Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

3. günün kıssası

Konusu 'Ramazan Arşivleri' forumundadır ve sultan_mehmet tarafından 12 Ağustos 2010 başlatılmıştır.

  1. sultan_mehmet

    sultan_mehmet © ◄ كُن فَيَكُونُ ► Yönetici Forum Administrator

    Mesajlar:
    16.604
    Beğenileri:
    2.897
    Ödül Puanları:
    9.598
    Behlül'e dair bir hikayeGönlü perişan Behlül, Bağdat'ta çocukların elinden bunalmıştı. Sürekli ona taş atıyorlar, her yandan üstüne saldırıyorlardı. Derken yerden küçük bir taş alıp onlara verdi ve dedi ki:
    "Böyle küçük taşlar atın bari! Büyük taşlarla beni to*pal etmeyin. Attığınız taşlardan ayağım yaralanırsa otu*rarak namaz kılmak zorunda kalırım."


    Nihayet bir taş, onu adamakıllı yaraladı. Canı yandı, gönlü alt üst oldu. O taşlar yüzünden daralan gönlünden öyle kanlar aktı ki, taşın gönlü bile onun derdinden kan kesildi. Behlül çocuklardan kurtulmak için perişan bir halde topallayarak Basra'ya gitti. Geceleyin Basra'ya ulaştı. Uyumak için bir yere gitti. Fakat orada biri öldü*rülmüş, kanlara, topraklara bulanmış, yatıyordu. Bunu farketmedi, adamın yanına yattı, uyudu. Uykuda bütün elbisesi kanlara battı.
    Ertesi gün insanlar gelip, ölü adamla elbisesi kanIa*ra bulanmış Behlül'ü görünce bu işi Behlül'ün yaptığına hükmettiler.
    Ona,
    "A köpek! Nerelisin sen, nereden geldin? Seni tanı*mıyoruz" dedi.
    Behlül,
    "Bağdatlıyım. Oradan kalkıp buraya geldim. Bu ada*mın yanında yattım, dinlendim. Fakat onun öldürülmüş olduğunu ancak tan yeri atıp alem ışıyınca farkettim" dedi.
    Behlül'e,
    "Bağdat'tan kalktın, kan dökmek için ta Basra'ya gel*din ha!" dediler.
    Ve ellerini kuvvetlice bağlayıp onu merhametsiz zin*dancıya teslim ettiler. Behlül içinden,
    "Ey gönül! Haydi bakalım, şimdi ne yapacaksın? Ço*cukların taşlarından kaçtın, ama burada kendi kanına girdin. Bağdat'ta o taşlara razı olsaydın Basra'da can korkusuna düşmezdin" diyordu.
    Nihayet durumu padişaha haber verdiler ve Behlül'ün öldürülmesi emredildi. Onu tutup darağacına go*türdüler. Zalim cellat, merdiveni dayadı, Behlül’ü çıkar*dı. Boynuna ipi geçirmek üzereydi ki Behlül, başını go*ğe kaldırıp, dudaklarını oynatmaya, gizlice bir şeyler söylemeye başladı. Tam bu sırada bir yandan dürüst bir adam fırladı.

    "Durun! O suçsuzdur, adamı ben öldürdüm. Benim öldürülmem gerek. Bu kadar ağır bir yükü taşıyamaya*cağım. Bir boyuna, iki kan fazla!" diye bağırdı.
    Her ikisini de padişahın huzuruna götürdüler. Padi*şahın veziri de oradaydı. işin tuhaf tarafı Basra padişahı, uzun zamandan beri Behlül'ü görmek ıstıyordu. Fakat onu hiç görmemişti.
    Vezir, Behlül'ü görünce tanıdı. Çünkü onu önceden görmüş, konuşmuştu. Padişaha dedi ki: .
    "Padişahım! Gözünüz aydın! Behlül'ü arıyordudunuz ya, işte size Behlül."
    Padişah neşesinden yerinden sıçradı. Başını, yüzünü öptü.Yüzlerce ikramlarda bulunarak yanına oturttu.
    Huzurdaki hizmetçiler padişaha, katılle maktülün durumunu, sonrada Behlül’ün hikayesini anlattılar.
    Padişah,
    "Derhal o adamın kanını dökün!" dedi.
    Behlül padişaha,
    "Ey padişah! Gönlümün yanışına hürmetin varsa sakın onun kanını dökme! Onun kanını dökersen hiçbir fayda elde edemezsin. Zira o, doğrulukla kalkıp, benim için kendisini feda etti. Benim için canıyla oynadı. Nasıl olur da o adamın kanını dökersin?" dedi.
    Bunun üzerine padişah, öldürülen adamın yakınları*nı çağırdı ve onlara,

    "Diyet istemeniz gerek! Dilerseniz onu öldürebilirsi*niz, ama bu iyi olmaz. Farzedin ki bu işi o yapmadı, ben yaptım. Doğrusu o asidir, ama siz muti olarak telakki edin! Zira ona Behlül şefaat ediyor" dedi.
    Nihayet onları altınla razı ediverdiler. Bütün düşman*larını hoşnut eylediler. Padişah, o adama,
    "Nasıl oldu da insanların arasından çıkıp, canından geçtin ve korkmadan suçunu söyleyiverdin?" diye sor*du.
    "Benzerini daha önce hiçbir yerde görmediğim bir ej*derha gördüm. Ağzını açmış, ateş püskürtmekteydi. Mermer bile onun korkusundan yarı canlı bir hale gelmişti. Bana, 'Kalk, doğruyu söyle! Yoksa işin bitiktir. Şimdi kanını emer, içine girer, yerleşirim. Ebedi bir azap içinde kalırsın. Bu alemde hiç kimse feryadına yetişemez, dedi. Onun korkusundan yerimden fırlayıp suçumu söyleyip, kurtuldum."
    Bunun üzenine padişah, Behlül’e,

    “Peki ya sen? Darağacına çekileceğin vakit ne söylüyordun?" dedi.
    Behlül dedi ki:

    "Helak olmak üzere bulunduğumu anladım, candan elimi yudum. Başımı kaldırıp, 'Ya rabbi!' dedim. 'Bu za*vallıdan ne istersin? . Bunları başıma üşüştüren sen*sin. Beni şu anda ağlatıp sızlatarak öldürürlerse kan di*yetimi onlardan değil, senden isterim. O bir avuç pej*mürde kişiden ne alabilirim ki? Ben ancak seni tanırım, senden başka kimsem yok. İşim gücüm seninle. İçine düştüğüm haller, senin hükmünle olmakta.' Ben bunları gizlice söylerken bu adam kalktı, bağırdı. Ve, beni dara*ğacından indirdiler. Perde ardından böylesi bir iş zuhur etti işte. Uğradığım mihnet, beni önce perişan bir hale soktu, kanlı katil yaptı, ama sonunda bana yüzlerce can vererek lütuflarda bulundu."
    Ey oğul! Önünde muradına erişememek, mahrumi*yete uğramak bile olsa bu yolda yüzlerce can vererek O'na gitmek gerek.
    Fakat sen ağyarı gördükçe bütün hayrın ve şerrin O'ndan geldiğini sanmaktasın
     
    Sponsorlu bağlantılar

Sayfayı Paylaş