Aşk- Memnu Tahribatı !

*TuanA*

Vip Üye
Özel Üye
#1
Sinemasinemadir.com'da yazılarıyla dikkat çeken Suat Koçer ve Betül Dündar, televizyon dizileri üzerinden yapılan tahribatı gözler önüne seren yazılar yazdı. Koçer, senaristler toplumu tanımıyor derken, Dündar, Aşk-ı memnu gibi diziler yüzünden ailenin kökünün kazınmaya çalışıldığını dile getirdi ve ekledi: RTÜK'ten beklemeyin, tepkinizi dile getirin!

Suat Koçer, sinemasinemadir.com'da 'Aleyküm Selam' başlıklı yazısında dizilerdeki topluma olan yapancı senaristlerin dünyasına kapı aralıyor ve şunları söylüyor:
Bu kez şeytanın kulağına suyu ben değil, gazeteci arkadaşım Gülcan Tezcan kaçırdı. Başta aklımız olmak üzere her türlü temel değerimizi hercümerç eden televizyon dizileriyle ilgili bir şeyler karalamamak için kendimle didişiyorken, ulusal bir dergide yayımlamak üzere dizilerle ilgili bazı sorular yöneltmişti bana. Senaristler toplumu tanıyor mu sorusu, aralarında bana en kışkırtıcı geleniydi mesela.

Sorarım size, ey okur! Dizi senaristleri toplumu tanıyor mu?

Tanıyorlarsa, 'ne kadar'?

Biraz gülünç gelecek size belki. Ama benim dizilerde en çok dikkatimi çeken diyaloglardan biri, kahramanların selamlaşma ya da birbirlerine selam gönderme fasıllarıdır. O kadar zor bir andır ki, bizi zorladığı kadar senarist ve oyuncuları da yoruyordur, sizi temin ederim.

Kız elinde ahize, telefondakine laf yetiştiriyor. 'Annene selam söyle' diyor karşıdaki. Bizimki (bu durumdaki bütün dizi kahramanları için aynı şey geçerli) hiç de içinden gelmediğini anlayacağımız bir belirsizlikte 'söylerim', 'iletirim' cevaplarından birini veriyor. İp burada kopuyor zaten. Kopan ip senaristlerin ayağına ikinci diyalogda dolanıyor. 'Ne diyor, ne diyor' diye merakla soran anne, kızın 'selam söylüyor' cevabı üzerine başını (güya) munisçe sallayarak 'sağ olsun' diyor. 'Annemin de selamları var' diyen kıza karşıdaki ses bu kez 'hı hı, teşekkürler' cevabını veriyor. Tam tamına 29 yaşındayım, ey okur. Bugüne kadar envai memleket, ortam, toplantı v.s gezdim, gördüm. Yemin eder derecesinde (ve elbette yüze-göze bulaştırılan iğrenç bir oryantalizm müsveddesine olan kızgınlığımdan) inançla söyleyebilirim ki, bugüne kadar 'selam söyle' ifadesine 'iletirim', 'hı hı, sağ olsun', 'olur' nevinden bir yanıt ne gördüm, ne de duydum. İşi abartıp bazısıyla sıklıkla görüştüğüm, diğerleriyle de telefonla ulaştığım farklı bölge ve kültürdeki çok sayıda arkadaş ve dostuma aynı soruyu sordum: 'Selamı var' dendiğinde hangi cevap verilir ya da verirsiniz? Yaşları, eğitim seviyeleri, dünya görüşleri birbirinden farklı olan muhataplarımdan iki cevap aldım. Neredeyse tamamına yakını 'aleyküm selam, söylerim' cevabını verirken, bir kaçı da 'baş üstüne' ifadesini hatırlattı. Gülmeyin, yine de hızımı alamadım.

Kimse kusura bakmasın
Elbette ki cevap şudur; En az bir sosyolog kadar, hatta bazı faktörler göz önünde bulundurulduğunda, sosyologlara taş çıkaracak derecede iyi tanırlar. Ama bu toplumun köklerinden gelen bazı gelenekleri, toplumdan koparmak için yoğun bir uğraş veriyorlar. Toplumun en küçük bireyinin en ücra özelliğini gerçekçi olsun için elli takla atarak canlandıran senaristler, adeta toplumun iliğine sinmiş bazı gerçekleri koparıp atmak için can siperane çalışıyorlar. Dişlerini tırnaklarına takarak, toplumu hedefledikleri mecraya sürüklemenin derdindeler. Toplumu 'Aleyküm selam'dan, 'iletirim'in yatağına çekmeye çalışıyorlar. Evlere girilmeden çıkarılan ayakkabıların ayaklardan çıkmamasıdır dertleri.

