İslama göre doğum günü kutlamanın hükmü

enes61

KF Ailesinden
Özel Üye
#1
Bir zamanların İslam diyarı olan coğrafyalarda yaşayan genetik Müslümanlarda (!) son 30 senedir, teknolojinin de hızla gelişmesiyle Batıdan etkilenme ve bunun neticesinde maymun meslekiyatı olan taklitçilikte bir o kadar hız kazanmış, bunun neticesinde kafir batıyı her pis işlerde örnek alır olmuşlardır.
Bu pis işlerden bazıları doğum günleri , evlilik yıldönümleri , sevgililer günü, anneler-babalar günü, yeni yıl-yılbaşı (Noel) vs. kutlanmalarıdır.

Oysa Müslümanların kutlayacakları günleri belirlenmiştir.

"Enes bin. Malik(ra) dan şöyle bir rivayet vardır :

"Rasulullah(sav) Medine'ye teşrif ettiklerinde Medinelilerin eğlenip oynadıkları iki günleri vardı. Efendimiz:
-'Bu günler neyin nesidir?' dedi.
Dediler ki:
-'Biz cahiliyye devrinde bu günlerde eğlenirdik (Ya Rasulullah)
'
Bunun üzerine Rasulullah (sav): -'Şüphesiz Allah size bu günlerin yerine daha iyilerini, Kurban ve fıtır günlerini (Kurban ve Ramazan Bayramlarını)verdi'"
(Ebu Davud (4/ 258) K.Salat Bab: 239 Hadis no: 1134)

Rasulullah (s.a.v.) Medine'ye geldiğinde Medineli Müslümanlar cahiliyye yani islam dışı hayatlarında iki günü bayram diye kutluyorlardı. Bunların biri Nevrûz, diğeri de Mihrican'dı. Nevrûz Mart ayının 21de , Mihrican'da Eylül'ün 21'de kutlanırdı.
Astronomi uzmanlarının çıkardığı bir şeydi bu. O günlerde hava oldukça mutedil ve gece-gündüz birbirine denk olduğu için o günü bayram diye kutlamışlardı. Bu diğer insanlar arasında da yayılmış ve bir bayram gibi itibar görerek kutlanmıştır.
Ama Rasulullah (s.a.v.) bu cahiliyye bayramlarını hoş görmeyerek reddetmiş yerine mü'minlere iki bayram bırakmıştır. Bunlar, yani Nevrûz ve Mihrican yasaklandıktan sonra mü'minler tarafından bir daha kutlanmamıştır. Eğer ashab Rasulullah'ın emrine yerine getirmez o günleri kutlamaya devam etmiş olsalardı muhakkak ki,dinden çıkmış olurlardı. Dolayısı ile Mü'minlerin Kurban ve Ramazan bayramı dışında bayramları yoktur. Kutlanması gerekenler bunlardır.


Müslüman kendine has bir karaktere sahip bir şahsiyettir!... Bu şahsiyetini dininden alır. Başkasını taklit etmekten uzak, şahsiyetini İslam'a göre şekillendiren bir kişidir. İslam'ın tanımadığı sistemlerin hepsini reddettiği gibi onların bayramlarını da, adetlerini de reddeder.
Cahiliyye bayramlarının, adetlerinin eğlencelerinin, anmaların yapıldığı mekanlarda bulunmaz onların kutlamalarına katılmaz.Eğer onların bayramlarına izlemek amacıyla katılsa bile sorumluluktan kurtulamaz.
Bu konuda Rasulullah (s.a.v.) mü'minlere bıraktığı ölçü şudur:

"....Abdullah ibni Mes'ud(ra) ....dedi ki:Muhakkak ki ben Rasulullah (sav) şöyle derken işittim:
"Kim bir kavmin(topluluğun) karartısını(sayısını)çoğaltırsa o da onlardandır. Ve kim bir kavmin amelinden razı olursa onların amellerinde ortaktır."
(İbni kesir Cami’u-Mesanid ve's-Sünen (27/308) hadis no: 589)

