî ateş kesilmiş! Gül ateş, bülbül ateş, sümbül ateş, toprak ve diken bile aşk ateşi içinde!..”

    Şuâ-ı âfitâbındır yakan bilcümle uşşâkı;
    Dil âteş, sîne âteş, hem dü çeşm-i eşk-bâr âteş!

    “Bütün âşıkları yakan, o mübârek yüzünün Güneş gibi parlak nûrudur… Bu sebeple gönül ateş, kalp ateş, aşkınla ağlayan şu iki göz dahî ateş!..”

    Hayâl-i şem‘-i rûyinle acep mi yansa cân u dil?
    Nigârım gel de gör kalbimde âteş, âh u zâr âteş!

    “Güzel yüzünün hayal ve hasretiyle can ve gönül yanıp kavrulsa, bunda şaşılacak ne var?! Habîbim gel de kalbimdeki, feryâdımdaki ateşi gör!”

    Ne mümkün bunca âteşle şehîd-i ışkı gasletmek?!
    Cesed âteş, kefen âteş, hem âb-ı hoş-güvâr âteş!

    “Bu kadar ateş içinde aşk şehîdini gasletmek ne mümkün?! Zira ceset ateş, kefen ateş, tatlı su bile ateş kesilmiş!”

    Ben el çektim safâ-yı hâtır u ârâm-ı cânımdan,
    Safâ âteş, cefâ âteş, firâr âteş, karâr âteş!

    “Ben gönlümün safâ bulup rahata kavuşması arzusundan vazgeçtim. Zira safâ ateş, cefâ ateş, kaçmak ateş, kalmak ateş!”

    Ne yapsam bu dil-i mahzûnu mesrûr eylemem şâhım,
    Gam âteş, gam-güsâr âteş, temennâ-yı mesâr âteş!

    “Sultânım! Ne yapsam bu mahzun gönlümü sevindiremem! Zira dert ateş, dert ortağı ateş, hattâ sevinme arzusu bile ateş!”

    Ümîd-i âfiyet besler mi Es‘ad yârdan hâşâ!
    Saçar oldukça gözden ol nigâr-ı gül-izâr âteş.

    “O gül yüzlü güzel Sevgili, gözlerinden aşk ateşi saçıp dururken -hâşâ- Es‘ad hiç Yâr’inden kendisine rahatlık ve huzur vermesini ümid edebilir mi?!”

    Bu misalden de anlaşılacağı üzere Es‘ad Efendi Hazretleri’nin şiirleri ve mektupları, hep bir gönül yangınını ifâde eder. Onun dertli gönlünden yükselen yanık feryatlar, sanki Mevlânâ Hazretleri’nin“Hamdım, piştim, yandım!” sözünün müşahhas bir misâli ve bir aks-i sadâsıdır.

    [​IMG]

    ZEHİRLENEREK ŞEHÎD EDİLDİ

    Osmanlı Cihan Devleti’nin sona erip Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda tekkelerin kapatılması üzerine sokağa çıkmamaya karar veren Es‘ad Efendi Hazretleri, Erenköy’deki hânesinde inzivâya çekildi. Ömrünü Allah yolunda hizmet ve irşadla geçiren Es‘ad Efendi Hazretleri, maalesef mâruz bırakıldığı ağır bir zulmün neticesinde zehirlenerek 84 yaşında şehîden vefât etti. (3-4 Mart 1931 gecesi)

    VEFÂTINI BEYTİNDE HABER VERMİŞTİ

    Es‘ad Efendi Hazretleri sanki kendi istikbâlini, yani şehîden vefât edeceğini şu beytinde kerâmeten haber vermekteydi:

    Ne mümkün bunca âteşle şehîd-i ışkı gasletmek?!
    Cesed âteş, kefen âteş, hem âb-ı hoş-güvâr âteş!

    Cenâb-ı Hak cümlemizi şefâatine nâil eylesin! Âmîn!

    Ancak Hak dostları, fânî hayatlarından sonra da irşadlarına devam ederler. Onlar eserleriyle, mektuplarıyla, şiirleriyle ve en mühimi de yetiştirdikleri kâmil insanlarla mânevî hayatlarını mü’minlerin gönüllerinde sürdürürler.

    Es‘ad Efendi Hazretleri’nden bize kalan en mühim mîraslardan biri, onun mektuplarındaki kıymetli îkazlar, irşadlar ve hikmet dolu ifâdelerdir.

    ESAD-I ERBİLÎ HAZRETLERİ’NİN VEFATI VE HAYAT KRONOLOJİSİ

    [​IMG]
    Esad-ı Erbilî Hazretleri'nin Vefatı ve Hayat Kronolojisi

    (1847 - 3/4 Mart 1931)


    N’ola bir kerre şâd olsun cemâl-i bâ kemâlinle
    Ki kemter “Bendeniz Es‘ad”, Sana olmak fedâ ister


    (Divân-ı Es‘ad)

    Bu yazımızda Es‘ad-ı Erbilî Hazretlerinin çok özet olarak vefat keyfiyetini ve hayat kronolojisini tesbit edip vermeye çalışacağız.

    1930 başında yeni kurulan Serbest Fırka’ya halkın gösterdiği coşkun ilgiden, hükümet çevresi son derece huzursuz olur. İşte bu huzursuzluk atmosferi içinde Es‘ad-ı Erbilî Hz.leri (ks) Bursa’ya kaplıcaya gider ve orada bir süre kalır.

    Ancak Bursa ziyaretinden sonra oluşan hava çok kasvetli ve ürkütücüdür. Bu durumdan rahatsız olan Mehmed Ali Efendi, babası Es‘ad-ı Erbilî Hz.lerine yalvarır ve der ki:

    “Babacığım! Bu havayı beğenmiyorum. Etrafımızda uğursuz gölgeler dolaşıyor. Evimiz ve sokağımız devamlı gözetim altında. Bir tedbir alalım. Mesela köşkteki kalabalığı dağıtalım. Onları memleketlerine gönderelim. Biz de göz önünden silinelim.”

    Şeyh Es‘ad Efendi (ks) mahzun bir tebessümle şu karşılığı verir:

    “Allah’ın (cc) takdiri neyse, o olacaktır. Bana öyle geliyor ki ok yaydan çıkmış ve hakkımızda karar alınmıştır. Yani tedbir zamanı geçmiştir.”1

    Çok geçmeden 13 Aralık 1930’da Menemen Tertibi patlak verir.

    Bir sabah Beyaz Köşk’ün kapısı acı acı çalar ve Es‘ad Efendi Hz.leri Menemen’e gönderilir. Onu hususi bir hücreye alırlar. Sonra yemeğine azar azar zehir katarlar. Takdir-i ilahî inayetiyle kurtulur. Bu birkaç kez olur. Ama netice alamazlar. Ancak bu şekilde rahatsızlığı artar.

    … Ve sonunda Şeyh Es‘ad Efendi Hz.lerini hastaneye alırlar.

    Üstad’ın anlatımıyla :”Bir gece (3/4 Mart 1931) damar içi bir enjeksiyonla işini bitirdiler ve muradlarına erdiler!”2 Aradan iki gün sonra oğlu Mehmed Ali Efendi (ks) ve 29 halifesi de idam edilirler. (Rahmetullahi aleyhim ecmain!)

    Cenazesi ailesine verilmeyerek, resmi makamlar tarafından Menemen’de defnedildi. Mezarının bulunduğu arsa üzerinde 1962-63 yıllarında bir cami inşa edildi.3

    Cümlesinin ruhuna bir Fatiha üç ihlâs…

    Şiir


    Belki cefa çektiler ammâ vefa ettiler
    Safâ tepesinde safâ ile can verdiler
    Ebedilik diyarında bahara erdiler
    Şimdi kucak açmış cennette bizi bekliyorlar
    Bismillahî


    ES‘AD-I ERBİLÎ HAZRETLERİNİN HAYAT KRONOLOJİSİ

    1847 doğumu Musul Erbil.

    1870 senesinde Davud Efendi’den icâzet, (23 yaşında).

    1870’de Taha el-Harirî’den manevi ders alır (23 yaşında).

    1873’te evlenir.

    1874’te Erbil’de oğlu Mehmed Ali Efendi (ks) dünyaya gelir.

    1875’te Es‘ad Efendi seyr u sülukunu 5 yılda tamamlar, Nakşî icazetnamesini alır (28 yaşında).

    1875 yılında şeyhi Taha el-Harirî vefat eder. (Taha el-Harirî’nin doğumu 1803’tür.)

    1875 Es‘ad Efendi vefat eden şeyhinin yerine geçer (28 yaşında).

    1875 Hac vazifesini yerine getirir.

    1875 Hac dönüşü İstanbul’a yerleşir (28 yaşında).

    1875 Cağaloğlu Salkımsöğüt Beşirağa Dergâhına yerleşir.

    1880 Fatih Camiinde Hâfız Divânı ve Molla Câmi’nin Lüccetü’l-Esrâr isimli eserlerini okutur.

    1883 Kadirî şeyhi Abdulhamid er-Rıfkanî’den Kadirî icazeti alarak Kelâmî Dergâhına şeyh olarak tayin edilir.

    1885-1890 Arasında ayrıca Fatih’te Feyzullah Efendi Dergâhına da devam eder.

    1885-1890 Meclis-i Meşâyıh azası olur, sonra Meclis-i Meşâyıh reisi olur.

    1889’da Kenzü’l-İrfân adlı hadis mecmuasını neşreder.

    1893 (11 Ağustos) Kaside-i Münferice Tercümesi’ni yayınlar.

    1900 senesinde Abdülhamid tarafından Erbil’e gönderilir.

    1900 Erbil’de Türk Muhibleri Cemiyeti (Türkleri Sevenler Derneği) kurar, İngilizlere karşı mücadele eder.

    1900-1908 yılları arasında bir müridinin yaptırdığı tekkede Erbil’de irşâd çalışmasını yürütür.

    1908 senesinde Meşruiyet’in ilanıyla İstanbul’a geri döner.

    1908-9 Kelâmî Dergâhını yıkıp yeniden inşa ederek genişletir.

    1909’da Kenzü’l-İrfân’ın ikinci neşrini yapar.

    10 Mart 1909 tarihinde Tasavvuf Mecmuasını neşreder.

    13 Nisan 1909’daki 31 Mart Vakası günü tekkesinde zikir çektiriyordu. Yani o dönemin Gezi olaylarına katılmamıştı.

    1909 Abdulhamid-i Sanî tahttan indirilir.

    1909 Mayıs tarihinde Cemiyet-i Sufiyye’yi kurar. Bu cemiyetin kuruluş çalışmaları Kelâmî Dergâhında yürütülür.

    1909’da Cemiyet-i Sufîyye’nin ikinci başkanı olur. Şeyhül’l-İslam Musa Kazım Efendi birinci başkanıdır.

    1914 senesinde Sultan Reşat tarafından Sürre Emini olarak Hacca gönderilir. (66 yaşında)

    1914 senesinde önce Meclis-i Meşâyıh azası, daha sonra Elif Efendi’nin istifasıyla Meclis-i Meşâyıh reisi olur. Reislik maaşı 1000 kuruştur.

    1915’te Üsküdar Çiçekçi’deki Nakşî Selimiye Dergâhının şeyhliğini üzerine alır, oğlu Mehmed Ali Efendi’yi vekâleten bu dergâhın şeyhliğine tayin ettirir.4

    1915 senesinde Meclis-i Meşâyıh reisliğinden istifa eder.