Kızlarına kural koyan 'yobaz' anne-babanın çemberini kırmaktır niyetleri.


İnce belli bardaklarda içilen çaylar, ıhlamurlar, kahveler kesmez. Her şen kahkahada rakılar, şaraplar, konyaklar içirmektir hevesleri. Akşam güneş batmadan yuvasına dönen babayı modern hayatın debdebesine kaptırıp, barlara, flört yuvalarına, alemlere sürüklemektir beklentileri. Kimse kusura bakmasın ey okur, sıradan bir selam iletme faslı olarak görmüyorum olup bitenleri. Milyonlar ekrana kilitleniyor, ekrandan akan senaryolar milyonların beyinlerine, bilinçaltlarına akıyor. İster yobazlık, ister bağnazlık olarak yorumlansın, fark etmez. Toplumu, onca olumsuzluklara rağmen ayakta tutan ortak değerleri (hatta alışkanlıkları) ısrarla sürdürme (ve de gerektiğinde koruma) sorumluluğu taşımalıyız bence. Bu yüzden, senaristlerin hinliklerine mütevazı bir cevap olması bakımından, ulaşan her selama daha içten bir hisle 'aleyküm selam' diyorum.

Kötülük meşrulaştığında kork!


Bir televizyon dizisi üzerinden yapılan tahribatı ortaya koyan Betül Dündar, "Üniversitede Eleştiri Kuramları hocam, sevgili Yavuz Pekman şöyle demişti: Bir toplumda kötülük olduğu zaman korkmayın, kötülük meşrulaştığı zaman korkun. Bu laf yıllarca belleğimden silinmedi" diyor. İşte Dündar'ın kesinlikle dikkate alınması gereken "Yengeme Aşık Oldum Kızmayın!" başlıklı yazısı:

Şimdi nereden çıktı bu yenge meselesi diyeceksiniz. Elbette ki Suat Köçer'in kanattığı yaradan. Aleykum Selam adlı yazısında çok önemli noktalara değinmiş sevgili Köçer. Duyduğuma göre bazıları fazla tepki göstermiş. "Aman efendim siz de her koyunun altında buzağı aramayın" (koyun değildi ama daha kibarcası olsun istedim)diye feryat etmişler.

Efendim öncelikle şunu söyleyeyim, o çok özendiğimiz yüz yıllardır takip ettiğimiz ve onlar gibi olmaya çalıştığımız batılı zevatlar bugünkü sistemlerini ve hayat şartlarını, "koyunun altında buzağı arama" ya borçlular. Modernizim çıkış sürecini ve gelişimini okuyanlar bilir ki modernizmin temeli eleştiridir. Yanlış gördüğünüz veya altında bir şeylerin olduğunu sezinlediğiniz yada size dayatılmaya çalışan sistemin altında ezildiğiniz ve kültürel yozlaşma içerisinde erimeye başladığınız anda "bir dakika kardeşim ne oluyor?" dediğiniz anda başlar eleştiri. Bu çok bireysel olanıdır. Asıl bu konuda görev aydınlara düşmektedir. Tıpkı Ortaçağı canavarını eleştiri oklarıyla deviren Avrupa aydınlarında olduğu gibi... Ya da her devirde bozulmuşluğu, yozlaşmışlığı ortadan kaldırmak ve yeni bir yaşam tarzı getirmek için ömürlerini feda eden, bilgeler, alimler, peygamberler, filozoflar gibi... Ya da Reşat Nuri, Halit Ziya Uşaklıgil, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Aziz Nesin (bazı kesimler sevmez ama çok haklı eleştirileri vardır) daha şu an ismini sayamadığım birçok, dönemine damgasını vurmuş aydınlar gibi...

