Altın Çağ Arayışı

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#1
Altın Çağ Arayışı

Nerede o eski bayramlar nakaratının dilimizden, medyamızdan düşmediği şu günlerde acaba tarihle bir alâkasını kurabilir miyim bunun? diye düşündüm. Acaba hep böyle mi olmuştu geçmişte de? İnsanlar eski, daha eski günlerine veya dönemlerine, tarihlerinin belli bir kesitine neden kendilerini daha yakın hissederler? Dahası, bu hissedişin aklî bir izahı var mıdır?
Sözü, anlaşmamızı kolaylaştırmak için Osmanlı tarihinden bir örneğe getirmek istiyorum. Hani şu dilimize pelesenk ettiğimiz Osmanlı Devletinin Kanuni döneminden itibaren bozulmaya başladığı şeklindeki yaygın; fakat bir o kadar da içi boş teze bu açıdan bir bakalım isterseniz.


Bu tezin savunucuları (benim de içerisinde bulunduğum çok dar bir tarihçi ve araştırmacı zümresi dışındaki herkesi bu savunucuların içine sokabilirsiniz rahatlıkla) ilk elde Koçi Beğin Risalesinden dem vurmakta ve 17. Yüzyılda yazdğı eserinde devletin yeniçerisinden toprak rejimine kadar neredeyse tepeden tırnağa bozu lduğuna dair sözlerini nakletmekle yetinmektedirler.


Öncelikle şunu ayırt etmeliyiz: Bir insanın tarihe bir belge, bir vesika bırakması ile bu belgenin eleştirilmeden kabul edilmesi ayrı ayrı şeylerdir. Belgenin doğru ve sahih olması, aynı belgenin hakikati aynen yansıttığını göstermez. Her belge, bir sis perdesini aralar tarihte; fakat kendi sisini de salmaktan geri kalmaz. Aydınlattığı kadar karartabilir de. Doğruya götürebildiği oranda yanıltabilir de bizi.


Bunun için tarih, İlber Ortaylının deyişiyle sonsuz bir antrenmandır. Tarihçi, asıl maça hazırlanmak için formunu sürekli korumak zorunda olan ve bunun için de sürekli antrenman yapan sporcu gibi olmalıdır.


Oysa, Koçi Beğe dönersek, Kanuni döneminin altın çağ olarak gösterilmesi 17. yüzyılda ortaya çıkmış bir ideolojidir aslında. Daha önceleri yazan Osmanlı tarihçileri de kendi dönemlerini tenkit ediyorlardı.


Halil İnalcıkın Periods in Ottoman History adlı makalesinde vukufla dile getirdiği gibi, II. Bayezid döneminde yazılan tarihle ilgili eserlerde Fatih dönemi Frenkleşme, yani Hıristiyanlara mahsus örf ve âdetlerin benimsenmeye başlanması yüzünden eleştirilmiştir. Yavuz ve Kanuni dönemlerindeki eserlerde ise (meselâ Kemâlpaşazadenin Tevârih-i Ali Osmanı) saray merasimlerinin, merkezi bir idarenin kurulmasının ve II. Bayezid döneminde ortaya çıkan Frenk âdetlerinin en acı eleştirilerini buluyoruz. Şehzade Korkut da, 1490larda yazdığı bir mektupta, Fatihin medrese sistemini devlete bağlayarak ilim hayatını dumura uğrattığını ve medreseleri yozlaştırdığını söylüyor.


Şimdi bozulma tezini savunanların mantığından gidecek olursak, Osmanlı Devletinin daha Fatih devrinde bozulmaya başladığını söylememiz gerekecek. Ve eğer Osmanlı Devleti daha Fatih devrinde bozulmaya başlamışsa, bu devletin bozulmamış, saf, temiz altın çağı hiç oldu mu? diye sormak en tabii hakkımız olmaz mı?


Belki de aradığımız altın çağ tarihte peygamber çağları müstesna hiç olmadı. Ne dersiniz?




Mustafa Armağan
 
Moderatörün son düzenlenenleri: