Konu içeriği: Nur Talebesi Olmak BİRİNCİ NOKTA: Mühim ve müdhiş bir sual: Neden ehl-i dünya ehl-i gaflet hatta ehl-i dalâlet ve ehl-i nifak rekabetsiz ittifak ettikleri halde; ehl-i
BİRİNCİ NOKTA:
Mühim ve müdhiş bir sual: Neden ehl-i dünyaehl-i gaflet
hatta ehl-i dalâlet ve ehl-i nifak rekabetsiz ittifak ettikleri halde; ehl-i hak ve ehl-i vifak olan ashab-ı diyânet ve ehl-i ilim ve ehl-i tarikat
neden rekabetli ihtilâf ediyorlar? İttifak ehl-i vifâkın hakkı iken ve hilâf ehl-i nifâkın lâzımı iken
neden bu hak oraya geçti ve şu haksızlık şuraya geldi?
Elcevap: Bu elîm ve fecî ve ehl-i hamiyeti ağlattıracak hâdise-i müdhişenin pek çok esbâbındanyedi sebebini beyan edeceğiz.
BİRİNCİSİ: Ehl-i hakkın ihtilâfı hakikatsızlıktan gelmediği gibiehl-i gafletin ittifakı dahi hakikatdarlıktan değildir... Belki ehl-i dünyanın ve ehl-i siyasetin ve ehl-i mekteb gibi hayat-ı içtimaiyenin tabakatına dair birer muayyen vazife ile ve has bir hizmet ile meşgul taifelerin
cemaatlerin ve cem'iyetlerin vazifeleri taayyün edip ayrılmış. Ve o vezaif mukabilindeki alacakları maişet noktasındaki maddî ücret ve hubb-u câh ve şan ü şeref noktasında teveccüh-ü nâsdan alacakları (Hâşiye) mânevî ücret taayyün etmiş
ayrılmış. Müzahâme ve münakaşayı ve rekabeti intac edecek derecede bir iştirak yok. Onun için
bunlar ne kadar fena bir meslekte de gitseler
birbiriyle ittifak edebilirler. Amma ehl-i din ve ashab-ı ilim ve erbab-ı tarikat ise
bunların herbirisinin vazifesi umuma baktığı gibi
muaccel ücretleri de teayyün ve tahassus etmediği.. ve herbirinin makam-ı içtimaîde ve teveccüh-ü nâsda ve hüsn-ü kabuldeki hissesi tahassus etmiyor. Bir makama çoklar namzed olur. Maddî ve mânevî herbir ücrete çok eller uzanabilir. O noktadan müzâhame ve rekabet tevellüd edip; vifâkı nifâka
ittifakı ihtilâfa tebdil eder.
_____________________________
Tenbih: Bu mübârek Isparta'nın medâr-ı şükran bir hüsn-ü tâli'idir kiondaki ehl-i takva ve ehl-i tarîkat ve ehl-i ilmin -sair yerlere nisbeten- rekabetkârâne ihtilâfları görünmüyor. Gerçi lâzım olan hakiki muhabbet ve ittifak yoksa da
zararlı muhâlefet ve rekabet de başka yerlere nisbeten yoktur.
İşte bu müdhiş marazın merhemiilâcı ihlâstır. Yâni hakperestliği nefisperestliğe tercih etmekle ve hakkın hatırı
nefsin ve enâniyetin hatırına galib gelmekle اِنْاَجْرِىَاِلاَّعَلَىال لّهِ sırrına mazhar olup.. nâsdan gelen maddî ve mânevî ücretten istiğnâ etmekle (Hâşiye) وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلاَّ الْبَلاَغُsırrına mazhar olup.. hüsn-ü kabul ve hüsn-ü te'sir ve teveccüh-ü nâsı kazanmak noktalarının Cenab-ı Hakk'ın vazifesi ve ihsanı olduğunu ve kendi vazifesi olan tebliğde dahil olmadığını ve lâzım da olmadığını ve onunla mükellef olmadığını bilmekle ihlâsa muvaffak olur. Yoksa ihlâsı kaçırır.
______________________________ _
(Hâşiye): İhtar: Teveccüh-ü nâs istenilmezbelki verilir. Verilse de onunla hoşlanılmaz. Hoşlansa ihlâsı kaybeder
riyaya girer. Şan ü şeref arzusiyle teveccüh-ü nâs ise; ücret ve mükâfat değil
belki ihlâssızlık yüzünden gelen bir itab ve bir mücazattır. Evet amel-i salihin hayatı olan ihlâsın zararına teveccüh-ü nâs ve şan ü şeref
kabir kapısına kadar muvakkat olan bir lezzet-i cüz'iyeye mukabil
kabrin öbür tarafında azâb-ı kabir gibi nâhoş bir şekil aldığından; teveccüh-ü nâsı arzu etmek değil
belki ondan ürkmek ve kaçmak lâzımdır. Şöhretperestlerin ve şan ü şeref peşinde koşanların kulakları çınlasın.(Hâşiye): Sahabelerin senâ-i Kur'aniyeye mazhar olan "îsar" hasletini kendine rehber etmek. Yâni: Hediye ve sadakanın kabulünde başkasını kendine tercih etmek ve hizmet-i diniyenin mukabilinde gelen menfaat-ı maddiyeyi istemeden ve kalben talep etmeden
sırf bir ihsân-ı İlâhî bilerek
nâsdan minnet almıyarak ve hizmet-i diniyenin mukabilinde de almamaktır. Çünki: Hizmet-i diniyenin mukabilinde dünyada bir şey istenilmemeli ki
ihlâs kaçmasın. Çendan hakları var ki
ümmet onların maişetlerini temin etsin. Hem zekâta da müstehaktırlar. Fakat bu istenilmez
belki verilir. Verildiği vakitte
hizmetimin ücretidir denilmez. Mümkün olduğu kadar kanaatkârâne başka ehil ve daha müstehak olanların nefsini kendi nefsine tercih etmek
وَيُؤْثِرُونَعَلَىاََنْفُسِهِم ْوَلَوْكَانَبِهِمْخَصَاصَ ةٌ sırrına mazhariyetle
bu müdhiş tehlikeden kurtulup ihlâsı kazanabilir...
İKİNCİ SEBEB: Ehl-i dalâletin zilletindendir ittifakları... Ehl-i hidayetin izzetindendir ihtilâfları. Yâni ehl-i gaflet olan ehl-i dünya ve ehl-i dalâlethak ve hakikata istinad etmedikleri için zaif ve zelildirler. Tezellül için
kuvvet almaya muhtaçtırlar. Bu ihtiyaçtan
başkasının muavenet ve ittifakına samimî yapışırlar. Hatta meslekleri dalâlet ise de
yine ittifakı muhafaza ederler. Âdeta o haksızlıkta bir hakperestlik
o dalâlette bir ihlâs
o dinsizlikte dinsizdârane bir taassub ve o nifakta bir vifak yaparlar
muvaffak olurlar. Çünki samimî bir ihlâs
şerde dahi olsa neticesiz kalmaz. Evet ihlâs ile kim ne isterse Allah verir. (Haşiye-1)
Amma ehl-i hidayet ve diyânet; ve ehl-i ilim ve tarîkathak ve hakikata istinad ettikleri için ve herbiri bizzat tarik-ı hakta yalnız Rabbisini düşünüp
tevfikıne itimad ederek gittiklerinden
manen o meslekten gelen izzetleri var. Zaaf hissettiği vakit; insanların yerine Rabbisine müracaat eder
meded ondan ister. Meşreblerin ihtilâfıyla
zâhir meşrebine muhalif olana karşı muavenet ihtiyacını tam hissetmiyor... İttifaka ihtiyacını göremiyor. Belki hodgâmlık ve enaniyet varsa
kendini haklı ve muhalifini haksız tevehhüm ederek; ittifak ve muhabbet yerine
ihtilâf ve rekabet ortaya girer. İhlâsı kaçırır
vazifesi zîr ü zeber olur.
İşte bu müdhiş sebebin verdiği vahîm neticeleri görmemenin yegâne çaresi"dokuz emirdir."
1 - Müsbet hareket etmektir ki; yâni: Kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adâveti ve başkalarının tenkisionun fikrine ve ilmine müdahâle etmesin; onlarla meşgul olmasın.
2 - Belki daire-i İslâmiyet içinde hangi meşrebde olursa olsunmedâr-ı muhabbet ve uhuvvet ve ittifak olacak çok râbıta-i vahdet bulunduğunu düşünüp ittifak ederek...
3 - Ve haklı her meslek sahibininbaşkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı ise: "Mesleğim haktır
yahud daha güzeldir." diyebilir. Yoksa başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini îmâ eden
"Hak yalnız benim mesleğimdir." veyahût "Güzel benim meşrebimdir." diyemez olan insaf düsturunu rehber etmek.
______________________________ ______
(Hâşiye-1): Evetمَنْ طَلَبَ وَ جَدَّ وَجَدَ bir düstur-u hakikattır. Külliyeti geniş ve genişliği mesleğimize de şamil olabilir.