Milli kültürü katletme kanalı

Şimdiki aydınların isimlerini zikretmeyeceğim, zira artık günümüzde "aydın" tırnak içinde kalmış ve fildişi kulesinden halka bakan, iktidarda olan partiye göre yönünü belirleyen kişiler olarak dar bir çerçevede kaldı. Bu yüzdendir ki görev belki de bizim gibi gönüllü köşe yazarlarına kalıyor. Efendim bahis neydi nereye geldin demeyin az sonra ne demek istediğimi anlatacağım. Ama evvela şu yenge meselesini biraz açalım. Dün kitap çevirimden başımı kaldırıp biraz kanallara bakayım dedim. Gözüme Tek Türkiye dizisi takıldı ve içerdiği konular itibariyle hep ilgimi çektiği için kanalı değiştiremedim. Fakat gelin görün ki aynı zaman dilimi içerisinde yayınlanan "yılın dizisi" unvanını körler sağırlar birbirini ağırlar düsturu içerisinde alan Aşk-ı Memnu, olanca "cüretkarlığı" ile boy gösteriyordu. Ben Tek Türkiye'yi izleyip, "Tanrım neler dönüyor ülkemde, ülkem için neler yapabilirim" sorularının vicdanımda yarattığı sancılarla uğraşadurayım, dizi biter bitmez başka kanala geçen abim Aşk-ı Memnu'nun son dakikalarını izlemeye başladı. Yönetmenin çekimlerini beğeniyormuş. Hikayede bir şey yokmuş. Elbette ki dizinin hikayesinde bir şey yoktu. Senaristlerin, canım Aşk-ı Memnu romanını nasıl katlettiklerini, aynı beceriklilikle dönemine ağır eleştiriler getiren Yaprak Dökümü adlı romanın nasıl rezil rüsva bir paçavraya çevirdiklerini hepimiz biliyoruz. Bu dizilerin yayınlandığı kanalın ve grubun milli kültürü katletmek gibi bir misyon üstlendiğine de kalpten inananlardanım. Hal böyle olunca, yani işler bu seviyeye gelip, yobazlar, şeriatçılar bizi mahvedecek diyerek çığırtkanlık yapıp asıl kendileri milletin manevi değerlerinin içine incir ağacı dikerek büyük "başarılar" kazananlar, elbette ki "Aleyküm Selam" kelimesini ortadan kaldırıp, yeğeni yengeye aşık edip, amcasının alın bölgesinde şişlikler hatta bazı çıkıntılar olmasına neden olacak ve aile denen temel yapı taşının kökünü kazıyacaklardır. Ve bunları hiç hissettirmeden, beynimize anestezi vererek yapacaklardır. Ki yapıyorlar da... Sonra da "yengeme aşık oldum kızmayın" diyeceklerdir

Şimdi normalde bir yeğenin, yahut bir uzak akrabanın amcam dediği ve ekmeğini yediği adamın karısıyla ilişki içerisine girmesi kötü bir şeydir. Ama bunu imkansız aşk diye adlandırıp, bin bir duygusal müziklerle fonunu süsleyip, dış görünüş olarak çok güzel ve çok yakışıklı iki insanı bir araya getirip, e ne yapalım canım aşk bu diyerek gayet masum bir seviyeye indirgeyip bize yedirenler, işte bu insanlar, kötülüğü meşrulaştırınca "efendim aşık olun siz de yengenizi baştan çıkarın" söylemini aklımızın bir köşesine kazıyınca olan olur. Suat Köçer'in korktuğu her şey de başına gelir. Sonra da bu meşrulaşan kötülük halk tarafından ödüle boğulur. "Ah ne güzel ettiniz, ailemizin ...e ettiniz, tebrik ederiz" deyip bol bol da reyting verilir.
RTÜK işinden başka her şeyle ilgileniyor

Dünden beri, son sahnelerini izledikten sonra, yani ki gayet estetik bir şekilde zina mefhumunun işlendiği ekrana baktığımdan beri, düşünüyorum. Nerede yanlış yapıyorum? Ben bir birey olarak bu olanlara tepkimi koymakta nasıl bir yanlışlık yapıyorum ki, böyle bir kültür ve manevi değerler erozyonu herkesi önüne katıp savuruyor? Üzülüyorum, hakikaten kalbim sızlıyor. Ve bir yazı kaleme almaktan başka bir şey yapamıyorum. RTÜK zaten üzerine düşeni yapmaktan başka her şeyi görev edinmiş bir kurumken, tv kanalları zaten üstlendikleri misyonu başarıyla yerine getirirken daha kime ne hacet demeyin, size çok iş düşüyor sevgili okuyucu. Lütfen bireysel olarak tavrınızı koyup evinizde kanalı değiştirerek protestonuzu yapın. Ve sevgili amcalar, lütfen bu tür yayınları izleyip, acaba benim de eşim... ? deyip paranoyalara kapılmayın. Ve sevgili yeğenler, siz bakmayın bu kanalların söylediğine "aşk" denen kutsal duyguyu size uygun limanlarda bulacağınıza inanın. Ne yapayım... korkuyorum, ya yengeler ve yeğenler haberlerini sık sık, çarşaf çarşaf gazetelerde görmeye başlarsak, ya hepten çivimiz tutunduğu ya da güçlükle tutunmaya çalıştığı yerden kopar da çıkarsa diye korkuyorum. Ve her gün doğruluğun ipine daha sıkı sarılıyorum...