    1915 senesinde oğlu Mehmed Ali Efendi Haseki Bayrampaşa’da Basamağ-ı Şerif veya diğer ismiyle Baba Efendi Dergâh postnişini olur.5

    1918’de Muhyiddin-i Arabî’ye atfedilen Risâle-i Ehadiyye Tercüme ve Şerhi’ni yayınlar.

    1918’de Divân’ını neşreder.

    1919’da Mektubât’ı ilk kez yayınlar.

    1922’de Mektubât’ı ikinci defa neşreder.

    1922’de ilk defa Risâle-i Es‘adiyye’yi yayınlar.

    1924’te Risâle-i Es‘adiyye’yi ikinci defa neşreder.

    1925 Mayısında Carl Vett Kelâmî Dergâhına gelir, on beş gün misafir olur.

    1925 Kasımda tekkeler kapanır, Erenköy Kazasker’de inzivaya çekilir.

    1927’de Fatiha-i Şerif Tercümesi’ni neşreder.

    1928 yılında Şeyh Said isyanını durdurmak üzere iki halifesini gönderir. Ancak ikisi de şehid olur.

    1925-29 arası Erenköy Ziya Paşa Köşkünde bir müddet kirada oturur.

    1929 yılında Erbil’deki emlakini satarak Erenköy Kazasker’deki Şevki Paşa köşkünü, o zamanın parasıyla 2000 liraya satın alır.

    18 Temmuz 1930’da “Erenköy’de Bir Dedikodu” başlığı altında Es‘ad Efendi’nin fotoğrafıyla birlikte o zamanki Vakit Gazetesi’nde Efendi’ye iftiralarla dolu bir haber yayınlanır. Polis Es‘ad Efendi’yi takibe alır. Ancak 9 Şubat 1931’de Polis Müdürlüğü tarafından bu haber tekzib edilir.

    23 Aralık 1930 Menemen hadisesi vuku bulur.

    3 Mart 1931’de vefat eder.

    1963 yılında mezarı tesbit edilir.

    İki oğlu, iki kızı olmuştur.

    1. Oğlu Mehmed Ali Efendi 3 Şubat 1931’de idam edilir.
    2. Es‘ad Efendi Hazretlerinin (ks) diğer bir oğlu Muhammed Ali Efendi İstanbul’a gelmemiş, Erbil’de ikamet etmiştir. Orada İngilizlerin Musul’u işgali sırasında İngiliz idaresine iltifat etmeyip, aksine Türkiye lehine çalışıp, Türkleri Cemiyet-i Akvâm’a (Birleşmiş Milletler) girmeleri için teşvik etmiştir.6
    3. Kızı Esma Hanım genç yaşta vefat etmiştir.
    4. Kızı Saadet Hanım 20 Şubat 1980’de vefat eder.
    Torunlarından Prof. Dr. Mehmet Said Tansev 21 Haziran 2010’da vefat eder.

    Es‘ad Efendi (ks)’nin Erbil’de ikamet eden, irşad hizmetlerine devam eden Şeyh Abdussamed Efendi isminde bir kardeşi vardır. Bu muhterem zât Şeyh Abdurrahman Efendi’den Nakşî ve Kadirî icazetlidir. Bu kardeşi aynı zamanda Es‘ad Efendi Hazretlerinden de icâzet almıştır.

    Dipnotlar: 1) Necip Fazıl Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları, ss. 164-5. 2) Necip Fazıl Kısakürek,Son Devrin Din Mazlumları, s. 166. 3) Hasan Kamil Yılmaz, Es‘ad-ı Erbilî, DİA, XI, s. 348. 4) Hasan Kamil Yılmaz, DİA, “Es‘ad Erbilî”, XI, s. 348. 5) Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması, İst. 1980, s. 3, 84. (Bu eser, ulemaya ait “Sicilli Ahvâl Dosyaları” esas alınarak hazırlanmıştır.) 6) Vahit Göktaş, Muhamme Es‘ad-ı Erbilî, Ank. 2013, s. 39.
     
    okuryazar bunu beğendi.
  2. Sponsorlu bağlantılar
  3. okuryazar Çalışkan Üye

    Allah o buyyk zatlardan razi olsun.
     
  4. fakiri Üye Acemi

    Bismillâh ,
    Evet, Esad Erbili (k.s.) Hazretlerinin büyüklüğünü ve ilim seviyesini anlatmaya bizlerin ne bilgisi ve ne takati olabilir... Ama, gelin görün ki, "Biz de Müslümanlardanız, tarikat erbabıyız !" diyen bir gurup veya güruh O'nun büyüklüğü karşısında kendi küçüklüklerini ortaya koymak için ve hasudlukları bu dünyada dahi ortaya çıkması için bakınız ona nasıl bir yakıştırma yapmaktalar ve bu beyanlarıyla nasıl rezil ve rüsva oluyorlar ! İşte bunları tanımamız ve mümin kardeşlerimize tanıtmamız için bu bilgileri buraya asmış bulunuyorum. Bunları hem siz hem de bütün müslümanlar çok yi tanısın diyorum:

    """""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""
    Efendi Hazretlerinin mübarek oğulları Ahmed Neyyir Mekki efendi anlatıyor: Babam İstanbul’a geldikten bir müddet sonra Erbilli Es’ad efendiyi ziyarete gitti. Tanıdığı halde, icab eden hürmet ve edebin asgarisini göstermedi. Kendisi divanda oturduğu halde, babamı kapıya yakın ve yerde oturttu. Başının üstünde (yâ Seyyidem Tâhâ) yazılı bir levha asılı idi. Babam: “Bu seyyidem Tâhâ dediğiniz, bizim bildiğimiz Seyyid Tâhâ hazretleri midir?” Diye suâl edince o Tâhâ-i Harîrî’dir. Seyyid Tâhâ hazretlerinin halîfesidir, dedi. Babam: “Bendeniz, Seyyid Tâhâ hazretlerinin bütün halîfelerini, hal tercemeleri, menkıbeleri ile bilirim, içlerinde bu isimde bir zât yoktur” buyurunca, Es’ad efendi: O Seyyid Tâhâ’dan rüyada hilâfet almıştır” cevâbını verdi. Biraz sonra kalktılar ve Efendi babam: “O kadar câhildir ki, hilâfetin rüyada değil, uyanıkken yazılıp verileceğini dahî bilmiyor. Kusuruna bakılmaz. Sultan Abdülhamîd Hân tahta geçince, bu zât, sarayın etrafında dolaşır, hizmetçi kadınlara fal bakardı. Bunun için Sultan onu İstanbul’dan uzaklaştırdı. Ve Sultan Abdülhamîd Hân tahttan indirilince tekrar İstanbul’a geldi. Bu sefer şeyh olarak. Eh, zaman değişti, dünkü falcılar bugün şeyh oldu. Bize muamelesine gelince, Kaba bir kürd hocaya yapılsa dahi ayıb sayılacak harekette bulundu” buyurdu ve ilâve etti: “Esad efendi bir tesbîh mikdarı zikr edemez. Nerede şeyhlik!” s.314"""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""


    Bu yazıyı şu linkten alıntıladım :

    Kod:
    http://www.n-f-k.com/abdulhakim-arvasi-hz/seyyid-abdulhakim-arvasi-hazretlerinin-menkıbeleri
    xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

    İŞTE BÖYLE KARDEŞLER ! DOSTLARIMIZI VE DÜŞMANLARIMIZI ÇOK İYİ TANIYALIM DİYORUM.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 5 Temmuz 2017

Sayfayı Paylaş