Amir bin Füheyre (birinci bölüm)

sultan_mehmet

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Yönetici
Forum Administrator
#1
Amir bin Füheyre, hayatının anlamını yitirdiği, umutlarının çürümeye yüz tuttuğu bir sırada İslam'ın yüce peygamberiyle karşılaştı.




Köle

İnsanlık tarihinde kapkara bir lekedir kölelik. En güzel bir surette yaratılıp, yeryüzünün halifesi olmakla şereflenen insanın her şeyiyle bir başkasının malı olması... Hiçbir hakları olmayan, en ağır şartlarda, omuzlarına tahammülü imkânsız yükler konulan ve insan bile sayılmayan ''şey''lerdir köleler.
Duyguları, düşünceleri, istekleri olmayan, sadece ve sadece efendilerine hizmet etmek için yaratıldıklarını zanneden, hayvanlar kadar dahi değer görmeyen varlıklar. Sırtında şaklayan kırbaçlar, günlerce süren açlıklar, içi fare dolu karanlık zindanlar ve ellerine, ayaklarına, duygularına vurulmuş prangalarla köleler.
Acımasızca dövülen, en ağır hakaretlere uğrayan, iğrenç işlere koşturulan, ama yine de itaat eden, isyan etmeyi, haklarını aramayı akıllarından dahi geçirmeyen zavallı insanlar. Yeryüzünün her köşesinde sahte tanrılar ve o sahte tanrılara sunulmuş çaresiz kurbanlar... Cebi şişkin, ensesi kalın efendiler ve efendilerinin vahşi zevklerini yerine getirmeye hazır; hizmetçiler, cariyeler, köleler...
Amir bin Füheyre bu kölelerden sadece birisiydi. Efendisinin sürüleri arasında ömrünü tüketmeye mahkûm edilen, bugününde hakkı yarınında ümidi olmayan, ölümüyle yok olacak, adı sanı kalmayacak sıradan bir köleydi. O hürriyetin tadını alamamış, ne olduğunu bilmediği, hissedemediği özgürlük onun için ya şarkılarda duyduğu bir kelime ya da masallarda anlatılan kuru bir hayal olmuştu. Amir bin Füheyre, hayatının anlamını yitirdiği, umutlarının çürümeye yüz tuttuğu bir sırada İslam'ın yüce peygamberiyle karşılaştı.
Yirmi üç yaşında imanı seçiyor

İslam davetinin henüz ilk günleriydi. Efendimiz güvendiği kimseleri İslam'a çağırıyor, tebliğini gizli bir şekilde yürütüyordu. Mekke'nin her evinde İslam konuşuluyor, Kureyşliler bu yeni dinden kin ve nefretle söz ediyorlardı. Zira bu din, atalarından miras kalan ve zulüm üzerine inşa edilen hayat anlayışlarını, Kâbe'nin içine ve çevresine doldurulan sahte tanrılarını tehdit ediyordu. İnsanları bir tarağın dişleri gibi eşit gören, köleyle efendiye aynı safta namaz kıldırmak isteyen bu din yok edilmeli, kimse Müslüman olmamalı, Allah resulü yapayalnız kalmalıydı.
O günlerde yapılacak en tehlikeli şey herhalde Müslüman olmaktı. Bırakın Müslüman olmayı, İslam peygamberiyle konuşmak, onunla birlikte görülmek bile büyük cesaret gerektiriyordu. Bütün tehlikeleri göze alarak Müslüman olan ve Efendimize destek olan yalnızca bir avuç yiğit vardı. Es-Sabikun el-Evvelun [1] denilen bu ilk Müslümanlar yeryüzünün en cesur insanları, en yüce kahramanlarıydı. Bu kahramanlardan birisi olan Amir bin Füheyre Müslüman olduğunda henüz yirmi üç yaşındaydı. [2]
Affedilmez suç

Yirmi üç yaşındaki genç bir kölenin Müslüman olması, Kureyş'in ilahlarını hiçe sayması, efendisine isyan etmesi; göz ardı edilemeyecek kadar affedilemez bir suçtu. Hani Firavun kendisinden izin almadan Müslüman olan sihirbazları nasıl işkencelerle öldürdüyse, Amir de cezalandırılmalı, yaşadığına bin pişman olmalıydı. Onun bedenine sahip olanlar ruhuna da, duygularına da hâkim olduklarını düşünüyorlardı. Amir, efendisi gibi düşünmeli, efendisi gibi inanmalı, efendisinin doğrularını sorgulamadan kabul etmeliydi. Şayet bir köle efendisine itiraz ediyorsa ya da efendisinden izinsiz bir şeyler yapıyorsa derhal terbiye edilmeliydi. Genç Amir, Müslüman olmakla dünyalara meydan okumuş, acılar içinde öldürülmeyi göze almıştı.
"Biz, Lat ve Uzza'yı reddediyoruz"

Batha vadisi işkence altındaki Müslümanların feryatları ve onlara zulmeden müşriklerin tehditleriyle doluyordu. Güneşin tepeye çıktığı bir saatte, ateş gibi yanan taşların üzerinde yirmi üç yaşında bir genç elleri ayakları bağlanmış kırbaçlanıyor, sıcaktan yanmış bir zırhın içerisinde vücudu yakılıyor ya da gece gündüz aç susuz bir halde çölde bırakılıyordu. [3] Kim daha güçlüydü? Amir'in efendileri mi yoksa bir olduğuna iman ettiği Rabbi mi? Amir Allah diyor, dedikçe dayak yiyordu. Efendileri onu bayıltıncaya, ne söylediğini bilemeyinceye kadar dövüyorlardı. [4] Kureyş liderleri, Amir ve Bilal'in boynuna ipler takıyor, ipin ucunu çocukların ve serserilerin eline veriyorlardı. Amir ve Bilal Mekke sokaklarında sürükleniyor, vücutları kanlara boyanıyordu. Fakat tüm bu yapılanlar onları davalarından vazgeçiremiyor; onlar suratlarına tükürenlere, kendilerini taşlayanlara son güçleriyle şunu haykırıyorlardı:
" Biz, Lat ve Uzza'yı reddediyoruz. Buvane'yi reddediyoruz." [5]
Hakaretler, tehditler ve işkenceler Amir'i dininden döndüremedi. Seyredenleri dahi dehşete düşüren ezalar, onun imanını güçlendirdi sadece. Düne kadar kayıtsız şartsız bütün emirlerini yerine getirdiği sahipleri, onun bu durumunu bir türlü anlayamadı. Bir insan bunca eziyete nasıl katlanır, neye ve kime güvenerek kazanamayacağı bir savaşa girerdi? Kureyş'in önde gelenleri her ne olursa olsun bu savaşı kazanacaklarını düşünüyorlardı. Ancak bu kölelerin dinlerinden dönmeyişleri onları çılgına çeviriyordu. Şayet onları öldürseler; onlar kahraman, kendileri ise kaybetmiş olacaklardı. İşte bu düşünceyle işkencenin dozunu her gün biraz daha arttırıyorlardı.
"Ben sadece Rabbimin rızasını kazanmak istiyorum"

Amir ve arkadaşları Allah yolunda türlü eza ve cefaya maruz kalırken, İslam'ın yüce kahramanı Hz. Ebu Bekir onları kurtarabilmek için çareler arıyordu. Ömrü boyunca bin bir zahmetle, gurbet diyarlardaki panayırlarda, elde ettiği tüm servetini, onları kurtarmak için harcamaya karar verdi.
Amir'in efendisi Tufeyl bin Abdullah'a gitti ve Amir'i satın aldı. Ayrıca Hz. Bilal'i, Ebu Fükeyhe'yi, işkence altındaki hanım sahabilerden Hz. Lübeyne'yi, Hz. Nehdiyye ve kızını, Hz. Zinnire ve kızı Ümmü Ubeys'i de zalim efendilerinden satın alarak hürriyetlerine kavuşturdu. [6]
Büyük bir servet harcayarak müminleri baskıdan kurtaran ve onları azad eden Hz. Ebu Bekir'i, ailesi dâhil kimse anlayamadı. Akrabası dahi olmayan bu zayıf köleleri, derilerinin rengi sebebiyle değersiz görülen zavallı insanları kurtarmakla eline ne geçecekti? Hz. Ebu Bekir bu soruyu soran babasına şöyle cevap verdi: "Ben sadece Rabbimin rızasını kazanmak istiyorum."
Kur'an-ı Kerim, Rabbinin, Ebu Bekir'den razı olduğunu ve Ebu Bekir'i de razı edeceğini müjdeledi. [7] Cennete gitmek için sarp bir yokuşun tırmanılması gerekiyordu. O yokuşun tırmanılması ise kula kul edilmiş insanların özgürlüğü için mücadele vermekle mümkündü. [8]
Hz Ebu Bekir bu mücadelenin önderi Efendimizin en yakın dostu ve en büyük yardımcısıydı. Artık Amir, Bilal ve diğerleri, Ebu Bekir ailesinin saygıdeğer birer ferdi olmuşlardı.
Dipnot
[1] Vakıa Suresi,10
[2] Amir b. Füheyre şehit edildiğinde kırk yaşındaydı. Müslümanların Daru'l-Erkama girmesinden önce Müslüman olduğuna göre yirmi üç yaşında olması gerekir.
[3] İbn Sad, Tabakat, III, 230; İbn Esir, el-Kamil, II, 68
[4] Halebi, I,481
[5] Belazuri, Ensabu'l-Eşraf, I, 481; Lat, Uzza ve Buvane Mekkelilerin taptıkları meşhur putlardır.
[6] İbn Hişam, Sire,I,340
[7] Leyl Suresi, 20-21
[8] Beled Suresi, 13