Bugünlük yazıma, daha doğrusu içimden gelen haykırışlara burada bir nokta koyuyorum. Ama üç nokta... Çünkü her şey, olmaya ve biz izlemeye devam ediyoruz. Verdiğimiz tepkilerle bir kötülüğü ortadan kaldırdığımız günleri de görebilmek ümidiyle...

Sevgiyle kalın...
Cevabı aranan sorular


Radikal sol bir ulusal gazetede çalışmış, gelenekle arası hayli mesafeli arkadaşıma uzun süredir göremediğim ortak bir dostumuz için 'selam söyle' dedim muzipçe. Cevap, ben daha lafım bitirmeden geldi bile; 'Aleyküm selam, söylerim tabi.' İnanmıyorsanız çevrenizdeki insanlarla aynı soruyu sorarak nabız yoklayabilirsiniz. Ama şimdiden söyleyeyim, ezici çoğunluğu 'aleyküm selam', geri kalanı 'baş üstüne' diyecektir.

Neden ifadeye bu kadar takıldım? Aleyküm selam yerine 'hı hı, iletirim' cümlesi kullanılsa kıyamet mi kopar? Hayır, kıyamet kopmaz. Ne olur peki?

Önce birkaç soru daha; Bu toplumun yüzde kaçı kız çocuklarının erkek arkadaşlarının evinde kalmasına onay verir? Bu toplumun yüzde kaçı evlenip boşandığı karısının yeni eşiyle 1 hafta sonra 'kanka' olur? Bu toplumun yüzde kaçı eşlerinin kendi erkek iş arkadaşlarının evinde kalmasına rıza gösterir? Bu toplumun yüzde kaçı kızlarının evlilik öncesi çocuk yapmasını kabullenebilir? Bu sorular çok mu 'erkek egemen' mantıkla oldu? O halde şu sorulara bakalım; Bu toplumdaki kadınların yüzde kaçı yemeyip içmeyip kaynını baştan çıkarmanın yollarını arar? Bu toplumdaki kadınların yüzde kaçı kocalarının yabancı bir kadınla dost hayatı yaşamasına göz yumabilir? Bu toplumdaki annelerin yüzde kaçı kızlarını haklarında hiçbir bilgi duymadıkları biriyle evlendirmeye razı olabilir? Bu toplumdaki annelerin yüzde kaçı 18 yaşındaki kızlarının 50'li yaşlardaki erkeklerle aşk hayatı yaşamasına izin verebilir? Bu toplumdaki kadınların yüzde kaçı gece geç saatlerde yarı sarhoş vaziyette evlerine gelir?

Son birkaç soru; Bu toplumun yüzde kaçı evine ayakkabılarıyla girer? Toplumun yüzde kaçının evinde bar vardır? Toplumun yüzde kaçı en küçük bir sevinç haberde bile 'aile boyu' kadeh kaldırır? Yukarıda sorduğum soruların cevapları bellidir aslında. Hepsinin cevabı 'neredeyse yok denecek kadar az'dır. Ama aynı oran 'milyonların sevgilisi' olan dizilerde 'neredeyse hepsi' denecek kadar çoktur. Peki, o soruyu yine soralım; Senaristler bu toplumu tanımıyorlar mı ki, tuttukları aynadaki resim toplumla bu kadar tezattır?

MİLLİ GAZETE
 
Moderatörün son düzenlenenleri:
T

Takva

Guest
#2
Toplumda normal olmayan şeylerin normal hale gelmesine bir sebeb de bunlar değilmi zaten.
Bunları seyredip bunlarla meşgul olacağımıza daha faydalı şeylerle uğraşabiliriz.Rabbim islah etsin!
 

sultan_mehmet

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Yönetici
Forum Administrator
#4
Topluma empoze edilmiş en büyük fitne televizyonun fitne dizilerinden bir tanesi.
İslama yapılan masum gibi herbirimizin evine giren saldırılar. Yazık yazık yazık....
 

Mu@YMe

Vip Üye
Özel Üye
#5
harika bir konuydu
zaten bu tarz yazıları çok beğeniyorum
tatlı sert bir dille uyarılmak gibi geliyor bana

ALLAHU teala razı olsun​
 

__DURU__

KF Ailesinden
Özel Üye
#6
ben bu dizinin eski versiyonuna yetişemedim:) (daha niceleri var ama şu anda konu bundan açıldığı için söylüyorum)o' ayrı ama aradaki farkı bilenlerin anlattığına göre eskiye oranla oldukça mutasyona uğramış.sonuçta ben kumandaya hükmederim!! kumanda bana değil!!!!!....bunu başaran için zaten problem yok...
 
Moderatörün son düzenlenenleri: