Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

el-Kerîm

Konusu 'ALLAH(CELLE CELALUH)'IN 99 İSMİ' forumundadır ve sahasan tarafından 1 Ağustos 2009 başlatılmıştır.

  1. sahasan

    sahasan © ◄ كُن فَيَكُونُ ► Forum Administrator

    Mesajlar:
    13.118
    Beğenileri:
    4.065
    Ödül Puanları:
    9.820
    el-Kerîm

    [​IMG]

    el-Kerîm, keremi, yardımı ve ikramı sonsuz olan, hiçbir karşılık beklemeden veren, ihsan eden, cömertlikte, eli açıklıkta tek olan, her türlü iyiliğin, faziletin sahibi olan demektir.
    Neml sûresi (27), 40: “...Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnîdir (hiç bir şeye ihtiyacı yoktur), Kerîm’dir (çok kerem sahibidir).”
    el-Kerîm’dir O, dostlar!
    Yardımı, ikramı, cömertliği sonsuz olandır O!
    Kullarını yaratıp, onlara sonsuz nimetlerle ikramda bulunandır O! Mâlik’el-Mülk’tür O!
    Mülkünde ağırlayan, ruhundan ruh üfleyen, can veren, mülkünden mülk vererek, insanların dünya hayatlarını, ahiretlerine en büyük vasıta kılandır O!
    Ve dostlar, öyle bir hükümdardır ki O, rahmetiyle kuluna, bu dünyayı nasıl geçirmesi gerektiğini de gösterendir O!
    Kur’ân-ı Kerîm’deki muhteşem hayat şifrelerine kulak verin dostlar. Yüreğinizle dinleyin, el-Kerîm olan “Dost”u.
    O zaman tanıyacaksınız Rabbinizi.
    O zaman gerçekten ibadet edeceksiniz O, “tek olan” Allah’a. O zaman aşkla koşacaksınız seccadelere!
    O zaman, “Çok mu geç kaldık Allah’ım, Seni tanımada” diye yanacaksınız.
    Hayır dostlar! Henüz yaşıyorsak hiçbir şey için “geç” değil. Henüz “şahadet” âlemindeyiz, ecel gelmedi henüz. Vakit var daha, bilmediklerimizi öğrenebilir, bunları hayatımıza geçirebilir, O’nun rızasına ulaşabiliriz.
    Sahabe boyutunda örnekler var bizim için! Kelime-i şahadet getirdikten bir süre sonra, bir vakit namaz kılamadan, harp meydanında şehit olup, Gül Nebi’nin (s.a.s.) şahadetiyle cennete göçenler var.
    Biz de, hayat savaşının, nefis savaşının savaşçılarıyız. Öğrenmeye çalışıyoruz, çok zor ulaştık bu günlere. Ama öğreniyoruz, bu yolda “öğrenciyiz” ya! Dinleyin bakın:
    Tevbe sûresi (9), 111: “Allah, mü’minlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır: Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler.”
    Kur’ân-ı Azîmüşşan’ı hep yüzünden okuduk, geçtik dostlarım. Manasını anlayınca, sevdalanıyorsunuz “kitabınıza”. Yüreğiniz yanıyor, okudukça.
    İşte, Tevbe sûresi’nin bu müjdesi, yüreği, yangınlara sürükleyen âyetlerden biridir. Keremi, cömertliği, verişin namütenahiliğini hissedersiniz bu âyette.
    Sizi yaratan O! Ruhundan ruh üfleyerek var eden O! Bedeninizi en güzel şekilde yaratan O!
    İsrâ sûresi (17), 70: “Andolsun ki biz, insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Karada ve denizde taşıtlara yükledik ve temiz yiyeceklerden onları rızıklandırdık. Onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.”
    Mülkünden mülk veren, sizi varlık sahibi de yapan O! Ve yarattığı, “halifem” dediği kuluna sevgiyle bakıyor ve ona bu dünyayı nasıl yaşaması gerektiği hakkında şifre veriyor Hakk Teâlâ Hazretleri:
    “Haydi, güzel kulum, can emanetini, beden emanetini, mal emanetini, hepsini ben verdim sana. Onların hepsi emanet sana! Şimdi, o emanetlerin hepsini Bana sat... Sat ki, senin için muhafaza edeyim, dünya hayatının bitiminde, ebedî hayatında, sana daha çok lâzım olacak olan, o, ebedî hayatında sana iade edeyim... Hem sen, bu ticaretle hep kârlı çıkacaksın, çünkü sana emanet olarak verdiğim her şeyi, bu dünyada da zaten kullanacaksın... Emanetlerini bana satmazsan, zaten kimsenin elinde kalmıyor ki bunlar, adı üstünde, “emanet” hepsi. Ölüm gelince hiç kimse “canımı vermem, malımı vermem, bunlar benim” diyemiyor, sessiz sedasız malını arkada bırakıp, canını meleklerime teslim edip, Bana dönüyor. O halde gel, Bana sat emanetlerini ve bu kârlı alış verişle geçir ömrünü, güzel kulum” diyor O, “Kerîm” olan “Dost”.
    Bu alışverişteki sözleşmenin adı “mîsak” ya da “iman”dır dostlar.
    Kârınız ise şunlar olacak;
    Fânî, yani ölümlü olan, ölümsüzlük, yani ebediyet kazanır. Allah yolunda sarf edilen ömrün her dakikası geçip giderken, “tohum misali”, zeval bulup, zahiren kaybolup ölürken, ahiret âleminde açan bin çiçek olur.
    Bu fânî ömrün fiyatı olarak “cennet” baha biçilmiştir, bu alışverişte.
    Zira O, el-Kerîm’dir!
    O Rab’tır, uludur... Şanınca verir O.
    Fânî bir ömre cenneti bahâ biçer, çünkü öylesine Rahmân ve Rahîm’dir ki O, dostlarım, kullarını öylesine sever ki O, Cenneti vermek için “baha” değil; “bahane” arar O!
    el-Kerîm’dir O!
    Hazinesinden vermek için, kulunu bekleyendir O!
    Madden ve manen vermek için bekleyendir O!
    Gül Nebî (s.a.s.) ne güzel buyurmuş: “Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ, her gece, gecenin son üçte biri kaldığında dünya semâsına rahmetiyle iner de: Bana kim dua eder ki onun duasına icâbet edeyim! Benden kim isteyecek ki ona dileğini vereyim! Benden kim mağfiret diler ki onu mağfiret edeyim!.” (Buhârî, Teheccüd, 14; Müslim, Müsâfirîn, 168.)
    Hakk Teâlâ, bizlerle alış-veriş yapmak istemektedir. Bu alışverişteki kâr, her âza ve duyu organının kıymetinin, birden 1000’e yükselmesidir.
    Emanetçi olduğumuzu idrak ederek, daha yolun başında, “Tamam Sultan’ım, Sen benim tek Sahibim, Efendimsin. Bana verdiğin her şeyi, aslında Senin olan lütuflarını, bu dünyada Senin malın olduğunu bilerek ve Senin hesabına kullanacağım.” dersek, bütün azalarımızın kıymetini, birden bine çıkarmış oluruz.
    Zira, O Sultan’ın nezdindeki değerlendirmenin bize fısıldanan en küçük oranı bu! Hakk Teala’nın “Lütfumla karşılayacağım” dediklerinin oranını bilmiyoruz bile...
    Mesela akıl nimeti! Bu nimeti, Cenâb-ı Hakk yolunda tasarruf etmeyip, nefsin hesabına kullanırsan, sana korkunç acılar çektirir, hatalarda, günahlarda istimal edersin onu. Hâlbuki “sahibine” satarsan onu, şu kâinattaki sonsuz rahmet hazinelerini açan tılsımlı bir anahtara dönüşür ve senin ruh dünyanın huzurla dolmasına sebep olan bir nimet olur “akıl”.
    Bu alışverişin en kârlı tarafı da hayatının “ibadete” dönüşmesidir. Uykun bile ibadet olur; helâl rızk arayışın bile ibadet olur dostum...
    Emanetlerini verdiğin Sultan, büyük bir kerem sahibidir. O’nun nezdinde, “gülümsemek” sadaka olur, bir güzel söz söylersin, sadaka olur, selâm verirsin sadaka olur!
    Üç defa “İhlâs” sûresini okursun, bir hatim sevabı alırsın; Kâbe’de bir rekât namaz kılarsın, yüz bin rekât namaz sevabına nail olursun.
    Ravza’da bir rekât namaz kılarsın, namazın bine katlanır! Kadir gecesini ihya edersin, yaşabileceğin bin aydan hayırlı olur o gecen!
    Bir karz-ı hasende bulunursun; Rabbine “borç” verirsin, karşılığı, O’nun “fazlından” ödenir.
    Daha da bizim bilmediğimiz nice ikramları, özel kulları için saklar O Sultan, dostlar.
    el-Kerîm’dir O!
    Secde sûresi (32), 15-17: “Bizim âyetlerimize öyle kimseler iman eder ki, onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman secdelere kapanırlar ve Rablerini hamd ile tesbih ederler de büyüklük taslamazlar. Onların yanları yataklardan uzaklaşır, korku ve ümid içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayıra sarf ederler. Şimdi hiç kimse kendileri için, yaptıklarına karşılık gözler aydınlığı olacak şeylerden neler gizlenmiş olduğunu bilemez.”
    Ey “kerem sahibi”, “cömert” ve “sonsuz rahmet sahibi efendim”, bizleri “el-Kerîm” isminin tecellileriyle “veren eller”den eyle! Mal emanetini senin yolunda harcayanlardan; “Kim bir iyilik getirirse ona ondan daha üstün karşılık vardır...” (Kasas sûresi (28), 84.) âyetinin gölgesinde yaşayanlardan eyle!
    Gül Nebi Muhammed Mustafa (s.a.s.):
    “Her sabah gökten iki melek iner. Birisi: “Allahım! İnfak edene karşılığını ver”; diğeri: “Allah’ım! Cimrilik edene de telef ver (malını yok et), diye dua ederler.” (Buhârî, Zekât, 27; Müslim, Zekât, 57.)
    Allah’ım, bizi Habibinin yolunda yürüyenlerden eyle.
    Allah’ım, Sen bizi her kuluna gülümseyebilenlerden, hep “güzel söz” söyleyebilenlerden, insanları, “Sen yarattın” diye sevenlerden, malını, Senin yolunda seve seve infak eden cömertlerden eyle. Âmîn.
     
    Sponsorlu bağlantılar

Sayfayı Paylaş