Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

Ahlaki çöküş

Konusu 'NESİR (düz yazı)' forumundadır ve AhDe_VeFaLi tarafından 6 Ağustos 2009 başlatılmıştır.

  1. AhDe_VeFaLi

    AhDe_VeFaLi Guest

    AHLAKİ ÇÖKÜŞ

    Türk milleti, Osmanlı İmparatorluğu zamanında dünyanın en güçlü devletiyken bugün yaşamış olduğumuz 21. yüzyılda dünyanın güçsüz ve zayıf devletlerinden bir tanesidir. Peki bu duruma nasıl gelindi? Bunun birçok nedenleri vardır, ancak en büyük nedeni şudur: Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis’i şeriflerinde; “Allah (c.c) bu kitapla (Kuran’la) kimi toplumları yüceltir, kimi toplumlarıda alçaltır.” buyuruyor. Biz Kuran’dan uzaklaştığımız için, Kuran’ı okuyup yaşamadığımız için alçaldık. Yine peygamberimiz (sav) bir hadis’i şeriflerinde; “Benden sonra siz ümmetime iki tane emanet bırakıyorum ki, onlara sımsıkı sarılırsanız yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bu iki emanet; Allah kelamı Kuran ve benim sünnetlerimdir.”buyuruyor. Hadiste sözü geçen sıkı sarılmak, bizim yaptığımız gibi kuran’ı raflara hapsetmek, ölülerin arkasından okumak, mukabele okumak vb. değildir. Asıl sıkı sarılmak; Allah (cc) Kuran’da bizlere ne diyor, bizden ne istiyor, onu okuyup anlayıp, yaşamak, tatbik etmektir. İşte, Kuran’ın gönderiliş gayesi de budur. Bugün Kuran’ı anlamak eskiye göre daha da kolaylaşmıştır, ülkemizde türkçe yazılmış birçok tefsirler, mealler,cd ve kitaplar kolayca bulunabilmektedir.
    Bizi, tarih boyu savaş alanlarında yenemeyen düşmanlarımız, Kuran’ı Kerim’i elimizden alarak kaleyi içten feth ettiler. Bizi Kuran okumayan, okuyup anlayıp yaşamayan, dininin hükümlerini bilmeyen, imanı zayıf, dini ve ahlaki değerlerini kaybetmiş bir toplum haline getirdiler. Bütün bunları yaparkende yine bizi kullandılar. Televizyonlarımızı, basınımızı, hatta başımızdaki hükümetleri kullanarak, bizim dinimizde, örfümüzde, ahlaki değerlerimiz de olmayan şeyleri, çağdaşlık adı altında bize dayattılar. Sonuç; kafası boş, kalbi taş, bütün gayesi bu dünya yaşamı olan, helal haram tanımayan, sürekli nefsinin ve şehvetinin peşinde koşan bir nesil. Mehmet Akif Ersoy, Çanakkale şehitleri için yazdığı bir şiirinde; “Asımın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek. Çiğnetmedi vatanını çiğnetmeyecek.” diyordu ya, işte o nesil; imanı sağlam, Kuran’ı bilen ve yaşayan bir nesil olduğu için, bu vatanı düşmana çiğnetmedi. Yaşları 15 ile 60 arasında değişen bu insanlarımız; Allah (cc)’ın Kuran’da “…Her kim Allah yolunda çarpışırda, öldürülür veya üstün gelirse, her iki durumdada Biz ona yarın pek büyük bir mükafat vereceğiz.” Nisa suresi 74
    “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, zira diridirler, fakat siz sezmezsiniz.”
    Bakara suresi 154
    meallerindeki ayetleri ve diğer ayet ve hadisleri iyi biliyorlardı, bunun için canlarını feda etmekten çekinmediler. Atatürk’ün Çanakkale savaşı hatıralarında, yazdığı bir olay bu gerçeği ortaya koyuyor. Atatürk şöyle anlatıyor : ‘ Conk bayırında göğüs göğüse çatışmaların şiddetlendiği bir günde, düşmanla bizim siperlerimizin arası sekiz metreye kadar yaklaşmıştı. Bir askerimiz siperden çıkıyor, ilerliyor ve hemen şehit oluyordu. Sonra ikincisi aynı şekilde. Sonraki üçüncü askerimiz, üç dakika sonra öleceğini, yüzde yüz şehit olacağını biliyor, buna rağmen en ufak bir tereddüt duymadan, sırası gelince çıkıyor ve o da şehit oluyordu. Askerlerimiz düşmana karşı yürürken, bilenler Kuran okuyor bilmeyenlerde tekbir getirerek, cennete yürüyorlardı. İşte Çanakkale savaşını bize kazandıran, bu ruhtur.’ diyor Atatürk.