Kim hangi kavmin karartısını çoğaltıyorsa, sayısını çoğaltıyorsa o da ondandır. Kim iman tarafının görüşlerini, amellerini, hükümlerini, bayramlarını beğeniyor kabul ediyorsa ondandır. Kimde kafirlerin görüşlerini, amellerini, hükümlerini, bayramlarını beğeniyorsa o da ondandır.
Bu hadis biz mü'minlere islami olmayan topluluklardan, kurum ve kuruluşlardan uzak olmayı gerekli kılmıştır. Eğer onların, yani kafirlerin organizelerine, eğlencelerine ve bayramlarına katılacak olunursa, bu hareket sevginin bir nişanesi olduğundan ve kişi sevdiği ile birlikte olacağından bu kişiyi onlardan yapar.
Mü'min şahsiyetli bir insandır!... Şahsiyetinin olgunluğunu dininden alır!.. Taklit edeceği merci öncelikle Allah'ın Rasulu (s.a.v.)'dır. Allah'ın Rasulu (s.a.v.)'nun hayatıyla mü'minin hayatı aynileşmeli onun yap dediklerini yapmalı, yapma dediğini yapmamalıdır. Her hareketinin ölçüsünü getirdiği dinden ve Onun(sav) yaşantısından almalıdır. Taklit de veya benzerlikte başkalarını takip etmek, O'nun(sav) getirmiş olduğunu beğenmemek ve cahiliyyeye dönmek demektir.

İbni Ömer(ra)'dan gelen bir rivayette Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur :
"Kendisini bir kavme benzetmeye çalışan kimse, O kavimdendir."
(Ebu Davud(14/106)K.Libas Bab: 4 hadis no: 4031)

Hadisten de anlaşılacağı gibi kim kendini bir kavme benzetmeye çalışırsa o da onun gibi olur. Hadisten çıkan hükümler noktasında düşünüldüğünde mü'minin hayatında İslam dışı her türlü taklidin, adetin, örfün, alışkanlığın çıkması gereklidir.


Yıllardır Hırıstiyanlara karşı çıkıp insanlara bunların Noellerinin batıllığı, sapıklığını anlatıp kendi pis heva ve heveslerinin ürünü olduğunu işledik.
Ama gel gör ki Laik düzenin Şeriat (!) şeriat temsilcilerinin (Diyanet) organizasyonları sayesinde artık Rasulullah’a da Miladi takvime uygun olarak “happy bird day to you”nun yerli versiyonunu “Kutlu Doğum Haftası” diye uydurduk.
Eeee ümmeti bile bir gün kutluyorsa, o ümmetin peygamberine bir hafta çok görülmesi mümkün değildir.
Oysa Rasulullah s.a.v. insanların bu tür kafir taklitçiliği işlerin tehlikesini ve düşkünlüğünü bildiği için daha sağlığında ümmetini uyarmıştı bile.


(( َلاتُطْرُونيِكَمَاَأطْرَتِالنَّصاَرىَابْنَمَرْيَمَ،إِنَّمَاَأنَاعَبْدٌَفُقوُلوا :
عَبْدُاللهِوَرَسُوُلهُ )) [رواهالشيخان]
Beni, hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı aşırı bir şekilde övdükleri gibi övmeyin. Ben, ancak bir kulum ve (benim için) Allah’ın kulu ve elçisidir, deyin.”
(Buhari ve muslim)


Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
"Dinlerini parça parça edip, gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur..."(En'am: 159)

Şeyh İsfahani şöyle diyor: "Bu ayet onlardan her bakımdan uzak kalmayı gerektirmektedir. Bütün meselelerde olmayıp sadece bir kısım meselelerde dahi olsa onların inançlarına tabi olanlar, tabi oldukları şeyde onlarla beraberdirler. Çünkü bu: "Ben bundanım, bu da bendendir" diyen kimsenin ifadesine benzemektedir ve bununla adeta şu söylenmek istenmiştir:
"Ben, onun türündenim, o da benim türümdendir."
Çünkü iki şahıs, ancak tür noktasında birleşirler.
Nitekim:
"Onlar birbirlerindendir..."(Tevbe: 67) ayetinde ifade edilen de budur.

Rasulullah (s.a.v.) de Ali'ye (r.a.) şöyle buyurmuştur:
"Sen bendensin, ben de sendenim."
(Buhari Fedailu Ashabinnebi: 9, Müslim Cihad: 90, Tirmizi Menakıb: 20, İbni Mace Mukaddime: 11, Ahmed: 1/170, 177 3/22, Camiu'l-Usül: 6/33.)

Kişi bu tür günleri kutlayarak, sorduğumuz zaman ümmeti olmakla övündüğü peygamberi değil aksine savaştığı necis kafirleri örnek almış ve benzemiş olur:

Konuyla ilgili Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

De ki, siz gerçekten Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır.” (Al-i İmran 31)

Kim peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.” (Nisa 80)

“….. Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı şiddetlidir.” (Haşr 7)

Şimdi de Rasulullahın hadis-i şeriflerine bir göz atalım:

Abdullah b. Ömer'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kim kendini bir kavme benzetirse, o da onlardandır."
( Ahmed: 2/50-92, 7/142, Ebu Davud Libas: 4031 )

İbni Ebu Şeybe Said b. Cebele vasıtasıyla Rasulullah'tan (s.a.v.) tamamını şöyle rivayet ediyor:

"Kıyamete yakın, eşi ve ortağı olmayan Allah'a ibadet edilinceye kadar kılıçla gönderildim. Rızkım, mızrağımın gölgesinde kılındı. Bana, emrime karşı gelenlerin zelil ve aşağılanması verildi. Kim kendisini bir kavme benzetirse o da onlardandır."
(Buhari, K. el-Cuhad, bab: 88/Ahmed b. HAnhel, Müsned, c. 2, s. 50)


Enes'in (r.a.) yanına iki (boynuzu) kahkülü olan bir genç girdi. Enes kendisine:
"Bu iki saçtan boynuzu (kahkülü) ya kes ya da kısalt, çünkü bu yahudilerin adetidir." dedi.
(Ebu Davud Tereccul: 15.)

Dikkat edilirse buradaki yasaklamanın nedeni, bu davranışların yahudi adeti olarak nitelendirilmiş olmasıdır. Müslümanlara ait olmayan bu davranışlardan sakınmak gerekir.Her ne şekilde olursa olsun, cahiliye bayramları, şenlik, festival ve galalarıyla ilgili olarak herhangi bir fiilin yapılması şiddetle ve kesin bir dille yasaklanmıştır. Buna mutlaka uymak gerekir.

Rasulullah (s.a.v.), görünürdeki işlerinde onlara benzemelerinden korkup endişe duyması sebebiyle, ümmetinin kafirlere muhalefet etmesi konusunda çok titiz davranmıştır. Çünkü bir müslümanın görünürde kafirlere benzemesi, zamanla onlarla uyum sağlamasına, onları sevip dost edinmesine yol açabilir. Nitekim, müslüman olduğunu ileri süren birçok kimse, farkında olmadan böyle bir duruma bulaşmışlar, buna rağmen yaptıkları işi iyi görmüşlerdir.
Huşeym diyor ki:
"Ebu Bişr, Ebu Umeyr b. Enes'ten, o da Ensar'dan bir halasından rivayet etmiştir:


"Rasulullah (s.a.v.), müslümanları namaza nasıl davet edeceği konusuna çok önem gösterdi. (Ashabıyla istişarede bulundu). Kendisine, yahudilerin yaptığı gibi boru çalınmasını teklif ettiler.
Bu, onun hoşuna gitmedi ve:

"O, yahudilere aittir" buyurdu.
Bunun üzerine hristiyanlara ait çanı hatırlattılar
.
"
O da hristiyanlara aittir" diyerek hoş karşılamadığını belirtti."
(
Ebu Davud Salat: 27.)


Rasulullah'a (s.a.v.), yahudilere ait boru ve hristiyanlara ait çan teklif edilince, bunları yahudi ve hıristiyanlara ait semboller olmaları sebebiyle hoş karşılamamıştır. Hükmün hemen ardından işin niteliğinden söz edilmesi, bu şeyin onun illeti olduğunu gösterir. Boru ve çanın yahudi ve hristiyanlara ait olması bunların yasaklanmasını gerektirmiştir. Artık böyle birşey namaz dışında da mutlak anlamda yasaktır. Çünkü hristiyanlar bazen ibadet vakitlerinin dışında da çan çalarlar. Tevhide dayalı hanif dininin asıl şiarı ise ezandır. Ezan ile yapılan davette aynı zamanda Allahu Teala'yı zikir vardır. Bu sayede göklerin kapılan açılır, şeytanlar kaçışmaya başlarlar ve Allah'ın (c.c.) rahmeti iner. Ne yazık ki, bu ümmetten bir çok melik, devlet adamı ve başkaları, yahudi ve hristiyanlara ait bu istenmeyen şiarlara mübtela olmuşlardır.
Fars ve Acem müşrikleriyle, yahudi ve hristiyanlara benzeyiş, onların doğu ülkelerinde işbaşında olan devlet adamlarına karşı ağırlıklarını koymalarından sonra olmuştur. Bütün bunlar bir müslümanın asla kabul etmeyip, muhalefet etmesi gereken şeylerdir. Ne acıdır ki, bu ümmetin çoğu Allah (c.c.) ve Rasulu'nün (s.a.v.) hoşlanmadığı bu şeylere bulaşmışlardır. Kendileriyle cihad edilmesi gereken müşrikler ümmetin başına musallat olunca, İslam beldesinde görülmemesi gereken şeyler gerek müslüman halk arasında, gerekse bir zamanlar İslam diyarı olan ülkelerde işlenir hale gelmiştir. Bu da Rasulullah'ın (s.a.v.) şu ifadelerini doğrulamaktadır:

''Siz, sizden öncekilerin yollarını aynen izleyeceksiniz."
(Buharı İ'tisam: 14, Enbiya: 50, Müslim İlim: 6, İbn Mace Fiten: 17.)

Müslüman olduklarını ileri süren birçok kişi, yahudi ve hristiyanların yolunu izleyerek, cahiliye ehlinin İslam'a uymayan fiillerini yapar hale gelmişlerdir. Oysa onların kendilerini taklit ettikleri bu kimseler, Allah düşmanıdırlar. Allahu Teala, İslam şeriatiyle uzaktan yakından alakaları olmayan bu kimselere benzemeye çalıştıkları için, bunları müslümanların üzerine musallat etmiştir. Bunlar müslümanların başına çorap örmüşler, onları felaketlere ve büyük belalara uğratmışlar, yaşlılarını aşağılamış, acizlere merhamet etmemiş ve zayıfın yanında yer almamışlardır. Dinlerini ifsad etmiş ve ülkelerini harabe durumuna getirmişlerdir. İşte bütün bunlar yüce Allah'ın (c.c.) hikmeti ve bu kimselerin zulüm ve isyanlarının cezası olarak meydana gelmiştir.

Şeyhulislam İbni Teymiyye, bu hadisin isnadının sahih olduğunu belirtmiştir. Bu hadis onlara benzemeyi haram kılmaktadır. Kendisini görünüş olarak kafir ve müşriklere benzetenler, haram işlemiş olmakla birlikte, zahiri anlamda kafir de olmuşlardır.

Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"...Sizden kim onları dost edinirse, oda onlardandır..." (Maide: 51)

Abdullah b. Amr demiştir ki:
"Kim müşriklere ait bir toprakta bulunur (bina yapar), onların nevruzlarına (yılbaşılarına) katılır, onların bayramlarını (festival ve galalarını) kutlar ve ölünceye kadar onlarla birlikte bulunursa, Kıyamet Gününde onlarla birlikte haşrolunur."
(Beyhaki Sunenu'l-Kubra: 9/234.)


Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
"Ey iman edenler! Yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin..." (Maide: 51)

"Allah'ın kendilerine gazabettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler ne de onlardan. Bile bile yalan yere yemin ediyorlar. Allah, onlar için şiddetli bir azap hazırlamıştır. Yapmış oldukları şey ne kötüdür. Yeminlerini kalkan edinmişler ve böylece insanları Allah'ın yolundan saptırmışlardır. Onlar için zelil edici bir azap vardır. Ne malları ne de evlatları, Allah'ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamayacaklardır.Onlar cehennem ehlidirler; orada daimidirler. Allah onların hepsini dirilttiği gün size yemin ettikleri gibi O'na da yemin edecekler ve kendilerine bir yarar sağlayacağını zannedeceklerdir. Haberiniz olsun ki, onlar yalancıdırlar. Şeytan onları hükmü altına almış ve Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte bunlar, şeytanın taraftarlarıdır. Haberiniz olsun ki, hüsrana uğrayacak olanlar şeytanın taraftarlarıdır. Allah'a ve Rasulü'ne karşı gelenler, işte bunlar insanların en alçakları arasındadırlar. Allah "Ben ve peygamberim mutlaka galip geleceğiz" diye yazmıştır. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, güçlüdür. Allah'a ve Ahiret Gününe inanan bir milletin, babaları oğulları, kardeşleri yahutta akrabaları olsalar bile, Allah'a ve Rasulü'ne karşı gelen kimselere sevgi beslediklerini göremezsin. İşte bunlar, Allah'ın kalplerine imanı yazdığı ve, kendinden bir ruh ile kuvvetlendirdiği kimselerdir. Allah onları içinde ebediyyen kalacakları, (ağaçtan) altından ırmaklar akan Cennetlere sokacaktır. Allah onlardan, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte bunlar Allah'ın taraftarı olanlardır. Haberiniz olsun ki, asıl kurtuluşa erenler şüphesiz Allah'ın taraftarlarıdır." (Mucadele: 14-22)


Aişe'den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Rasulullah (s.a.v.), namaz kılarken elleri böğürlerine koymayı mekruh sayarak:
"
Yahudilere benzemeyin." buyurmuştur."
( Buhari el-Amel fi's-Salat: 17, Müslim Mevarid: 47, Ebu Davud Salat: 172, Tirmizi Salat: 164, Nesai iftitah: 12, Darimi Salat: 138, Ahmed: 2/232-290-295-331-339)

Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle dedi:
"Acemlerin rumuzlu sözlerini öğrenmeyin. Bayramlarında müşriklerle birlikte kiliselerine girmeyin. Çünkü Allah'ın gazabı onların üzerine iner."
(
Beyhaki 'Sunenu'l-Kubra: 9/234, Abdurrezzak Musannef: 1609)


Abdullah b. Amr dedi ki:

"Kim Acemlerin ülkesinde kalırda, onların yeni yıllarını ve mihricanlarını (bayram, festival ve galalarını) kutlayarak (bu şekilde) onlara benzer ve bu hal üzereyken ölürse, Kıyamet Gününde onlarla birlikte haşrolunur."

Dikkat edilirse Ömer (r.a.), Acemlerin bazı sözlerini öğrenmeyi ve bayramlarında kiliselerine girmeyi yasaklamıştır. Bu durumda kafir ve müşriklerin dinlerinden kaynaklanan bir takım şeyleri yapanlara ne hüküm verilmelidir?

Onların fiillerini yaparak onlara uyum sağlamak daha büyük bir tehlike değil midir?

Onların bayramlarına ve bir takım festivallerine katılmak ve onlar gibi hareket etmek, bayramlarına sadece seyretmek için gidenlerin durumundan daha büyük bir tehlike değil midir?

Madem ki işledikleri ameller sebebiyle bayramlarında onlara Allah'ın (c.c.) gazabı iniyor, amellerinin tamamında ya da bir kısmında onlara katılmak, onlarla birlikte olmak, kendini bizzat cezanın içine atmak değil midir?

Abdullah b. Amr şöyle diyor:
"
Kim, müşrik ve kafirlerin ülkelerinde kalır, yılbaşılarına, bayramlarına, festival ve galalarına katılır ve onlara benzeyerek ölürse, onlarla birlikte haşrolunur."


Bütün bu hususlar; o kimsenin kafir olduğunu, kişiyi Cehenneme götüren büyük günahlardan birini işlediğini gösterir. Lafzın zahirinden anlaşılan manaya göre, onlarla birlikte hareket, kimi durumlarda günahtır. Çünkü mubah olan bir şey için cezalandırma söz konusu değildir.

Ebi Sa’îd el-Hudri (r.a.)’den Nebi (s.a.v.)’in şöyle dediğini rivayet etti:
Kendinizden öncekileri, karış karış ve adım adım takip edeceksiniz. Onlar bir kertenkele deliğine girseler bile, (takip edeceksiniz).
Dedik ki; “Ya RasulALLAH! (Onlar) yahudiler ve nasraniler midir?”
Dedi ki, Ya kim (olacak)?

(Buhari)


Nebi (s.a.v.) yahudi ve nasranilere tâbi olmayı, onları takip etmeyi, onların günlük hayatlarında onlar gibi davranmayı ve inançlarında, geleneklerinde ve hükümlerinde onları taklit etmeyi yasakladı. Bu ise, Müslümanların onları takip etmekten kaçınmaları için apaçık bir delildir.
Şeri’at bu kaçınmayı, kâfirleri taklit eden herhangi bir kimseyi onlardanmış gibi değerlendirecek derecede vurguladı.
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Her kim bir kavmi taklit ederse, onlardandır.
(Ebu Dâvud ve Ahmed rivayet ettiler.)

Dolayısıyla Müslümanların, kâfirlere ait olan, meselâ nasranilerin doğum günleri , evlilik yıldönümleri , sevgililer günü, anneler-babalar günü, yeni yıl-yılbaşı (Noel) vs. günlerini kutlaması caiz değildir.

Bazı Müslümanların Batılıları taklit etmesinin arkasındaki asıl sebep muhakkak ki, taklit eden kimselerde, taklit ettikleri kimselere karşı bir aşağılık kompleksinin var olmasıdır. Bu aşağılık kompleksinin kaynağı ise; İslam Akidesi’nin, fikirlerinin ve hükümlerinin azametinden ve İslam’ın insanî tatmin, adalet ve saadet anlayışının mükemmelliğinden şuursuz olmalarının ve çürük akideleri ve hayat yolundan kaynaklanan değerlerden ve önemsedikleri kutlamalardan Batı kültürsüzlüğünün fesadını henüz idrak edememiş olmalarının bir sonucu olarak taklitçilerin entelektüel ve psikolojik yenilgisidir.

ALLAH [Subhanehu ve Te’alâ] şöyle buyurdu:
Artık Benden size hidayet geldiğinde, her kim benim hidayetime tâbi olursa, o asla sapıtmaz ve bedbaht olmaz. Her kim de beni zikretmekten (anmaktan) yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacaktır.” [Tâ-Hâ 123-124]

ALLAH'ı razı etmek yerine nefislerini tatmin etmek için bayram kutlarlar bu da islama temelden zıttır.Doğum günü, evlenme yıldönümü kafir adetlerindendir. Kâfirler bu gibi şeylere çok önem verirler. Müslüman olarak onların bu değerlerine muhalefet etmek mecburiyetindeyiz. Bu şeyler onlara benzeme niyetiyle yapılırsa küfürdür. Benzeme niyetiyle yapılmazsa bidat işlenmiş olur. Öyle ki küfüre yakın olduğu için ya haram olur veya harama yakın olur. Fakat bir müslüman kâfirlerin yapmadığı kendine göre bir adet uydurursa bu âdetin devamlı yapılmasında bir şey yok. Misal olarak her salı günü hanımıyla gezinmek, tatlı yemek v.s. ..
Bu amel devamlı yapılsa bile bir şey olmaz. Ama kâfirlerin adetlerinden olan şeyleri yapmak ise böyle değildir. Onlardan mümkün olduğu kadar uzak kalmak gerekir. Benzeme niyetiyle olmasa bile bu amellerden kaçınılmalıdır.
Allah c.c. buyuruyor ki :

"Sonra seni din konusunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin hevalarına (arzularına) uyma" (Câsiye ,18).

Dinlerine uymadıkça Yahudiler ve Hıristiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır…” (Bakara, 120)

Ehli Kitaptan çoğu hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek isterler…” (Bakara, 109)

Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostudurlar. İçinizden kim onları dost tutanlar onlardandır…” (Maide, 51)

İmam Rabbanî de benzer şeyleri kendi zamanındaki Hindistanlı müslüman kadınların yaptıklarını, başka inançlarda olanlar (kafir) gibi belli günlerde, o günlere has hediyelerle hediyeleştiklerini anlatır ve "bütün bunların şirk ve İslam dinini inkâr demek olduğunu" söyledikten sonra şu mealdeki ayeti zikr eder.
(İmam Rabbanî, Mektûbat NI/55 (Mek. 4l))


"Onların çoğu şirk koşmaksızın Allah'a iman etmezler". (Yusuf 106)

Rasulu (sav) şöyle buyurmuştur:
İşlerin en kötüsü sonradan ihdas edilenler / ortaya çıkarılanlardır.” [ Müslim, Cuma, 43.]
Sonradan ihdas edilen her şey bid’attir[ Nesâi, Îdeyn, 22; İbn Mâce, Mukaddime, 7]
Her bidat dalalettir, her dalalet de ateştedir.” [ Müslim, Cuma, 43; Ebu Davud, Sünnet, 6]


Huzeyfe b. el-Yamân'ın rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte: "ALLAH bid'at sahibinin orucunu, namazını, sadakasını, haccını, umresini, cihadını, sarfını (maddi yardımını), şehadetini kabul etmez. O, kılın yağdan çıktığı gibi İslâm'dan çıkar. "
(İbn Mace, Mukaddime, 7/49).
Bu ikaz karşısında müslümanların dikkatli davranacakları ve bid'atın ne olduğunu araştıracakları muhakkaktır. Abdullah b. Abbâs (r.a.)'dan rivâyet edilen bir hadiste şöyle buyrulur:
"ALLAH, bid'at sahibinin amelini, bid'atından vazgeçinceye kadar kabul etmez."
(İbn Mâce, Mukaddime, /50).



Bu da Brezilya usulü doğum günü kutlaması :



Bu da; her gün müslüman çocukları katledilirken kendi(si) çocuğu bir gün daha rahat diye kutlayanlar için

Doğum Günü Kutlamanın Tarihçesi

Günümüz insanlarının her sene kutladıkları doğum günü adeti tarihteki uygulamalarla tam bir tezat oluşturur. Çok eski çağlarda kişiyi ölüm yıldönümü ile anmak adetti. Kadınların ve çocukların bu gibi yıldönümleri ile alakaları yoktu. Zaten kimsenin doğduğu gün bir yere kaydedilmiyordu ki bilinsin.

Önce Mısırlılar sonra da Babilliler hükümdarlık ailesinin erkek çocuklarının doğum günlerini bir yere kaydetmeye ve zamanın takvimine göre kutlamaya başladılar. Adet sonradan diğer soylu sınıfına da yayıldı.

Tarihte kayda geçen ilk doğum günü kutlaması, milattan önce 3000 yıllarında yaşamış bir Mısır firavununa aittir. O zamanlarda doğum günü kutlaması yaşanılan çevrede yapılıyor, eş, dost, hizmetçiler hatta köleler bile kutlamaya katılıyor, günün şerefine tutuklulara af çıkıyor, esirler serbest bırakılıyordu.

Mısır ve Pers medeniyetlerinden Yunanlara geçen doğum günü adetine burada pasta kesme adeti de eklendi. Ay'ın ve avcılığın tanrıçası Artemis için her ayın altıncı günü yeniden doğuşunun şerefine kesilen pastaya Ay ışığını simgeleyen mumların ilavesi de bu devirlerde olmuştur. Yunanlarda da sadece erkeklerin doğum günleri kutlanmış hatta bu kutlamalar kişi öldükten sonra da devam etmiştir.

Daha sonraları Hıristiyanlık öncesi Roma'da ise imparatorların ve önemli devlet adamlarının doğum günleri Senato kararı ile milli bayram ilan edilmiştir. Sezar'ın doğum günü ise tam bir festivale dönüştürülmüştür. Hıristiyanlığın doğuşu ile birlikte tüm doğum günü kutlama adetleri hep birlikte yok olmuşlardır.

İlk Hıristiyanlar, senelerce gördükleri sıkıntı ve zulüm nedeniyle bu dünyanın zalim ve acımasız bir yer olduğuna inanıyorlardı. Bu nedenle de bir insanın dünyaya gelişini kutlamak için bir sebep yoktu. Kullanacaksa ölüm günü kutlanmalıydı.

Bilinenin aksine Hıristiyan azizlerinin doğum günü diye kutlanan yortu günleri aslında onların ölüm yıldönümleridir. Çünkü ilk Hıristiyanlar ölümü, öbür dünyaya geçmek, gerçek hayata doğmak olarak yorumluyorlardı.

Milattan sonra 245 yılında din adamları Hz. İsa'nın doğum gününü kendilerince kesin olarak tespit ettiklerini sandıklarında bile Kilise, bunun Mısır ve putperestlerden gelen bir uygulama olduğunu ileri sürerek, bir firavun gibi doğum günü kutlamanın günah olduğunu açıklamıştı.

Kilise'nin doğum gününe bakış açısı dördüncü yüzyıldan sonra değişmeye başladı. Bu arada Hz. İsa'nın doğum günü tarihi üzerinde 25 Aralık olarak anlaşmaya varılınca, bu günün 'Christmas' (Noel) olarak kullanılmasına başlanıldı.

Doğum günü adetinin, kadınlar ve çocuklar da dahil tüm aile bireylerini kapsayacak şekilde uygulanabilmesi için ise bir 800 yıl daha geçmesi gerekti. Avrupa'da günümüzdeki anlamı ile doğum günü kutlamaları ancak on ikinci yüzyıldan sonra başlamıştır.
 
Moderatörün son düzenlenenleri:

Mu@YMe

Vip Üye
Özel Üye
#2
usulunce ktlamak ve sevdiğimiz değer verdiğimiz kişiyi ALLAH rızası için mutlu etmek
yanlış olmasa gerek
mesela yaşpastalara mum dikerek değilde
kişi için toplanıp hayır dualarımızı söylemek sanırım yanlış olmaz
ve onun niyetine ve ALLAH rızası için yasini şerif okuyabiliriz
buda bir nevi kutlama olabilir
bizlerin geleneklerinde misafiri ağırlamak vardır
" hediyeleşmek sünnettir" hadisinden yola çıkarak kardeşimizi bu şekilde mutlu edip doğum gününü kutlama şansımızda olabilir​
 

*TuanA*

Vip Üye
Özel Üye
#3
Zaten ön planda niyet var niyetimiz doğum günü olanı hatırlamak hediyeleşip sünnet işlemek ölüme biraz daha yaklaştığını hatırlamak ve hatırlatmaksa neden olmasın...:ççk::ççk::ççk:

Sizinde yazdığınız gibi...:ççk:
Efendimiz (s.a.v) bir hadisinde Kim bir topluluğa benzemeye çalışırsa oda onlardandır buyurmuştur çok dikkat etmemiz gerekir...​
 

enes61

KF Ailesinden
Özel Üye
#4
bir istişare yapsak rasulullah s.a.v. sahabeyi kiram veya tabiin veya islam alimleri hiç böyle bir kutlamayı yapmışlarmı cevaz vermişlermi

nekadar hayırlı olarak kutlasakta sonuçta bir batı icadı haliylede bidat olmuyomu
 

Mu@YMe

Vip Üye
Özel Üye
#5
Bir Müslümanın, Hıristiyanların örf ve âdetlerini kabullenmesi, yaşaması, ihya etmesi, uygulaması kötü bir taklitten başka bir şey değildir Başka milletlerin örf ve âdetlerini taklit yolunun açılmasını tasvib etmeyiz

Bununla berâber yapacağınız doğum gününün mubah olması için, haramlardan soyutlamanız şarttır Hangi tür kutlama olursa olsun; içine içki, israf, lüks tüketim, taklitçilik ve gösteriş gibi haram değerler karıştığı nispette mubah olmaktan çıkar, dînen sakıncalı bir hüviyete girer
Aslında doğum günü ile bizim gerçek maksadımız, dünyaya gelişimiz için Allah’a şükretmek değil mi?

