Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

Aşk

Konusu 'NESİR (düz yazı)' forumundadır ve AhDe_VeFaLi tarafından 25 Mart 2010 başlatılmıştır.

  1. AhDe_VeFaLi

    AhDe_VeFaLi Guest

    AŞK
    Aşk; şiddetli sevgi, iptilâ, düşkünlük, kemâl, cemâl ve müşâkeleden dolayı duyulan aşırı muhabbet ki, böylesine, daha ziyade mecâzî aşk denir.. bir de, cemâli kemâl noktasında, kemâli cemâl kutbunda o Ezel ve Ebed Sultanı’na karşı duyulan kalbî alâka ve muhabbet vardır ki, ona da hakîkî aşk denir.
    Allah’a karşı duyulan bu derin muhabbet veya “aşkı hakîkî” bizi O’na ulaştırmak için, yine O’nun tarafından bize armağan edilmiş ışıktan bir kanattır. O’na, varlığın esası olan Nûr’a ulaşmak için muvakkaten rûhun kelebekleşmesi de denebilir.
    Aşk; varlığın en esaslı ve aynı zamanda da en sırlı sebebidir; Allah Zât’ının bilinmesini sevip, istediğinden ve gelecekte gerçeğe uyanık ruhların O’nun esmâ, sıfat ve zâtına karşı duyup izhâr edecekleri derin alâkadan ötürü mükevvenâtı yaratmıştır. İnsanlar da söz ve ferman dinlememe şeklinde zuhûr eden aşk, Hâlik’ın, acz ve mahlûkata has temayüllerden münezzehiyeti ve O’nun istiğnâi zâtîsine muvafık gelecek şekilde öyle bir muhabbettir ki; hilkat onun bağrında gerçekleşmiş, insanlık onunla günyüzüne çıkmış, gönüller onunla donanmış ve Hakk’la münâsebetin en önemli merkezi haline gelmiştir.
    Aşk, vuslat kademelerinin final noktasıdır; o noktaya ulaşan muhibbin, atacağı bir adım ya kalmıştır veya kalmamıştır... Hakk’ın ilk tecellîsi, Zât’ının iktizâsından ibaret olan işte bu muhabbet üstü muhabbettir. Bilâ kayd u şart, O’na aşk isnadından kaçındığım için bu tâbiri bilhassa kullanıyorum. Bu ilâhî muhabbete ilim diyenler de olmuştur; çünkü o mutlak ve münezzeh olan Zât âleminin tecellî itibariyle ilk tenezzülüdür. Bu tenezzüle; Allah ilminden ibaret olması itibariyle “ilim,” görmek ve görünmek muhabbetinden ötürü “aşkı münezzeh”, bütün varlığı ihtivâ etmesi zâviyesinden “levh,” herşeyin tafsilatıyla ele alınması noktasından da “kalem” denir ki, “ceberût” ve “Hakîkat-ı Ahmediyye” de bu âlemin bir başka ünvânıdır. Aşk-ı münezzeh, Hakk’ın Zât’ıyla alâkalı bir sırdır; O’nun diğer sıfatları ise, aşka müzâftır. Bundan dolayıdır ki, aşk kanatlarıyla uçanlar, doğrudan doğruya Zât’a ulaşır ve hayrete ererler. Diğerlerinde, eşyâ ve esmâ berzahlarından geçme zarureti vardır.
    İnsanı, Allah’a ulaştıracak yollar sayılmayacak kadar çoktur.. tasavvuf ve hakîkat ilimleri, o yollarda yolcuların zâdı, zahîresi, ışığı, rehberi; tarîkatlar da, bekleme salonları, sonsuza açılma limanları ve bu uzun yolculukla alâkalı tâlim ve terbiyeyi derpiş eden mekteplerdir.
    Mahlûkâtın solukları sayısınca Hakk’a uzanan bu vuslat yollarını iki ana tarîka ircâ edebiliriz.
    1) Hakk yolcusuna riyâzet; az yeme, az içme, az uyuma, çok tefekkürde bulunma ve gereksiz ihtilattan sakınma gibi disiplinlerin telkin edildiği yol ki; bazılarının “berzâhiyye,” bazılarının da “sofî tarîkatları” dedikleri tasavvuf sistemlerinin çoğu bu esaslar üzerinde arşiyelerini ikmal ederler. Bu yolun sâliklerinin, en önemli virdleri, “esmâ-i seb’a” denilen “Lâ ilâhe illallah, Allah, Hû, Hakk, Hayy, Kayyûm, Kahhâr” gibi mübarek isimlerdir. Bu isimlerle, nefsin yedi mertebesi addedilen, “emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râdiye, merdiyye, sâfiye veya zekiyye” derecelerinin kat’edilmesi hedeflenir. Bazıları bu isimlere, “Kâdir, Kaviyy, Cebbâr, Mâlik, Vedûd” gibi celâlî isimleri bazıları da “Ferd, Vâhid, Ehad, Samed” gibi cemâlî isimleri ilâve ederler.
    2) Kitab ve sünnete ittibâ üzerinde hassasiyetle durulup evrâd u ezkârın teşvik edildiği yol ki; bu yolda sülûk edenler, her mes’elede sünneti tâkib eder ve her işlerini sünnetle irtibatlandırmaya çalışırlar. Husûsî birkaç ism-i şerifi vird edinme yerine, Allah Rasûlü’nün ibadet, duâ, zikir, fikir usûlünü araştırır ve Allah’ı bütün esmâsıyla anarlar. Bu yolda yürüyenler kılı kırk yararcasına, şerîat ahkâmına riâyet etmenin yanında, mürşid ve rehberlerine de sımsıkı bağlanır, sonra da kendilerini aşk u cezbenin gel-gitlerine salıverirler. Zaten aşk u cezbe zuhûr ettikten sonra, onların gözlerinde varlık kendine bakan yönleriyle bütün bütün silinir-gider; derken nefis ve enaniyet cihetiyle yokluğa ulaşır; zevken ve şuhûden vahdeti duymaya başlarlar ki bu noktada, bir kere daha temkinle yüz yüze gelir ve sülûklarını tamamlamış olurlar.
    Bu yolun en önemli esasları ibadet, aşk, cezbe, zikrullah ve sohbettir. Gerçek aşkın son sınırlarında dolaşan sâlik, vecd u cezbe gibi bazan kendini şevk ve iştiyak akıntıları içinde de bulabilir ki, o da aşkın ayrı bir buudu sayılır.

    M.F.G/Kalbin Zümrüt Tepelerinde
     
    Sponsorlu bağlantılar

Sayfayı Paylaş