    Bu ruhu, düşmanlarımızda keşfetmiş ve bu ruhu öldürmek için hemen çalışmalara başlamışlardır. Çanakkale savaşından hemen sonra, İngiltere de bir geminin kamarasında, üst düzey İngiliz subaylar, bir toplantı yapmışlar ve niçin Türkleri yenemedikleri hakkında bir durum değerlendirmesinde bulunmuşlardır. Bütün subaylar görüşlerini bildirdikten sonra, Çanakkale savaşında görev yapmış bir subay şunları söylüyor; ‘ Beyler ben bizzat Çanakkale’de bulundum ve bazı şeyleri gözümle gördüm. Türkler savaşırken ölmekten korkmuyorlar, onları bu derece korkusuz yapan sadece vatan sevgisi olamaz. Onları korkusuz ve güçlü yapan başka bir şey var, o da bu. (Kuran’ı Kerim’i eline alarak gösteriyor) İşte biz bu kitabı onların elinden almadıktan sonra, Türkleri asla yenemeyiz.’ diyor.
    O zamanlar dedelerinin başlattığı bu çalışmayı, torunları devr alıyor ve büyük orandada bunu bugün başarıyorlar. Bir balığı bile denizden oltayla yakalamak için, oltanın ucuna yem takmak gerekir. Çünkü yemsiz oltaya balık gelmez. Batının gelişmiş ülkeleri (Hıristiyanlar) da bizlere, Avrupa birliği, kalkınma, çağdaşlık, medeniyet vb. gibi şeyleri (yemleri) vaad ederek bizleri kandırıyorlar. Amaçları yıllardan beri hep aynı, güzel ülkemize ve zenginliklerimize sahip olmak. Mehmet Akif Ersoy; “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” diyerek daha cumhuriyetin ilk yıllarında onların gerçek kimliğini ortaya koymuştur.
    Yüce Rabbimiz, Kuran’ı Kerim’de bazı ayetlerde, Hıristiyan ve Yahudiler hakkında şöyle buyuruyor mealen: “Ey iman edenler, yahudiler ve hıristiyanları dost edinmeyin, onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden her kim onlara yardaklık yaparsa muhakkak oda onlardandır.” Maide suresi 51
    “Sen onların milletlerine tabi olmadıkça, yahudilerde hıristiyanlarda senden asla hoşnut olmazlar.” Bakara suresi 120
    “Ey iman edenler, o kitap verilenlerden (hıristiyanlardan, yahudilerden) herhangi bir gruba uyarsanız, sizi inandıktan sonra döndürür kafir yaparlar.” Al-i İmran suresi 100
    “…Kitap verilenlerden (hıristiyan,yahudi)…iman etmeyip küfredenler muhakkak cehennem ateşindedirler. Orada ebedi kalacaklardır.” Beyyine suresi 1…6
    Allah (cc) başka bir ayette mealen; “Siz insanlar içinde çıkarılmış ümmetlerin, en hayırlısı olmak üzere yaratıldınız.”( A-li İmran 110 ) buyuruyor. Buna rağmen biz kendi kıymetimizi bilmiyoruz ve bizden daha kıymetsiz, ebedi yurtları cehennem olan insanların peşine düşüyoruz. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde; “Bir millete kendini benzetmeye çalışan, o millete mensup sayılır.” buyuruyor. (Tirmizi)
    Yaşadığımız şu zamanda giyimimizle, konuşmalarımızla, merasimlerimizle, eğlencelerimiz
    le vb. bir Müslüman toplumdan çok, Hıristiyan bir topluma benziyoruz. İngiliz ses sanatçısı Yusuf İslam (Cat Stevens) Müslüman olduktan sonra, İstanbul’a gezmeye geliyor ve bizim insanlarımızı gördükten sonra, şu ibretlik sözü söylüyor; ‘Müslüman olmadan önce Müslümanların halini görmüş olsaydım, Müslüman olmazdım.’ Peygamber Efendimiz (sav)
    bir başka hadis-i şeriflerinde; “Ümmetim, kendilerinden önceki ümmetlerin (hıristiyan, Yahudi) yaptıklarını karış karış izlemedikçe kıyamet kopmayacaktır.” buyuruyor. (Buhari)
    Bir ülkenin geleceği, o ülkenin yetişen nesillerine bağlıdır. Bizler çocuklarımızı beşikten itibaren başlayarak çok iyi yetiştirmek zorundayız. Tabi bunu yapabilmek içinde, ailede Anne ve Babaların eğitimli olması gerekmektedir. Bir insan, Allah’ını ve peygamberini iyi tanımıyorsa, o insan isterse on tane üniversite bitirmiş olsun, cahil bir insandır. Çocuklarımızın bu dünyadaki rahatları için, sarfettiğimiz çabayı Ahireti içinde sarfetmemiz gerekir.Aksi halde çocuklarımızı kendi ellerimizle ateşe atmış oluruz. Allah (cc) Kuran’ı Kerim’de bir ayette şöyle buyuruyor; “Ey iman edenler, kendilerinizi ve ailelerinizi bir ateşten koruyun ki, onun yakacağı insanlar ve taşlardır.” Tahrim suresi 6
    Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde; “Hepiniz çobansınız ve hepiniz gütmekte olduğunuz sürünüzden sorumlusunuz.” buyuruyor. (Buhari)
    Ailede bir baba, eşinden ve çocuklarından sorumludur. Öncelikle kendisi, dinin hükümlerine uyarak, onlara örnek olmalıdır. Eşinin ve çocuklarının, dine aykırı tutum ve davranışlarına müsaade etmemelidir. Aksi halde, günahı işleyen eş ve çocuklarla beraber, kendiside hesaba çekilecektir. Bir baba, kendisi dinin emirlerini yerine getirmekle beraber, tesettüre riayet etmeyen, namaz kılmayan kısacası dinin emir ve yasaklarına uymayan, eşi ve çocuklarına karşıda sorumludur. Kuran’ı Kerim’de Allah (cc), Peygamber Efendimiz (sav)‘e şöyle emir veriyor; “Hem ailene namazı emret, hemde kendin ona sabırla devam et.” Taha suresi 132
    Çocuğun baba üzerinde bazı hakları vardır, baba bu hakları dünyada iken çocuğuna vermemiş ise çocuk hesap günü babadan davacı olacaktır. Çocuğun baba üzerindeki hakları;
    1-Önce çocuğuna Saliha bir anne seçmek 2-Çocuğuna güzel bir isim vermek 3-Çocuğunu helal kazançla besleyip ihtiyaçlarını karşılamak 4-Çocuğuna dinini öğretmek 5-Çocuğuna iyi davranmak ve her türlü kötülüklerden korumak 6-Çoçukları arasında adaletli olmak
    Özellikle, ülkemizde son yıllarda, Müslüman kadınlarımızın ve kızlarımızın bir çoğunun, tesettüre riayet etmediği görülmektedir. Her geçen gün etekler vb. giysiler daha çok kısalmakta, dar pantolonlar giyilmekte, namahrem yerler cömertce sergilenmektedir. Bu Müslüman kadın ve kızlarımızın babaları ve kocaları da buna müsaade etmektedir. Oysa Rabbimiz bakınız ne buyuruyor;
    Mealen: “ Mümin kadınlara söyle gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, görünmesi zaruri olanların (el, yüz) dışında zinetlerini (namahrem yerlerini) açmasınlar ve baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar. Zinetlerini kocalarından …… başkasına göstermesinler, gizledikleri zinetleri bilinsin diye (yürürken) ayaklarını da (yere) vurmasınlar.” Nur suresi 31
    Başka bir ayette Allah (cc), Peygamber Efendimizin (sav) hanımlarına hitaben (tüm Müslüman hanımlara) şöyle emrediyor. Mealen: “Ey peygamberin hanımları…eğer Allah’ tan korkuyorsanız, konuşurken kırıtmayın … (evden dışarı çıkarken) süslenip çıkmayın, namaz kılın, zekat verin, Allah’a ve peygamberine itaat edin.” Ahzap suresi 32,33
    Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Cehennemliklerden olup da, henüz görmediğim iki sınıf insan: Ellerinde kamçılar insanları dövenler, birde giyinik çıplak, başları deve hörgücü gibi, eğilim duyan ve kendisine eğilim duyulan kadınlar sınıfı. İşte onlar cennete giremeyecekler.” (Müslim)
    Kadınlar kocalarının, çocuklarda anne ve babalarının meşru olan sözlerine itaat etmek zorundadırlar. Rabbimiz bir ayette şöyle buyuruyor. Mealen: “Erkekler, kadınlar üzerinde hakim dururlar…birde erkekler mallarından harcamaktadırlar. Bunun için iyi kadınlar, (kocalarına) itaatkardırlar…” Nisa suresi 34
    Peygamber Efendimiz (sav) de bir hadis-i Şeriflerinde şöyle buyuruyor; “Bir kadın beş vakit namazını kılarsa, Ramazan orucunu tutarsa, namusunu korursa, kocasına itaat ederse ona, ‘cennetin kapılarından hangisinden istersen oradan gir’denilir.”Ahmet B.Hanbel
    Çocuklarda anne ve babalarının meşru sözlerine itaat etmek durumundadırlar.
    Başka bir hadis-i şerifde Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor; “Allah’ın hoşnutluğu, anne babanın hoşnutluğunda, öfkesi de anne babanın öfkesindedir.” Tirmizi
    Allah’ın emrine aykırı olan bir şeyde itaat sorumluluğu yoktur. Bir hadis-i şerifde Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor; “İtaat ancak iyi ve hayırlı işlerde olur, Allah’ın emrine aykırı olan şeylerde kişiye itaat edilmez.” Buhari

    “…Biz onda, (Kuran’da) tehditleri türlü şekillerde tekrarladık ki, belki korunur takva yolunu tutarlar, yada O, onlarda bir düşünme, ibret alma meydana getirir.” Taha suresi 113
    “Rabbinin ayetleriyle (kendisine) öğüt verilip de sonra onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kim olabilir.” Secde suresi 22

    Kaynaklar: Elmalılı Hamdi Yazır Kur’an’ı Kerim Türkçe Meali - Huzur Yayın Evi
    Zübdetü’l Buhari - Ömer Ziyaeddin Dağıstani, Şu Boğaz Harbi - Ekrem Şama
     
    Sponsorlu bağlantılar

Sayfayı Paylaş