O halde güneşin her doğuşunda, hayata doğuşumuzu yeniden hatırlamaya çalışalım Bunu her gün sabahleyin yapalım Hayatımıza ve doğumumuza önem verdiğimize göre, bunun bir zorluğu olmasa gerek

Bu durumda güneşin doğum öncesi ışıkları ufuklarımıza düştüğünde sabah namazını kılmak, aynı zamanda “doğum günü şükrünü edâ etmek” demek olacaktır İbâdet temeline oturan bir kutlama Başka törene gerek var mı?
[ŞAHSEN UYGULAMAK İSTEDİĞİM VE UYGULAMAYI DÜŞÜNDÜĞÜM KISIM BURASI]



kaynak: Osman Ünlü

Bazı kişiler; "Yaş günü, anneler, babalar günü batıdan gelen sapıklıktır" diyorlar Hem de bunu din adına söylüyorlar Önce şunu sormak gerek; batıdan gelen her şeye günah denir mi? Dinimiz sadece sadce kafirlerin ibadetlerini ve haram olan adetlerin yapmayı yasaklar Mubah olan adetlere izin verir Peygamber efendimizin papaz ayakkabısı ve kolları kısa rum cübbesi giydiği mutabber eserlerde bildirilmektedir

İkinci olarak doğum gününe önem vermeyi Hırıstiyanlar, Müslümanlardan öğrenip,almışlardır Mevlid, doğum zamanı demektir Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır Mevlid gecesinde, Peygamber efendimizin doğduğu için sevinenler affedilir bu gece, Peygamber aleyhisselamın doğum zamanlarında görülen halleri, mucizeleri okumak, dinlemek çok sevaptır Kendisi de anlatırdı Eshab-ı kiram da bir yere toplanıp, okurlar ve birbirlerine anlatırlardı

Yaş günü kutlamak ibadet değil adettir Bu adet Hıristiyanlardan gelmiş olsa bile, ibadet olmadığı için bir Müslümanın, doğum günü, evlilik yıldönümü, anneler, babalar günü gibi günler tertip etmesinde, yılbaşılarında tebrik kartı yazmasında mahzur yoktur Günah olmayan böyle adetleri taklit etmek caiz olur Ancak yaş gününde mum dikmek gibi faydası olmayan adetleri yapmak uygun olmaz

Peygamber efendimiz, uzun entari giymiş, şalvar ve pantalon giymemiştir Şalvar giymek adette bidattir Adette bidat olan şeyi yapmak günah değildir Uçağa binmek de adette bidattır, günah değildir Bunun için adet olan yerlerde kafirlerden gelmiş olsa bile, kadınların çarşaf ve erkeklerin pantalon giymeleri günah olmaz Peygamber efendimiz, bazen Rum, bazen Arap elbisesi giyerdi

Hakimin naklettiği "Bir kavme benzeyen onlardandır" hadis-i şerifindeki benzemek, ibadetlerde benzemektir Kılık kıyafetle ilgili şeyler adettir Çirkin olmayan adetlerde kafirlere benzemek günh olmaz İbadetlerde kafirlere benzemek bazı yerlerde mekruh, bazı yerlerde haram, bazı yerlerde küfür olur Mesela haç takan kafir olur Fakat kafir gömleği giymek, saç uzatmak günah olmaz Çünkü bunlar adettir




diğer bir kaynak Ahmet şahin hocamız

İnsanlar bir araya gelince helal olan şeyleri yiyor, helal olan şekliyle sohbet ediyor, hayattan bir yaprağın daha koptuğunu, ömürden bir yılın daha gittiğini düşünüyor, faydalı sohbetler yapıyor Günah olmayan şekilde eğleniyorlarsa elbette böyle evlilik yıldönümü veya doğum günü kutlamalarında haram olmaz Hiçbir sakınca söz konusu hale gelmez Şayet bu vesile ile haramlar işleniyor, günahlara maruz kalınıyor, çok israflı eğlence ve yeme içmelerle kötü örnek olunuyorsa; günahlık, günden değil, günde işlenen hatalardan meydana gelmektedir


bir kaynak daha Mehmet Talu

Gerek evliliğin yıldönümü gerekse doğum yıldönümü münesebetiyle tertiplenen merasim ve toplatıların kendisi günah olmaz Günah, bu toplantılardaki tutumlardan meydana gelebilir
 

İlim Talebesi

KF Ailesinden
Özel Üye
#6
durum enesin dediği gibi doğum günü kutlamak çok doğru olmasa gerek ve batı adetidir zaten ...fakat kişi o gün Allaha şükür için oruç tutar , zikir çeker o ayrı

ama kimse öyle yapmıyor , mumlar , pastalar hatta müzikler

elden de birşey gelmiyor , çocukların sevincini filan görünce bişey diyemiyosun bu sefer hevesleri gider diye korkuyosun

çok vahim bi durum