2010 Güncel Cuma Hutbeleri

sultan_mehmet

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Yönetici
Forum Administrator
#1
İLİ :ANKARA
AY-YIL :ŞUBAT-2010
TARİH :05/02/2010


AHDE VEFÂ

Muhterem Müslümanlar!
Dinimiz, bizlere barış ve kardeşliği esas alan huzurlu ve güven dolu bir toplum kurmayı tavsiye etmektedir. Bu nedenle dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştıracak olan bütün güzellikleri yapmamızı emretmiş, zararlı ve kötü davranışları da yasaklamıştır.

Dinimizin fert ve toplum huzurunu sağlamaya yönelik getirdiği prensiplerden birisi de “Ahde Vefa”dır. Sözünde durma, verdiği sözü yerine getirme, özü ve sözü doğru olma anlamına gelen ahde vefa, İslâm ahlâkının en önemli prensiplerindendir. Ahde vefa, müminlerin Allah’a verdikleri sözdür.

Kuran-ı Kerim’de İsra suresi 34.ayeti kerime de; “verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.”1 buyrulurken, Sâf suresinin 2 ve 3. ayeti kerimelerinde de: “Ey iman edenler! Yapamayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapamayacağınız şeyleri söylemeniz Allah yanında büyük günahtır.” 2 buyrulmaktadır.

Aziz Cemaat!
Yüce Allah, Kuran-ı Kerim'de müminlerin vasıfları arasında emanete riayet etmeyi ve verilen sözü yerine getirmeyi özellikle zikretmektedir.3 Huzur ve kardeşliğimiz ancak birbirimize duyduğumuz saygıya, sevgiye, sözünde ve özünde dürüst olmaya bağlıdır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz, münafıklık alametlerinden birisinin de; “söz verdiğinde sözünde durmamak” olduğunu ifade ederek bu konuya dikkatimizi çekmiştir.4

Kıymetli Kardeşlerim!
Dinimiz ahde vefaya bu kadar önem vermişken, maalesef bugün Müslümanlar olarak ticarî, iktisadî ve sosyal hayatta verilen sözlerin yerine getirilmediğine şahit olmaktayız. Bu durumun da bir takım üzücü ve insanî ilişkileri yıpratıcı sonuçlar doğurduğu malumdur.

Şartlar ne olursa olsun, Yüce Rabbimize ezelde vermiş olduğumuz sözü hatırlayarak, aramızdaki samimiyet, güven ve kardeşlik duygularını sarsmamaya gayret edelim. Peygamber Efendimiz(s.a.s.)’in; “Aldatan bizden değildir.”5 hadisi şerifi doğrultusunda hayatımızı devam ettirelim. İnsanlara verilen sözün aynı zamanda Cenab-ı Hakka da verilmiş olduğunun bilinci içerisinde olalım. Hutbemi Âl-i İmrân suresi 77.ayeti kerime meali ile bitiriyorum;

“Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.”5

Hazırlayan: Müctebâ ALTINDAŞ
Kazan Vaizi
Redaksiyon: İl Müftülüğü Hutbe Komisyonu


1) İsra, 34
2) Saff, 2,3
3) Müminun, 8 Mearic, 32
4) Riyazü’s- Salihin, c.2, s.692
5) İbni Mâce, Ticarât 36
6) Âl-i İmrân, 77
 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#2
[FONT=&quot]İSLAM’DA SEVGİ[/FONT]
[FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot][/FONT]
İLİ : ANKARA

AY-YIL : ŞUBAT - 2010
[FONT=&quot]TARİH : 12/02/2010 [/FONT]




İSLAM’DA SEVGİ



Muhterem Müslümanlar!

İslâm Dini, getirmiş olduğu ilke ve esaslarla muhataplarına “iyi insan” olmayı önermiş ve “iyi insanlar” dan meydana gelen bir toplum oluşturmalarını tavsiye etmiştir. Kur'an ve Sünnet'in konusu, insandır. Kuran ve sünnette var olan ilkeler, sevgi, barış, birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhunun kalplerde yerleşmesi ve huzurlu bir hayatın tesis edilmesine yöneliktir. “İslam” en geniş manasıyla, Allah ve Resulü'nün razı olduğu, insanların barış içinde yaşadıkları huzur dolu bir hayatın adıdır. Bu özellikleri itibariyle İslâm, sevgi ve barış dinidir.



Yüce dinimizin özündeki bu sevgiyi esas alarak hayatlarını şekillendiren Müslümanlar, İslam ile köklü bir medeniyet kurmuşlar; bu medeniyetin her noktasında sevgiyi ilmek ilmek dokumuşlardır. “Yaratılanı severim, yaratandan ötürü” diyen Yunus, işte bu aşk medeniyetinin ozanıdır. Mevlana; “Ne olursan ol yine gel” çağrısını, İslam’ın sevgi çağlayanlarından derlemiştir.



Değerli Mü’minler!
[FONT=&quot] Varlık âleminde her şey, birbirine sevgi bağıyla bağlıdır. Sevgi bağının kopması, kâinattaki düzen ve nizamın bozulması demektir. Düzenin bozulduğu yerde ise, hayat yaşanmaz hale gelir. “İman etmedikçe, cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe kâmil anlamda mümin olamazsınız…”1 buyuran Peygamber Efendimiz(s.a.s.), başta [/FONT] cennet olmak üzere her güzelliğin anahtarının sevgi olduğunu vurgulamaktadır.
Hz. Peygamber’in eşlerine karşı sevgiyle muâmelesi, çocuklarıyla oluşturduğu sevgi atmosferi, ashabıyla kurduğu kardeşlikten öte sıcak yakınlık, saâdet asrından günümüze yansıyan ve hiç solmayan sevgi manzaralarıdır.



Aziz Kardeşlerim!

İmanın değeri, ibadetin lezzeti, insanlığın anlamı hep sevgiyledir. Hakiki, çıkarsız, solmayan ve sonu olmayan sevgi; Cenab-ı Allah’ın peygamberleri aracılığıyla insanlara öğrettiği kurallarda saklıdır. O kuralın başı ise: “Allah için, O’nun rızasına ermek için sevmektir.” Bu sevginin ne kadar değerli olduğunu şu hadisi şeriften yola çıkarak anlamamız mümkündür: "Yüce Allah kıyamet gününde: Benim rızam için birbirlerini sevenler nerededirler? Bugün onları, Benim gölgemden başka gölgenin bulunmadığı günde, kendi gölgemde gölgelendireceğim.”2 diye buyuracaktır.



Muhterem Müslümanlar!

Müminin yüreği, bütün sevgilerin başı olan Allah sevgisiyle dolduğu vakit; canlı cansız bütün tabiatı kucaklar. Eşi, çocukları, akrabaları ve komşularıyla “incitmemek” esasına dayalı bir hayat kurar. Böyle bir sevginin coşkusu ise, tek bir güne sığdırılamayacak kadar derin, kalıplara dökülemeyecek kadar manevidir.



Hutbemi başta okuduğum ayeti kerime mealiyle bitiriyorum:



De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”3



1- Buhari, Edeb, 27; Müslim, Birr, 67

2- Müslim, Kitabu'l-Birr, ve's-sıla ve'l-Âdab, 12

3- Âl-i İmran/31

-----------------------------------------------------------------------------------

Hazırlayan: Rahime ALTAŞ

İl Vaizi

Redaksiyon: İl Müftülüğü Hutbe Komisyonu​
 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#3

MEVLİD KANDİLİ


İLİ : ANKARA

AY-YIL : ŞUBAT - 2010

TARİH : 19/02/2010




MEVLİD KANDİLİ

Muhterem Müslümanlar!
İçerisinde bulunduğumuz Şubat ayının 25’ni 26’sına bağlayan Cuma gecesi Peygamber Efendimiz(sav)’in doğum günü olan Mevlid Kandilidir. Sevgili peygamberimiz 571 tarihinde Rebîül evvel ayının 12’sinde pazartesi günü dünyaya şeref vermişlerdir.

Onun kutlu doğumu alemlere rahmet, tüm insanlığa huzur ve saadet getirmiştir.

Zira Peygamber Efendimiz (s.a.s.) dünyayı şereflendirmeden önce insanlık en karanlık dönemini yaşıyordu. Sevgi ve şefkat duyguları kaybolmuş, haktan, hakikatten ve adaletten hiçbir eser kalmamıştı. Zulme uğrayanların, diri diri toprağa gömülen kız çocuklarının feryadını kimseler duymuyordu. Cehalet dünyanın her yerini kaplamış, akıllara durgunluk verecek, insanın kanını donduracak kadar günahın her türlüsü açıkça işleniyordu. Merhum Akif’in dediği gibi:

“Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi.”

İşte böyle bir zamanda alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz(s.a.s.) insanlığın mâkus tarihini değiştirdi. Mekke’nin ufkunda parlamaya başlayan Nübüvvet nuru ile kalplerimiz münevver oldu. Onun sayesinde insanlık, yeniden insan olduğunun farkına vardı. Onun sayesinde, yitirilen insani duygular yeniden kazanıldı.


Kıymetli Kardeşlerim!

Peygamber Efendimiz(s.a.s.) sulh ve barış elçisi, tüm canlılara karşı rahmet ve şefkat Peygamberidir. Allahın insanlık âleminde yarattığı en müstesna şahsiyettir. O, Allaha giden yolda rehberimiz, salât ve selamlarımızla manevi ikliminden soluklandığımız sevgililer sevgilisidir. Yüce Allah(cc) Ahzab Suresinin 21’inci ayeti kerimesinde; “Andolsun, Allah’ın Resülünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” buyurmak suretiyle O’nu tüm insanlara örnek olarak göstermiştir.





Muhterem Müslümanlar!

Mevlid kandili, Peygamber Efendimizin bütün zamanlara hitap eden ve tüm insanlığa hayat iksiri sunan evrensel mesajlarını değerlendirmemiz bakımından bizlere bir hatırlatma olmalıdır.



Değerli Müminler!

Peygamber Efendimizi sevmek onu gereği gibi anlamak, onun manevi mirasına sahip çıkmak; tüm davranışlarımızda onun tavsiyelerine göre hareket etmek ile olur.



Kandilinizi tebrik ederken, hutbemi Tevbe suresi 128’inci ayeti kerime meali ile bitiriyorum:



“Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.”



...............................





Hazırlayan: Muammer TURAN

Altındağ Müftüsü

Redaksiyon: İl Müftülüğü Hutbe Komisyonu​
 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#4
[FONT=&quot] İFFET VE HAYÂ[/FONT]
[FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot][/FONT]
İLİ : ANKARA

AY-YIL : ŞUBAT - 2010
[FONT=&quot]TARİH : 26/02/2010 [/FONT]




İFFET VE HAYÂ



Muhterem Müslümanlar!

İslam’ın insanlığa öğrettiği ve Müslümanlarda bulunmasını istediği güzel vasıflardan birisi de hayâ duygusudur.

Hayâ, İslam ahlakının özü, imanın da bir parçasıdır. Bundan dolayı Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: “Her dinin bir ahlâkı vardır. İslam’ın ahlakı da hayâdır.”1

“İman yetmiş küsur şubedir. En üstünü Allah'tan başka bir ilah bulunmadığına iman etmek, en alt derecesi de insanlara zarar verecek şeyleri yoldan kaldırmaktır. Hayâ da imandan bir şubedir.”2



Aziz Müminler!

İslam ahlâk bilginleri, hayâyı; Allah’a karşı hayâ, insanlara karşı hayâ, kişinin kendisine karşı hayâsı, olmak üzere üç kısma ayırmışlar ve şöyle açıklamışlardır:

“Allah’a karşı hayâ, O’nun emir ve yasaklarına uymakla olur. İnsanlara karşı hayâ, onlara eziyet etmemek ve yanlarında çirkin işler yapmaktan ve çirkin sözler söylemekten kaçınmakla olur. Kişinin kendisine karşı hayâsı ise, edepli olması demektir.”3


Peygamberimizin “Utanmıyorsan dilediğini yap”4 buyurması, hayânın insanı kötülüklerden alıkoymada ne kadar güçlü bir unsur olduğunu ortaya koymaktadır. Allah Teâlâ da: “Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.”5 buyurarak edep ve hayâ timsali insanları cennetle müjdelemektedir.
Edep ve hayâ sahibi olmak, aynı zamanda saygı, hoşgörü, adalet, dürüstlük, sevgi ve nezaket gibi güzel vasıflara sahip olmayı da beraberinde getirir. Bundan yoksun olan insanlar, toplum içindeki saygınlığını yitirirler.

Hutbemi bir ayeti kerime mealiyle bitiriyorum: “Mümin erkeklere söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphesiz Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mümin kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar.”6






1-Malik, Hüsnü’l- Huluk, 2, II, 905.
2- Müslim, İman,58 I,63
3-Mâverdî, Edebü’d-dünya ve’d-din, s.392-3’den naklen Kürsüden Öğütler, D.İ.B. Ankara 2007, s.546
4-Buhari, Enbiya 54, Edeb 78.
5-Naziat:40-4l
6-Nur: 30-31

...................................



Hazırlayan: Dr. Mehmet DİNÇOĞLU
Kırıkkale-Karakeçili İlçe Müftüsü
Redaksiyon: İl Müftülüğü Hutbe Komisyonu



 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#5
BÜYÜKLERE SAYGI






BÜYÜKLERE SAYGI




Değerli Müminler!


Dinimiz, dünya hayatının yaşanılır bir biçimde sürdürülebilmesi için bazı kurallar koymuştur. Bu ölçülere uyulması halinde, mümin hem çevresine saygı duyar hale gelir, hem de kendisi saygıya layık bir konuma yükselir.


Allah’ın koyduğu prensipler gereği insan; doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Yaşlanmak ve ölmek kaçınılmazdır. Ömrümüz olduğu sürece yaşlanmak, her insanın başına gelecek bir hakikattir.


Bazı kimseler yaşlılığı kötü görüp, kabullenemeyerek onu gizlemenin yollarını arar. Oysa yaşlılık, insanın en olgun çağıdır. Temkinli kararların alındığı, adımların daha çok düşünülerek atıldığı, eş ve dostlar tarafından el üstünde tutulduğu bir dönemdir.




Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak: “Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (gücünü azaltırız). Hâlâ düşünmeyecekler mi?”1 buyururken, Peygamberimiz (s.a.s.) de; “İçinizdeki beli bükülmüş yaşlılarınız olmasa idi, bela üzerinize sel gibi dökülürdü.”2, “Yaşlımıza ilgisiz kalıp saygı göstermeyen bizden değildir.” buyurmuştur.




Aziz Cemaat!



Büyüklere hürmet, küçüklere merhamet güzel ahlaklı olmanın göstergesidir. Anne baba haklarına riayet cennete girmeye vesiledir.3 Yaşlılar bir hanenin bereket direğidir. İnsanın yaratılışında sevgi ve saygı vardır. Mekke’nin fethinde, Hz.Ebubekir, yüz yaşına yaklaşmış olan babası Ebu Kuhafe’yi Hz.Peygamber’in huzuruna getirdiğinde; “Yaşlı babanı buraya kadar yormayıp evinde bıraksaydın, ben onu ziyaret ederdim.”5 diyen sevgili Peygamberimiz, bu konuda bizim için ne güzel bir örnektir.






Aziz Müminler!



Küçükler sevgiye, yaşlılar saygıya her iki kesim de ilgiye muhtaçtır. Bu sebeple hem gençlerin hem de yetişkinlerin sorumlulukları vardır. Bu günün genci yarının yaşlısıdır.Onun için büyüklerimizi ihmal etmeyelim. Rızalarını almak için gayret gösterelim. İhtiyarları yük olarak görmeyip, cenneti elde etmeye bir vesile bilelim. Onlarla konuşurken “öf!” bile demenin, Rabbimizin rahmetini dışlamak olduğunu unutmayalım.



Hutbemi başta okuduğum ayeti kerime meali ile bitiriyorum:






“Allah, sizi güçsüz olarak yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından bir güç veren, sonra gücün ardından bir güçsüzlük ve yaşlılık verendir. O dilediğini yaratır. O hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir.”6












1-Yasin, 68



2-S.Muslim 8.cild s.9



3-İbrahim Canan s.471 c.17



4-Meryem,30-32



5-Hz.Muhammed ve Evrensel Mesajı, Prof. Dr.İbrahim Sarıçam s.343



6- Rum, 54



.........................






Hazırlayan: Hülya KOÇ



İl Vaizi



Redaksiyon: İl Müftülüğü Hutbe Komisyonu





 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#6
KUR’AN VE SÜNNET BÜTÜNLÜĞÜ

İLİ : ANKARA
AY-YIL : MART-2010
TARİH : 12/03/2010


KUR’AN VE SÜNNET BÜTÜNLÜĞÜ


Muhterem Müslümanlar!

Yüce Allah insanı en mükemmel bir varlık olarak yaratmıştır. Başta akıl olmak üzere, irade, düşünme, anlama, doğru ile yanlışı ayırt edebilecek anlayış ve kabiliyet vermiştir. Bununla da yetinmeyerek, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem (a.s)’dan itibaren mesajlarını peygamberler aracılığı ile insanlara ulaştırmıştır. Peygamberler de, gönderilen ilahi emirleri, olduğu gibi insanlara ulaştırmanın yanında, bu hükümleri bizzat uygulamışlar ve gönderildikleri toplumlara en güzel örnek olmuşlardır1.Peygamberlerin sonuncusu da Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’dir. Hz. Peygamberimiz (s.a.v), kendisine vahyedilen ayetleri tebliğ etmiş ve bu ayetleri söz ve davranışlarıyla açıklamıştır. Bunun yanında Kur’an’ daki hükümleri tatbik ederek ümmetine örnek olmuştur.2

Muhterem Mü’minler!

Dinimizi iyi anlayabilmemiz için kitabımız Kur’an-ı Kerimi ve Sevgili Peygamberimiz’in sünnetini çok iyi bilmemiz gerekir. Hz. Peygamberimizi Kur’an’dan ayrı düşünmek mümkün değildir. Kur’an-ı Kerimi açıklayanın, ibadetlerin nasıl yapılacağını öğretenin Hz. Peygamberimiz (s.a.s) olduğunu unutmayalım. Nitekim Yüce Allah, Hz. Peygamberimize hitaben şöyle buyurmaktadır: “İnsanlara kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için Sana bu Kur’an’ı indirdik.”3

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’de: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe sapıklığa düşmezsiniz. Bunlar; Allah’ın kitabı Kur’an ve benim sünnetimdir.”4 buyurmaktadır.


Muhterem Mü’minler!

Peygambere itaat Allah’a itaattır. Allah’ı sevmenin yolu ise Peygamber’e tâbi olmaktır. Dünya ve ahiret mutluluğunu kazanmanın yolu, Peygamberimizin bıraktığı iki emanete (Kur’an ve Sünnete) sahip çıkmaktan geçer.

Hutbemi Âl-i İmrân suresinin 32. ayetinin mealiyle bitirmek istiyorum: “(Ey Peygamber) De ki: Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah inkar edenleri sevmez.”



Hazırlayan : Neşet BODUR
Ankara İl Vaizi
Redaksiyon: İl Müftülüğü Hutbe Komisyonu


1- Bkz Nisa 4/59.
2- Ahzab 33/21
3- Nahl 16/44.
4- Muvattâ, Kader, 3
.................................................................

 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#7
VATAN SEVGİSİ


İLİ : ANKARA
AY-YIL : MART - 2010
TARİH : 26/03/2010






VATAN SEVGİSİ

Aziz Cemaat!
Üzerinde yaşadığımız cennet vatanımız, her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanarak gelecek nesillere devredilmek üzere bizlere emanet edilmiştir. Emanet, İslamî ve insânî bir özellik olup, insana sorumluluk yükler. Şüphesiz bizlerin de bu vatana karşı görevi; vatanın müdâfaası, milli birlik ve beraberliğin temini, ülkemizin çağdaş devletler seviyesine ulaşması için gereken gayreti göstermektir.
Vatanımıza olan sevgi ve bağlılığımızı, üzerimize düşen bu sorumlulukları kusursuz olarak yerine getirdiğimiz zaman göstermiş oluruz. Yüce dinimiz, vatana ve vatan sevgisine çok büyük önem vermiş, ecdâdımız da bundan hareketle; “Ana gibi yâr, vatan gibi diyar olmaz.” diyerek bu duyguyu en güzel şekilde ifade etmiştir.

Değerli Mü’minler!
Dinimiz İslam’ın güzel ahlakını prensip edinenler, vatanımıza karşı görevlerini de tam olarak yerine getirirler. Ülkemizi zayıflatıp düşmanın işine yarayacak davranışlardan sakınır, birlik ve dirliğimizi bozacak her şeyden uzak dururlar. Anarşi ve terör gibi toplum huzurunu bozan anlayış ve davranışlardan şiddetle kaçınırlar. Kanunlar nazarında yasak olan bu gibi hallerin, Allah katında da büyük bir günah olduğu şuuruyla hareket ederler.



Vatan savunması için çağrıldığında ibadet şevki içerisinde asker ocağına giderler. Kamu ve kul hakkı yenilmesinin ne denli bir günah olduğunu idrak ederler.Tüyü bitmemiş yetim hakkını yemenin vebali altında ezilmekten korkarlar. Vatandaşlık görevlerini en güzel şekilde ifa ederler.

Muhterem Müslümanlar!
Tarih sahnesinden silinip giden milletler; düşmanları güçlü olduğu için değil, millî ve manevî değerlerini yitirdikleri için yok olup gitmişlerdir. Gereksiz çekişmeler, farklılıkların tefrikaya dönüşmesi, kardeşlik duygularının azalıp kavgaların çoğalması, insanların birbirlerine olan güvenlerinin tamamen yok olup gitmesi, kendilerine olan özgüvenlerini yitirip başkalarını taklit etmeleri, zayıf ve güçsüz düşmelerine neden olmuştur.

Hutbemi başta okuduğum ayeti kerime meali ile bitiriyorum:
“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz. ”1


..............................................

1-Âl-i İmran, 103

Hazırlayan: Yunus CAN
Sincan Vaizi
Redaksiyon: İl Müftülüğü Hutbe Komisyonu​
 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#8

BİD’AT VE HURAFELER


İLİ : ANKARA

AY-YIL : NİSAN-2010

TARİH : 09/04/2010




BİD’AT VE HURAFELER

Değerli Kardeşlerim!

Tarih boyunca insanları olumsuz yönde etkileyen hurâfe ve bâtıl inanışlar, çeşitli gayelerle İslam’a sokulan ve zamanla, dini bir esasmış gibi kabul edilen, cehâletten beslenerek, fert ve toplumların inanç dünyalarına yerleşen olumsuz fiil, düşünce ve davranışlardır.

Aziz Cemaat!

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde; “İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın.Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır.İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.1 ayeti kerimesi ile açık ve net, dosdoğru bir din verildiğini ifade etmektedir.Sevgili Peygamberimiz de “Kim ki bizim dinimizde olmayan bir şeyi sonradan kendi görüşüne göre meydana getirirse, o reddolunmuştur.2hadisi şerifi ile müslümanların bid’at ve hurâfeler karşısında dikkatli olmalarını istemiş ve bu tür anlayışların İslam’da yerinin olmadığına işaret etmiştir.

Muhterem Müslümanlar!

Kur’an ve sünnet bid’at ve hurâfelerin her türlüsünü reddeder. Gaybın yalnızca Allah tarafından bilinebileceğini ifade eden ayetler3 gaybdan haber verme işiyle uğraşan falcılık ve kahinliği haram kılarken uğur veya uğursuzluğa inanmanın da doğru olmadığına işaret eder.




Değerli Müminler!

Büyü ile uğraşmak, türbelerden meded ummak, bez bağlamak, mum yakmak, , türbeye adakta bulunmak, baykuşun ötmesinden, kara kedinin geçmesinden mânâ çıkarmak, iki bayram arasında nikâh ve düğün yapmanın sakıncalı olduğuna inanmak, gece vakti tırnak kesmek,saç taramak, bazı sayıları ve davranışları uğursuz saymak, ölünün yedinci, kırkıncı, elli ikinci gecesi, nazar değmemesi için kurşun döktürmek, nazar boncuğu takmak, şeklindeki toplumumuzda yaygın olan itikadların yanlış olduğu dile getirilmiştir.



Muhterem Müslümanlar!

Dünyamızı ve ahiretimizi ma’mur etmek istiyorsak, bid’at ve hurafelerden uzak duralım. “Ne yapalım örf ve adetlerimiz böyle, bunlardan zarar gelmez .” diye düşünüp aldanmayalım. Daha çok bilgisizlik temelli ve inanç zayıflığına dayanan bu gibi zararlı akımlarla mücadele ederken aklın rehberliğinde ve vahyin ışığında, aşırılıklardan uzak ve manevî değerlere saygılı bir tavır içerisinde Peygamberimizin tebliğ metodunu örnek almalıyız



Hutbemi bir hadisi şerif meâliyle bitiriyorum:



“Kim İslâm’da iyi bir çığır açar da, kendinden sonraki*ler onunla amel ederlerse, onunla amel edenlerin sevaplarının aynısı, o çığırı açan kimseye yazılır ve öbürleri*nin sevaplarından da hiçbir şey eksiltilmez Kim de İslâm’da kötü bir çığır açar da kendinden sonrakiler onunla amel ederlerse, onunla amel edenlerin günahları*nın aynısı, o kötü çığırı açan kimseye yazılır ve öbürlerinin günahlarından hiçbir şey eksiltilmez 4






1-En’am 6/153

2-Buhari, Sulh 5; Müslim, Akdiye 17,18

3-Âli-imran 3/179

4-Müslim, İlim 15





Hazırlayan: Tuğrul TEZCAN

Batınkent Merkez Cami İ.H.

Redaksiyon: İl Müftülüğü Hutbe Komisyonu
 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#10
ÂLEMLERE RAHMET HZ. MUHAMMED (S.A.S.)

İLİ : ANKARA
AY-YIL : NİSAN-2010
TARİH : 16/04/2010


ÂLEMLERE RAHMET HZ. MUHAMMED (S.A.S.)

Muhterem Müslümanlar!
Zulmün doruk noktasına ulaştığı bir zamanda Âlemlere Rahmet ve Yüce ahlakı tamamlamak üzere son peygamber olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.s) insanlığın ufkunu açıp, onlara dünya ve ahiret saadetinin yollarını göstermiştir.
O, sevgi ve merhametle dopdolu, iyiliği isteyen, incinmesine rağmen asla incitmeyen, hep şefkatle davranan bir peygamberdi. Yüce Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim’de: “Ey Muhammed! Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”1 buyurarak Hz. Muhammed (s.a.s)’in örneklerin en mükemmeli, modellerin en güzeli olduğunu vurgulamıştır. Hz. Aişe ninde dediği gibi ahlakı Kur’an’dan ibaret olan Allah Resulü (s.a.s.): “Allah merhametli olanlara rahmetiyle muamele eder. Öyleyse sizler yeryüzündekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsinler.”2 buyurarak, bütün varlıklara şefkatle muamele edilmesini istemiş, âlemlere rahmet oluşunun sadece insanlarla sınırlı kalmayarak bütün canlıları kuşatmakta olduğunu bize bildirmiştir.

Aziz Cemaat!
Sevgi ve merhamette eşsiz olan Peygamberimizin merhameti, hayatının her dönemini kapsamıştır. O,yaşadığı topluma güven, sevgi ve kardeşlik tohumları ekmiş, bu tohumlarda kısa zamanda yeşermiştir. O daima kimsesizlerin, dulların, yetimlerin, mazlumların, gariplerin sığınağı olmuştur. Hiç bir canlıyı incitmemiş, her varlığa şefkatle, merhametle yaklaşmıştır. O, insanların, tarağın dişleri gibi eşit olduğunu söylemiş, ırk ve renk ayrımına karşı çıkarak zengini, fakiri, güçlüyü, zayıfı Allah’a kul olma noktasında bir araya getirerek, güçlü bir medeniyet kurmuştur.


Muhterem Müslümanlar!
Sevgili Peygamberimiz(s.a.s) O dönemde her türlü eziyet ve işkencelere maruz kalmasına rağmen asla intikam almamış, insanların helak olması için beddua etmemiş, onların hidayetini dileyerek; “Ben beddua etmek için gönderilmedim, rahmet olarak gönderildim.”3 “Ya Rabbi kavmime hidayet nasip et, çünkü onlar bilmiyorlar”4 diye dua etmiştir.
Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilen5 Sevgili Peygamberimiz, hayatı boyunca mücadelesine af yolunu tutarak devam etmiş; Yüce Rabbimizin: “(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.”6 emrine uyup hikmet ve güzel öğütle insanları hakka çağırmıştır.

O halde Aziz Kardeşlerim,
Bize düşen görev, tüm ahlaki güzelliklerin yanında, şefkat ve merhamet konusunda da bilhassa Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’i örnek alıp, O’nun gibi yaşamaya gayret etmektir.
Geliniz, bizler de O’nun gibi; ailemiz, çocuklarımız, komşularımız, akrabalarımız, kısaca tüm mahlûkat için rahmet vesilesi olalım. Elimizle, dilimizle, iş ve icraatlarımızla çevremize faydalı olup, güven, huzur ve mutluluk verelim.
14-20 Nisan tarihleri arasında kutlanacak olan Kutlu Doğum Haftasının, Peygamber Efendimizi anlamaya vesile olması dileğiyle hutbemi, Tevbe suresinin 128. ayeti’nin meali ile bitiriyorum: “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.”


1-Enbiya ,21/107.
2-Tirmizi, Birr 16,(1925);
3-Müslim, Birr, 87, Had.No: 2599
4-Buhâri, Enbiya, 37.
5-Bakara, 2/119
6-Nahl, 16/125.

Hazırlayan : Neşet BODUR
Ankara İl Vaizi
Redaksiyon : İl Müftülüğü Hutbe Komisyonu





 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#11
ÇOCUKLARIMIZ GELECEĞİMİZDİR

İLİ : ANKARA
AY-YIL : NİSAN-2010
TARİH : 23/04/2010





Muhterem Müslümanlar!
Yüce dinimiz İslam, aklın, nefsin, malın ve dinin korunması yanında, neslin de korunmasını hedeflemiştir. Buna göre, çocuklarımızın beden ve ruh sağlığı yönünden korunması, dinimizin bize yüklediği bir sorumluluktur. Bu sebeple onların geleceğini tehdit edebilecek her türlü olumsuzluğa karşı tedbir almak, hepimizin görevidir.

Nitekim, Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.s), özellikle çocuklara karşı farklı bir muhabbet beslemiştir. Sevilmeyi, şefkati ve merhameti yeterince tadamayan cahiliye devri çocukları, O’nun sayesinde toplumun göz bebeği haline gelmişlerdir.

Muhterem Müslümanlar!
Çocuklarımız Yüce Allah’ın bizlere bir emanetidir. Bu emaneti korumak ve gereği gibi yetiştirmek bizim vazifemizdir. Çocuklarımız ailelerimizin ve milletimizin geleceğidir. Unutmayalım ki milletlerin bekası ancak iyi yetiştirilmiş nesillerle sağlanabilir. İman ve ahlaktan, ilim ve irfandan yoksun yetişen nesiller, milletlerin geleceğini temin edemez.

Aziz Cemaat!
Çocuklarımızı hayata hazırlarken, onları maddi ve manevi değerlerle mücehhez olarak yetiştirmeli, gelecekte hem Allah katında hem de insanlar arasında iyi bireyler olmaları için gayret göstermeliyiz. Sevgili Peygamberimizin; “Hiçbir baba çocuğuna güzel edep ve terbiyeden daha üstün bir şey vermemiştir.”1 hadisi şerifini kendimize rehber edinmeliyiz.

Değerli Müminler!
Eğitimin önemli konusunda atasözlerimizde de çok güzel örnekler vardır. “Ağaç yaşken eğilir”, atasözünde çocuk eğitiminin önemi, “Çok söyleme arsız olur, aç bırakma hırsız olur” sözünde de aşırılıkların terbiyede kötü sonuç vereceği vurgulanmıştır.
Eğitimin ailede başlayıp, okulda ve çevrede şekillendiği değişmez bir gerçektir. Sağlıklı bireylerin ancak iyi ortamlarda yetişirler. Anne-baba başta olmak üzere bu konuda toplumun her ferdinin çocuklarımızın yetiştirilmesinde önemli sorumlulukları vardır.

Değerli Müminler!
Çocuklarımızı, sağlıklı ve topluma yararlı bir fert olarak yetiştirelim. Onları anlamaya çalışalım, onların bizler için değerli ve önemli olduklarını hissettirelim. Aralarında hiç bir ayırım yapmayalım. Çünkü çocuklar, geleceğin büyükleridir. Onların 23 Nisan bayramlarını da kutluyorum. Bu millete faydalı olarak yetişmelerini temenni ediyorum.

Hutbemi başta okuduğum ayeti kerime meâliyle bitiriyorum:

“Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır.”2




1- Tirmizî, Birr, 33
2- Kehf, 18/46


Hazırlayan : Ahmet LÂLE
Ankara İl Müftü Yardımcısı
Redaksiyon : İl Müftülüğü Hutbe Komisyonu


 

FERASETLİ

KF Ailesinden
Özel Üye
#13
[size=18pt] Ahid

Yemîn, mîsâk, söz verme, ittifak, bir şeyi korumak, halden hâle onu muhafaza etmek, tavsiye etmek anlamlarında kullanılan bir terim. Ahd kelimesi İslâmî bir kavram olarak "Ahd-ü Mîsâk' şeklinde kullanılmıştır. Allah'u Teâlâ ile beşer arasında geçen birçok ahidleşmeyi insan aklına getirmektedir. Kur'an-ı Kerîm'de geçen ahidleşmelerden birisi insanoğlunun yaratıcısını bilmesi ve ona yönelip ibadet etmesidir. Bu tür bir ahid fıtrî bir ahiddir. Allah'ın varlığına inanmak ihtiyacı, insan yaradılışında sürekli ve kalıcıdır. Yalnız bazen insan şaşırıp yolunu sapıtır. O zaman Allah'a ortak aramaya koyulur. Oysa insan, Allah'ın resulleri aracılığıyla gönderdiği emir ve yasaklara uyarsa ahde uymuş olur. Ahidleşme Kur'anî bir metottur. Allah resulleri ile onlara uyan, onların ashâbı olan insanlar arasında gerek Allah'ın hükümlerini yaşama, gerek bunları muhafaza etme konusunda ahidleşmeler olmuştur.
Ahd hem Allah'ın insanlara teklif etmiş olduğu hükümler ve hem de insanların Allah'a karşı veya Allah namına diğerlerine karşı yerine getirmeyi taahhüd etmiş oldukları hususlardır. Kur'an-ı Kerim'de "Allah'ın ahdini yerine getiriniz" (el-En'am, 6/152) buyurulur. Âlimler buradaki ahdi şöyle izah etmişlerdir: "Allah'ın ahidlerini îfa ediniz. Gerek Allah'ın size teklif etmiş olduğu ahidleri, emirleri, nehiyleri ve gerek sizin Allah'a veya Allah nâmına diğerlerine verdiğiniz ahidleri, adakları, yeminleri, akitleri, doğru olan her tür taahhütleri yerine getiriniz. İslâm'da ahdi bozmak haramdır."
Gerek Allah'a ve gerekse insanlara karşı verilen ahdin yerine getirilmesi gerekir. Kur'an'da kurtuluşa eren müminlerin sıfatları sayılırken: "Onlar emanetlerini ve ahidlerini yerine getirirler. " (Mü'minûn, 23/8) buyurulur.
Allah ile insanlar arasında birçok ahidler vardır. Allah'ın insanlardan aldığı ilk ahid, onların zürriyetlerini Hz. Adem'in sulbünden alıp kendi ulûhiyetini tasdik ettirmesidir. (bk. el-A'raf, 7/172)
Ahidle yemin arasında fark vardır. Yemin bozulursa keffâret gerekir. Fakat ahidte bu yoktur. Ahdi bozmanın günahı keffâretle ortadan kalkmaz. (İbnü'l-Arabî, Ahkâmü'l-Kur'an, III, 1174)
"Ey İsrailoğulları, sizi nasıl bir nimet ile nimetlendirdiğimi hatırlayın. Ve bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Siz, Benden korkun. " (el-Bakara, 2/40) ayeti bu ahidlerden biridir.
Ayet-i Celîleden anladığımıza göre, Cenâb-ı Hakk'a söz vermiş bulunan bir kavme karşı Cenâb-ı Hakk da onlara bir vaatte bulunmuştur. Bu bir ahidleşmedir. Allah'u Teâlâ ahdinden asla caymayacağına göre, insanlar da ahidlerinden caymamalıydılar. Ancak insanlar ahidlerinden caymaya başlamışlar ve Allah'a ibadet etmemek, Onun yasaklarına uymamak ve O'na ortak koşmak gibi sapıklıklara düşmüşlerdir. Ahidlerine uygun olarak yalnız Allah'a ibadet etmeleri, hayatlarında Allah'ın hükümlerini hakim kılmaları gerekmektedir. Ancak fâsıklar ahitlerini bozarak Allah'la sözleşmelerini iptal etmişlerdir. Allah ile olan ahdine vefa göstermeyen, bu ahdi bozan ve bozmaya çalışan kimseden hiçbir ahde saygı göstermesi beklenemez. Oysa ki Allah kendisi ile yapılan ahde bağlılık gösterenlere büyük bir mükâfat vereceğini va'd etmektedir.
"Doğrusu sana sadakat yemini edenler (ey Muhammed) bizatihi o yemin ile Allah'a bağlılık yemini etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Bu yüzden her kim (o yeminden sonra) yeminini bozarsa, ancak kendi zararına bozmuş olur ve her kim Allah ile ahdini yerine getirirse Allah ona büyük bir mükâfat nasip edecektir." (el-Feth, 48/10).
İnsanlar, Allah'ın emir ve yasakları ile hududunu aşarlarsa şeytana ibadet etmiş, onun çemberine girmiş olmaktadırlar. Oysa Allah (c.c.) bütün insanlardan ahd-ü misâk aldığını ifade buyurmaktadır.
"Ey Âdemoğulları, ben sizinle ahidleşmedim mi? Şeytana tapmayın, o sizin düşmanınızdır. " diye (Yâsin, 36/60).
"Rabb'in Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini alıp devam ettirmiş ve onları kendilerine şahit tutarak: "Ben Rabb'iniz değil miyim? (demiştir)" "Evet (buna) şâhidiz!" dediler. Kıyâmet günü! Biz bundan habersizdik. demeyesiniz." (el-A'raf, 7/172).
Ahde vefa konusunda İslâm son derece titiz davranır. İnsanlar arası ilişkilerde güven unsurunun hâkim olması için yeğâne garanti vasıtası ahde vefâdır. Bu güven olmadan veya sağlanmadan sıhhatli bir toplum hayatı mümkün olamaz. Allah öyle bir topluma rahmet nazarıyla bakmaz.
"Ama Allah'a verdikleri sözü iyice pekiştirdikten sonra bozanlar ve Allah'ın bitiştirilmesini istediği şeyi kesenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar... İşte lânet onlara (dünya) yurdunun kötü sonucu onlaradır." (er-Ra'd, 13/25)
Cenâbı Hakk kullarından ilk ahdin yanı sıra daha sonraları peygamberleri aracılığı ile başka ahidler de almıştır. Mesela İsrailoğullarından namaz kılacaklarına, zekât vereceklerine, peygamberlerine itaat edeceklerine dair ahid almış ve bu ahde riayet etmeleri halinde de onlara dünya ve âhirette mükâfaat vereceğini bildirmiştir (el-Mâide, 5/12). Bundan başka anaya, babaya, akrabalara ve yoksul kimselere yardım edeceklerine birbirlerinin kanlarını akıtmayacaklarına birbirlerini yurtlarından çıkarmayacaklarına (el-Bakara, 2/83-84) dair söz almıştır. Fakat ne yazık ki İsrailoğulları bu ahde vefâ göstermeyerek sözlerini bozmuşlardır (el-Bakara, 2/100).
İslâm hukuku açısından "ahd" ise; fıkıh sahasına giren bütün sözleşme ve akidlerdir. "Ahd" ve "akd" kelimeleri asr-ı saadette devletler arasındaki sözleşmeler anlamında kullanılmıştır. Bilhassa Hudeybiye andlaşmasında kullanılan ahd ve akd kelimeleri bu anlamı yansıtmaktadır.
Ahdi Bozmak
Kur'an-ı Kerim, ahde vefâyı emreder. Ahdi bozmayı, vefâsızlığı yasaklar. Hatta bazı örnekler vererek ahdi bozmayı kötüler. Bazı kimselerin ahidlerini bozarken kendilerince gösterecekleri sebepleri de reddeder.
"İpliğini iyice eğirip katladıktan sonra söküp bozan kadın gibi olmayın. Bir ümmetin sayıca daha çok olmasından ötürü yeminlerinizi aldatma vasıtası yapıyorsunuz. Allah, onunla sizi imtihan eder. Kıyamet günü, ihtilâf ettiğiniz şeyleri elbette beyan edecektir. " (en-Nahl, 16/92)
Ahdini bozan kimseler azimetten yoksun ve ileri görüşten mahrumdurlar. Sanki bir kadın ipliğini iyice eğirip katladıktan sonra onu tekrar tekrar söküp dağıtmaktadır. Bu benzetmedeki bütün ayrıntılar hakaret, hayret ve garipliklerle dolu bir anlam taşımaktadır. Bütünüyle ahidleri bozmayı kötülemekte ve çirkin bir iş olarak ruhlara yerleştirmeye çalışmaktadır.
Şahsiyetli ve akıllı bir insanın kalkıp da bu kadına benzemesi ve onun gibi zayıf iradeli olmayı kabullenmesi düşünülemez.
Ayette, ahdi bozma durumunda olan devletler de kınanmaktadır. Bir devlet bir veya birkaç devletle andlaşmalar imzalar, sonra da güçlü ve nüfuzlu devletlerin diğer saflarda yer aldığını ileri sürerek andlaşmalarını bozar ve bunda devletin çıkarının söz konusu olduğunu iddia ederse, islâm bu sebepleri kabul etmez ve mutlak şekilde ahde vefâ gösterilmesini emreder. Verilen sözlerin ve andlaşmaların hile ve oyun vasıtası kılınmasına göz yummaz. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki; islâm, iyilik ve Allah korkusu esasları dışında yapılan hiçbir andlaşmaya itibar etmez. Günah, isyan ve kötülük esasları üzerine yapılmış andlaşmaları reddeder. Gerek islâm toplumunun gerek islâm devletinin yapısı bu esaslara göre kurulur.
Müslümanların verdikleri sözü tutmalarından dolayı tarihte birçok kavimlerin İslam'a girdiği görülmüştür. Müslümanlardaki doğruluk ve sadakat, inançlarındaki samimiyet ve ihlâs, işlerindeki temizlik ve dürüstlük onları hayran bırakarak İslam'la tanışmalarına ve hidayet bulmalarına sebep olmuştur. Böylece müslümanlar ahidlerini bozmamakla, kaybettikleri basit ve küçük çıkarlar yerine pek büyük kazançlar elde etmişlerdir.
Bir müslümanın sözü gerçekten Allah'a verilmiş bir sözdür. Müslüman, Allah korkusu taşıdığından ahdini bozmayı düşündüğü an Allah'ın kendisini hesaba çekeceğini düşünerek bundan vazgeçer. Çünkü ahdine sadık kaldığında Allah katında kendisi için hayırlar hazırlandığının şuurundadır.
"Allah'ın ahdini az bir pahaya satıp değişmeyin. Eğer bilirseniz Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır." (en-Nahl, 16/95).
[/size]
 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#14

KADER-TEVEKKÜL İLİŞKİSİ


İLİ :ANKARA
AY-YIL : NİSAN-2010
TARİH : 30/04/2010







KADER-TEVEKKÜL İLİŞKİSİ[FONT=&quot][/FONT]

Muhterem Müslümanlar!
Kâinatta her şey; yüce Allah’ın bilmesi, dilemesi ve yaratmasıyla meydana gelmektedir. Herhangi bir şeyin, belli bir şekilde meydana gelmesini, yüce Allah’ın dilemiş olmasına; “kader” denir. Yüce Allah’ın dilemiş olduğu herhangi bir şeyi, zamanı gelince yaratmasına da “kaza” denir. Allah’ın, dilediği her şeyi takdir etmeye ve takdir ettiğini yaratmaya gücü yettiği, Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirilmektedir: “Yüce Rabbinin adını tespih et. O, yaratıp şekillendiren, âhenk veren ve düzene koyandır. O, (her şeyi) ölçüyle yapıp yönlendirendir.”1
Allah’ın varlığını ve birliğini bilen, O’nun kâinatta yegâne hâkim olduğuna inanan bir insan için, kazaya ve kadere iman etmemek, mümkün değildir. Biz, Allah’ın kaza ve kaderine inanırız. Bu inanç; bizim Müslüman olmamızın bir gereğidir. Ancak kaza ve kadere inanmamız, kendi yetki ve sorumluluklarımızı ortadan kaldırmaz.

Değerli Kardeşlerim!
Yüce Allah; “en güzel bir biçimde yarattığı”2 insana, belli bir güç ve irade vermiştir. Bu iradeye, “cüz’i irade” denir. İnsanın sorumluluğu da gücü ve cüz’i iradesi ile doğru orantılıdır.3


Bir insan, kendi gücünü ve iradesini iyi işlere harcarsa, Allah; onun, iyi neticelere ulaşmasına izin verir ve onun istediği sonuçları yaratır. Gücünü ve iradesini, yasak olan işleri yapmak için harcayanları, kendi hedeflerine ulaştırır. Çünkü bu dünya, bir imtihan dünyasıdır. Bu durumu Rabbimiz, şöyle açıklamaktadır: “Şüphesiz biz insanı, karışım halindeki az bir sudan (meniden) yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık. Şüphesiz biz onu (ömür boyu yürüyeceği) yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek, ya da nankörlük ederek kateder.”4

Aziz Cemaat!
Tevekkül ve kaderi yanlış anlamak, insanı tembelliğe, hareketsizliğe ve başkasına yük olmaya sevkeder. “Allah'a tevekkül ettim, alın yazım ne ise o başıma gelecektir”deyip çalışmaz, görevini ihmal eder ve tehlikelere karşı tedbir almaz, bu yüzden başına bir felaket gelirse veya bir zarara uğrarsa, bunu “alın yazısı” olarak ifade etmeye kalkar. Kendi ihmalini ve dikkatsizliğini hiç düşünmez. Mesela arabasının bakımını yapmadan veya sarhoş olarak direksiyona geçen veya trafik kurallarına uymayan kimse bir kaza yapacak olursa buna, “Allah'ın takdiri” diyecektir. Elbette bu Allah'ın takdiridir ama bu, insanı sorumluluktan kurtarmaz. İnsan tedbir almadığı ve trafik kurallarına uymadığı için sorumlu olur. Bunu kadere havale edip sorumluluktan kurtulmak mümkün değildir.

Değerli Müminler!
Allah'a tevekkül edip O, benim rızkımı verecektir, diyerek çalışmayı bırakan kimse ya aç kalır ya da başkasına yük olur. Bunu da tevekkül ile ifade etmesi yanlış olur. Çünkü, insan için ancak çalışmasının karşılığı vardır.5 İnsan çalışacak ve Allah'ın kendisine takdir ettiği rızkı arayıp bulacaktır.
Peygamberimizin evinden çıkarken yaptığı dua ile hutbemi bitiriyorum:
“Allah'ın ismine sığınıyor ve Allah'a tevekkül ediyorum. Allah'ım, doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan, kaymaktan ve kaydırılmış olmaktan haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlığa uğramaktan sana sığınırım.”6


1.A’lâ, 87/1-3
2.Tîn , 95/4
3.Bakara, 2/286
4. İnsân, 76/2,3
5.Necm, 39
6.Tirmizî, Daavat, 35; Ebû Davud, Edep, 112.

Hazırlayan ve Redaksiyon:
İl Müftülüğü Hutbe Komisyonu​




[FONT=&quot][/FONT]
 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#15

GENÇLİK VE GELECEĞİMİZ





İLİ : ANKARA

AY-YIL : MAYIS-2010

TARİH : 14/05/2010





GENÇLİK VE GELECEĞİMİZ

Değerli Müslümanlar!
Gençler toplumların geleceğidir. Toplumlar, kendi değerlerine sahip çıkabilecek fertler yetiştirmek ve böylece geleceklerini garanti altına almak mecburiyetindedirler. Aksi halde, tarihin derinliklerine gömülmekten kurtulmaları bir hayli güçtür. Tarih bunun canlı misalleriyle doludur.

Hz. Peygamber, İslâmiyetin ilk yıllarında en büyük desteği genç nesilden almıştır. Hz. Ali, Abdurrahman b. Avf, Musab b. Umeyr ve daha niceleri, yaşları henüz 20'nin üzerine çıkmadığı bir dönemde, İslâm davasına gönül verip onun kolu kanadı olmuşlardı. Hz. Peygamber, Muaz b. Cebel'i 21 yaşında iken Yemen'e büyük sorumluluk gerektiren bir görevle, öğretmenlik yapmak ve hukukî meselelere bakmak için göndermiş, böylelikle onun bilgisine ve ahlakına olan güvenini sergilemiştir.

Aziz Müslümanlar!
[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Hayatımızda her yaşın farklı farklı güzellikleri vardır. Ancak gençlik çağının güzellikleri bambaşkadır. Bundan dolayı gençlik günleri hep özlenir. Bir Arap şairi; “Ah o gençlik, bir gün geri dönse de ihtiyarlığın bana neler ettiğini birbir anlatsam”1 diyerek özlemini dile getirir. Ne yazık ki ömürden gidenin geri gelmesi artık mümkün değildir. Akıllı insan gençliğinin bitip [/FONT]
tükendiğini her an görmeli, onun kıymetini bilmeli ve gençliğini sonradan pişman olmayacağı şekilde geçirmeye gayret etmelidir.

Muhterem Müslümanlar!
Huzur ve mutluluk arayan genç nesillerin; enerjilerini, çeşitli çevrelerin etkisiyle toplumun onaylamadığı davranışlarda bulunarak heba ettikleri görülmektedir. Gençler arasında yaygınlaşan uyuşturucu ve alkol kullanımı; satanizm, anarşizm gibi sapık akımlardan etkilenenlerin sayısının artması; özellikle kentlerde yaşayan gençler arasında suç işleme oranının çoğalması herkesi derinden düşündürmektedir. Unutmayalım ki dinimiz İslâm, gençlerin yetiştirilmeleri, sorunlarının anlayış ve hoşgörü ile çözümlenmesi hususlarında ebeveynlere ve topluma büyük sorumluluklar yüklemektedir.

Değerli Kardeşlerim!
Yüce Allah’ın bizlere tertemiz olarak emanet ettiği gençlerimizi modern çağın yetimleri ve yalnızları haline getirmeyelim. Anne-babasız, yetim, öksüz, kimsesiz kalmış çocuklarımızın da ilgiye ve şefkate muhtaç, bizlere de birer emanet olduklarını unutmayalım. O tertemiz kalpleri İslam’ın, millî ve manevî değerlerimizin bereketli ve feyizli ellerine teslim edelim. Kendine, dinine ve milletine hatta tüm insanlığa yararlı bir fert olarak yetiştirmeye çalışalım.

Hutbemi başta okuduğum ayeti kerimenin ve hadisi şerifin mealiyle bitirmek istiyorum:

“Onlar, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” diyenlerdir.”3
Peygamberimiz de şöyle buyuruyor: ”Hasta olmadan sağlığın ,ölüm gelmeden hayatın,ihtiyarlamadan gençliğin, meşguliyetten evvel boş vaktin,yoksulluğa düşmeden zenginliğin kıymetini biliniz.”


Hazırlayan: Dursun Ali COŞKUN
Polatlı İlçe Müftüsü
Redaksiyon: İl Müftülüğü Hutbe Komisyonu


1.Katrun’n-Neda s.206, Beyit, Ebu’l-Atehiyye’ye ait
2. Muhtaru’l-Ehadis S.29
3. Furkan, 25/74

 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#16
İSTANBUL’UN FETHİ

İLİ : ANKARA
AY-YIL : MAYIS-2010
TARİH : 28/05/2010







İSTANBUL’UN FETHİ

Muhterem Müslümanlar!
İslam Dini’ne hizmet için gerektiğinde canlarıyla ve mallarıyla her türlü fedakârlığı göze alan ecdadımız eşsiz zaferlerle dolu bir tarihi bizlere miras bırakmışlardır. İnsanlık adına büyük kazanımlar olan bu zaferler, geçmişimizden geleceğimize ışık tutan çok önemli dönüm noktalarıdır. Bir çağın kapanıp yeni bir çağın açılmasına yol açan ve tarihte müstesna bir yeri bulunan İstanbul’un fethi de bunlardan birisidir.

Değerli Mü’minler!
Peygamberimiz (s.a.s) Efendimizin; “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan ve onu fetheden asker ne güzel askerdir” şeklindeki müjdesi bu fethe, farklı bir anlam ve önem kazandırmıştır.29 Mayıs 1453 tarihi, sevgili Peygamberimizin müjdelemiş olduğu bu büyük fethin gerçekleştiği, İstanbul’un bir kültür ve medeniyetin merkezine dönüştüğü önemli bir dönüm noktasıdır.
Bu kültür ve medeniyet ortamında insanların can, mal, ırz ve namus güvenliği teminat altına alınarak, günümüze örnek olacak şekilde sevgi, saygı ve hoşgörüye dayanan inanç ve ibadet hürriyeti tanınmıştır. Herkese yardım eli uzatılmış, yoksullar gözetilerek sosyal adalet yerleştirilmiş ve halkın yaşamakta olduğu zulme son verilmiştir.



Hak ve adaletin yerleştirilmesi ve yaşatılmasıyla gönüller de fethedilerek İstanbul’un fethi ebedîleştirilmiştir.İstanbul’u geri almak için yapılmış olan yardım tekliflerine,öncelikle kilise önderleri ve yerli halkın karşı koymuş olması,bu fethin,insanlık tarihi açısından ne kadar önemli olduğunu net bir şekilde göstermiştir. Bu bakımdan İstanbul’un fethi, sadece kuvvet üstünlüğüne dayalı olarak kazanılmış bir savaştan ibaret değildir. Bu fetih, inanç ve bilginin gücüyle, hakkın, adaletin, sevgi ve hoşgörünün insanlığa armağan edildiği büyük bir zaferdir.

Aziz Kardeşlerim!
Bir fethin ebedîleşmesi için, kazanılan topraklar kadar, o topraklarda yaşayacak olan insanlara kazandırılması gereken değerler de önemlidir. Özünü yüce dinimizin değerlerinden alan fetih ruhu, bilgi ve inançla çalışıp üretmek, ülke ve insanlığa yararlı olmak şeklinde algılanmalıdır. Bu bakımdan, gelecek nesillerimizi İslâmî ve millî değerlerle donatıp bu ruh ve anlayışa sahip insanlık önderleri olarak yetişmelerini sağlamalıyız. Şunu unutmayalım ki, her birimizin sorumluluk bilinciyle vazifemizi en güzel şekilde yapmaya gayret etmemiz bu anlayışın bir gereğidir.

Değerli Kardeşlerim
Bu vatanı atalarımızın bizlere aziz bir armağanı bilip, bu uğurda canlarını ve mallarını feda eden fetih erleri şehit ve gazilerimizle, ülkemiz için her türlü fedakârlığa katlanan ecdadımıza Yüce Allah’tan rahmet diliyor ve hutbemi bir ayet mealiyle bitiriyorum:
“Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O’ndan bağışlama dile. Çünkü O,tövbeleri çok kabul edendir.”




1. Ahmet b. Hanbel, Müsned IV. 325
2. Nasr Suresi, 1,2,3


Minberden Öğütler D.İ.B. Yayınları: 635




 

FERASETLİ

KF Ailesinden
Özel Üye
#17
Muhasebe ve Önemi

بِسْمِ اللهِ الْرَحْمنِ الْرَحِيِم
يَا ايُّها الَّذِينَ آمَنُوا اتََّقُوا اللهَ وَلُتَنْظُرْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللهَ إنَّ اللهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُون
Bismillahirrahmanirrahim
[Rahman ve rahim Allah’ın adıyla]
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve her kişi yarın Allah’ın huzuruna götürmek için ne hazırladığını gözden geçirsin.”
[Haşr suresi, ayet 18]
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّم
الكَيَّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَ عَمِلَ لِمَا بَعْدَ المَوَتِ
Allah’ın Resulü (s.a.v.) buyurdu ki:
“Akıllı kimse kendini sorguya çeken ve ölümden sonrası için çalışan kimsedir.”
[Tirmizi, Kıyamet, 26]
Muhterem Müminler!
Kâinatı bir nizam içerisinde yaratan yüce Allah, bu büyük oluşum içerisinde hiçbir varlığı sebepsiz olarak yaratmamıştır. Bu büyük alemde, galaksilerden gözle görünmeyen küçük bakterilere varıncaya kadar tüm yaratılanların bir görevi vardır. Cenab-ı Hak “Güneş ve ay bir hesaba göre hareket eder. Yıldız ve ağaçlar da Allah’a secde ederler. Allah göğü yükseltti ve bir düzen kurdu. Sakın o düzeni bozmayın” [1] ayetleriyle, kurulmuş olan bu muhteşem düzene dikkatlerimizi çekmekte ve verilen görevleri yerine getirmeyerek bu düzeni bozmaktan bizleri men etmektedir.
Aziz Müminler!
Rabbimizin, küçük büyük her varlığa bir sorumluluk yüklemiş olduğu bu alemde, halife sıfatıyla ve mükemmel bir şekilde yaratılan insanoğlunun başıboş yaratılmış olabileceğini düşünmenin nasıl bir hezeyan olacağı açıktır. Zira insan, dünyadaki her şeyin ona hizmet etmek için yaratıldığı, kendisine irade ve akıl nimeti verilen yegane varlıktır. Kur’an-ı Kerimde: “İnsan kendisinin başıboş bırakıldığını mı zannediyor” [2] “Sizi, sadece boş yere yarattığımızı ve sizlerin huzurumuza getirilip (hesap vermeyeceğinizi) mi sandınız” [3] buyuran yüce Mevlamız, böyle bir düşüncenin yanlışlığını idraklerimize sunmaktadır.
Değerli Müminler!
Yaşam standartlarımızı, bizden aşağıda olanlara bakarak kanaat üzerine değil, yukarıda olan kimselere bakarak hırs üzerine bina ettiğimiz günümüz toplumunda, maalesef inananlar olarak bizler de sonu olmayan bu sarmal içerisinde hızla sürüklenmekteyiz. Oysa iman eden kimseler için dünyanın geçici menfaat ve güzellikleri bir amaç değil, ebedi hayat olan asıl
amaç yolunda bir araç olmalıdır. Bu husustaki ölçümüzü “Allah’ın sana vermiş olduğu nimetlerle ahiret yurduna hazırlık yap, (bunu yaparken de) dünyadan nasibini unutma” [4] ayetlerinden almaktayız.
Aziz Müminler!
Unutmak istesek de, görmemezlikten gelsek de, uzaklaşmak istesek de, kaçılamayan ebedi hayatın başlangıcı olan ölüm hızla bize doğru gelmektedir. Bu sebeple, Hz. Ömer (r.a)’ın “Bu gün Allah için ne yaptın” sözünü hiç değilse ömrümüzde bir kez samimi bir şekilde kendimize sorup cevabını vermeye çalışmalıyız. Özenerek, önem vererek ve sayısız nimetlerle donatarak bizleri yaratan yüce Rabbimiz’in şu emri karşısında, kulluk görevimizi ne derece yerine getirebildiğimizi tekrar düşünmeli ve yeni bir başlangıç yapmalıyız. “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve her kişi yarın Allah’ın huzuruna götürmek için ne hazırladığını gözden geçirsin.” [5]
Hutbeme başta okuduğum Hadis-i Şerif’in mealiyle son vermek istiyorum. “Akıllı kimse kendini sorguya çeken ve ölümden sonrası için çalışan kimsedir.”
[1] Rahman, 5-8.
[2] Kıyame, 36.
[3] Mü’minun, 115.
[4] Kasas, 77.
[5] Haşr, 18.
[6] Tirmizi, Kıyamet, 26.

Abdussamet Varlı.
 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#18

VEDA HUTBESİNDEN MESAJLAR


İLİ :ANKARA
AY-YIL :HAZİRAN-2010
TARİH :04/06/2010






VEDA HUTBESİNDEN MESAJLAR

Aziz Mü’minler !
İnsanların rehberleri olan peygamberler, Cenabı Allah’ın kullarına lütfudur. Bu lütuf Hz. Adem’den Hz. Muhammed (s.a.s.)’e kadar devam etmiştir. Hz. Peygamberim (s.a.s.) bu silsilenin son halkasıdır.1
İslam dini, O’nunla insanlığa ulaşmış ve peygamberlik de O’nunla son bulmuştur.2
Hz. Peygamber (s.a.s), indirilen vahyin mana ve maksadını, söz ve davranışlarıyla açıklamıştır.3 Böylece din, anlaşılır ve yaşanılır olmuştur.
Ancak dinin temel esaslarının, son bir defa özetle müslümanlara duyurulması gerekiyordu. Bu sebeple Peygamberimiz(s.a.s) 632 yılında, veda haccında 100 bini aşkın ashabına, “Veda Hutbesi “ diye bilinen veciz konuşmasını yapmıştır. Bu konuşma tüm insanlığa yönelik çok önemli mesajlar içermektedir:

·[FONT=&quot] [/FONT]Dinin temelinde tevhit inancı olduğu, ibadetlerimizin yalnızca Allah’a yapılacağı,
·[FONT=&quot] [/FONT]İnsan ve İslam kardeşliğinden söz edilerek, bölgesel ve fiziksel farklılıkların önemli olmadığı. Ancak Allah’a karşı gelmekten sakınmanın ve O’na gerektiği şekilde saygı duymanın, yani takvanın değerli olacağı,
·[FONT=&quot] [/FONT]İnsanların en temel haklarından olan yaşama, servet edinme ve aile hayatının kutsallığı ve dokunulmazlığı,
·[FONT=&quot] [/FONT]Emanet konusunda hassasiyet gösterilmesi,
·[FONT=&quot] [/FONT]Ferdî, ictimaî, ve ticarî hayatı olumsuz etkileyen faizin kaldırıldığı,
·[FONT=&quot] [/FONT]Fert ve toplumun güven, huzur ve dengesini bozan, karmaşa ve anarşi oluşturan kan davalarına son verildiği,
·[FONT=&quot] [/FONT]Kadınların, erkeklerle ve eşleriyle aynı haklara sahip olarak, eşlerine yardımcı ve Allah’ın birer emaneti oldukları. Evliliklerinin ise; Allah adına söz verilerek, hukukî bir nikah sözleşmesiyle mümkün olacağı,
·[FONT=&quot] [/FONT]Kur’an ve Sünnet’in insanlar için en büyük hidayet rehberi olduğu sev gili Peygamberimiz tarafından vurgulanmıştır.



Değerli Müminler!
Peygamber Efendimizin Veda Hutbesinde vurgulamış olduğu hususları çok iyi değerlendirmeye ve anlamaya çalışalım. Nitekim Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de: “Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.”4 buyurmaktadır.
Görüldüğü üzere veda hutbesi kısaca evrensel insan haklarından bahsetmektedir. Temel hak ve özgürlükler, kişilerin korunması gereken vazgeçilmez haklarındandır. Ancak, zaman zaman bu hususun hafife alındığını, insanların huzur ve saadetine kasteden ihlallerin yapıldığını görmekteyiz. Nitekim geçtiğimiz günlerde tamamen insanî yardım amaçlı olarak uluslar arası karasularında, Gazze’ye giden gemilere yapılan saldırı, masum insanların ölümüne ve pek çok kişinin de yaralanmasına sebep olmuştur. Millet olarak hepimizi derinden üzen bu saldırıyı, nefretle kınıyoruz. İnsanî yardım amacından başka hiçbir maksadı bulunmayan, değişik inanç ve milletlere mensup yardımseverlere yapılan bu menfur saldırı, tüm dünya kamuoyu tarafından da aynı şekilde kınanmış ve nefretle karşılanmıştır.
İyi bilinmelidir ki, devletimiz güçlüdür ve bu konuda gereken her türlü tedbiri almıştır ve almaktadır. Bizler, millet olarak böyle durumlarda, infial ve tahriklere kapılmadan, sağduyu ve ağırbaşlı hareket etmeliyiz. Hangi inançtan olursa olsun ülkemizde bizimle birlikte yaşayan, bilhassa Musevî vatandaşlarımıza ve turist olarak ülkemizde bulunan Musevî misafirlerimize karşı da, her zaman olduğu gibi saygı ve hoşgörü içerisinde olmalıyız. Nitekim, milletimize yakışan da budur.
Bu vesileyle, gerek İskenderun’da, gerekse söz konusu saldırıda hayatlarını kaybeden şehitlerimize ve diğer tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifa, milletimize ve yakınlarına başsağlığı diliyor ve hutbemi ayeti kerime mealleriyle bitiriyorum:
“Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.”5
“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki, Allah kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, onun huzurunda toplanacaksınız.”6


Hazırlayan: Kemal AYDOĞAN
Ankara Müftü Yardımcısı
Redaksiyon: İl Müftülüğü Hutbe Komisyonu

1- Enbiya 21/107 - Sebe 34/28
2- Ahzap 33/40
3- Nahl 16/89
4-Haşr 59/75
5-Bakara 2/154
6-Enfal 8/24



 

FERASETLİ

KF Ailesinden
Özel Üye
#19
HAFTANIN CUMA HUTBESİ: Maddi ve Manevi Kirlerden Arınma: Abdest ve Namaz
]Maddi ve Manevi Kirlerden Arınma: Abdest ve Namaz
ميحرل بسم الله الرحمن ا
اتْلُ مَا اُوحِيَ إلَيْكَ مِنَ الكِتَابِ وَ أقِمِ الصَّلاةَ إنَّ الصَّلاةَ تَنْهَى عَنِ الفَحْشَاءِ وَ المُنْكَرِ وَ لذِآْرُ الله
أآْبَرُ وَ اللهُ یَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
„Sana vahyedilen Kur’anı oku, namazlarını kıl. Muhakkak ki namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor.“
Ankebut suresi, ayet 45
Değerli Müslümanlar!
En son ve en mükemmel olan İslam dini, maddi ve manevi temizliğe çok büyük önem vermektedir. İslama girmek isteyenlerden ilk istenen şey, tevhid inancıyla kalbini manevi kirlerden, boy abdesti ile de vücudunu maddi kirlerden temizlemesidir. Bunu biraz açacak olursak, şehadet kelimesini söyleyen kimse kalbine Allah’ı ve Resulünü davet etmiş demektir. Evimize hatırlı bir dostumuzu davet ettiğimizde evimizin temizliğini gözden geçirdiğimiz gibi, Allah’a ve Resulüne iman eden kişi de kalbini her türlü batıl inanç ve düşünceden, vücudunu da maddi kirlerden temizlemelidir.
Evet aziz müminler!
Nasıl ki villa tamamlanıp temizlenmeden ve dayanıp döşenmeden varlıklı kişi gelip oraya yerleşmezse, alemlerin yaratıcısı, sahibi ve O’nun son elçisi de kirli bir kalbe gelip yerleşmez. O halde atacağız kalbimizden her türlü batıl inancı, öfkeyi, kini, nefreti, hasedi, fesadı, su-i zannı ... Ancak o zaman gerçek manada Allah ve peygamber sevgisi kalbimize yerleşir, o zaman imanımız bizi Allah’ın emirlerini yapmaya, yasaklarından sakınmaya ve peygamberimiz gibi yaşamaya sevkedecektir.
Aziz kardeşlerim!
Abdest ve gusül, Müslümanı maddi kirlerden temizlerken, iman ve ibadetler de manevi kirlerden temizlemektedir. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır: „Ey iman edenler, namaza kalktığınız vakit, yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başınızı meshedip topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Cünüp olduğunuz vakit de boy abdestiyle temizlenin“ [1] „Muhakkak ki ibadetler ve iyilikler, günahları temizler.“ [2] „Sana vahyedilen Kur’anı oku, namazlarını kıl, muhakkak ki namaz, insanları her türlü kötü huydan arındırır.“ [3]
Değerli müminler!
Bizler, maddi ve manevi kirlerden arınıp arınmadığımızı test edebiliriz. Nasıl mı? İlk önce kalbimize bakacağız, orada günahlara meyil var mıdır? Yok diyebiliyorsak, o zaman imanımız ve ibadetlerimiz bizi arındırmış demektir. Yok eğer bu sayılan hastalıkların bir kısmı hala bende var malesef diyorsak, bu günden tezi yok, imanımızı Kur’an okuyarak ve ibadetlerimizi yaparak kuvvetlendirmemiz, maddi ve manevi kirlerden kendimizi temizlemenin çaresine bakmamız gerekir.
Aziz kardeşlerim!
Benim namaz kılmadığıma bakmayın, benim kalbim temizdir, diyenlerin kulakları çınlasın. Gerçek kalp temizliği Allah’a ve Resulüne şeksiz şüphesiz iman ile olur. Gerçek temizlik, farzları eda etmekle

ve haramlardan ateşten sakınır gibi sakınmakla olur. O halde aziz müminler, vücudumuzu abdest ve gusül ile, zihnimizi Kur’an ile, davranışlarımızı da ibadetler ile temizleyelim inşallah.
[1] Maide suresi, ayet 6.
[2] Hud suresi, ayet 114.
[3] Ankebut suresi, ayet 45
Erkan Saral