4 - Ve ehl-i hakla ittifakTevfik-ı İlâhînin bir sebebi ve diyanetteki izzetin bir medârı olduğunu düşünmekle...
5 - Hem ehl-i dalâlet ve haksızlık -tesanüd sebebiyle- cemaat sûretindeki kuvvetli bir şahs-ı mânevînin dehasiyle hücumu zamanında; o şahs-ı mânevîye karşıen kuvvetli ferdî olan mukavemetin mağlup düştüğünü anlayıp ehl-i hak tarafındaki ittifak ile bir şahs-ı mânevî çıkarıp o müdhiş şahs-ı mânevî-i dalâlete karşı
hakkaniyeti muhafaza ettirmek.
6 - Ve hakkıbâtılın savletinden kurtarmak için...
7 - Nefsini ve enaniyetini...
8 - Ve yanlış düşündüğü izzetini...
9 - Ve ehemmiyetsiz rekabetkârane hissiyatını terketmekle ihlâsı kazanırvazifesini hakkiyle ifa eder. (Hâşiye)
ÜÇÜNCÜ SEBEB: Ehl-i hakkın ihtilâfıhimmetsizlikten ve aşağılıktan ve ehl-i dalâletin ittifakı
uluvv-ü himmetten değildir. Belki ehl-i hidayetin ihtilâfı
uluvv-ü himmetin sû-i istîmâlinden ve ehl-i dalâletin ittifakı
himmetsizlikten gelen zaaf ve aczdendir. Ehl-i hidayeti
uluvv-ü himmetten sû-i istîmâle ve dolayısiyle ihtilâfa ve rekabete sevkeden
âhiret nokta-i nazarında bir haslet-i memdûha sayılan hırs-ı sevab ve vazife-i uhreviyede kanaatsızlık cihetinden ileri geliyor. Yâni: "Bu sevabı ben kazanayım
bu insanları ben irşad edeyim
benim sözümü dinlesinler." diye
karşısındaki hakikî kardeşi ve cidden muhabbet ve muavenetine ve uhuvvetine ve yardımına muhtaç bir zata karşı rekabetkârâne vaziyet alır. "Şâkirdlerim ne için onun yanına gidiyorlar?.. Ne için onun kadar şâkirdlerim bulunmuyor." diye
enâniyeti oradan fırsat bulup
mezmum bir haslet olan hubb-u câha temayül ettirir
ihlâsı kaçırır
riya kapısını açar.
İşte bu hatanın ve bu yaranın ve bu müdhiş maraz-ı ruhânînin ilâcı şudur ki: Cenab-ı Hakk'ın rızası ihlâs ile kazanılır. Kesret-i etba' ile ve fazla muvaffakıyet ile değildir. Çünki onlar Vazife-i İlâhiyyeye ait olduğu için istenilmez; belki bâzen verilir. Evet bazen bir tek kelime
______________________________ ____
(Hâşiye): Hatta Hadîs-i Sahîhleâhir zamanda Îsevîlerin hakiki dindarları ehl-i Kur'an ile ittifak edip
müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi; şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat
değil yalnız dindaşı
meslekdaşı
kardeşi olanlarla samimî ittifak etmek
belki Hristiyanların hakikî dindar ruhanîleri ile dahi
medâr-ı ihtilâf noktaları muvakkaten medâr-ı münakaşa ve niza' etmiyerek müşterek düşmanları olan mütecâviz dinsizlere karşı ittifaka muhtaçdırlar...
sebeb-i necat ve medâr-ı rıza olur. Kemmiyetin ehemmiyeti o kadar medâr-ı nazar olmamalı. Çünki bâzen bir tek adamın irşadıbin adamın irşadı kadar Rıza-i İlâhîye medâr olur. Hem ihlâs ve hakperestlik ise
Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine taraftar olmaktır. Yoksa
"Benden ders alıp sevab kazandırsınlar." düşüncesi
nefsin ve enâniyetin bir hilesidir.
Ey sevaba hırslı ve a'mâl-i uhreviyeye kanaatsız insan! Bâzı Peygamberler gelmişler kimahdud birkaç kişiden başka ittiba edenler olmadığı halde
yine o peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner
kesret-i etba' ile değildir. Belki hüner
Rıza-yı İlâhîyi kazanmakladır. Sen neci oluyorsun ki
böyle hırs ile "Herkes beni dinlesin." diye vazifeni unutup
vazife-i İlâhiyeye karışıyorsun? Kabul ettirmek
senin etrafına halkı toplamak Cenab-ı Hakk'ın vazifesidir. Vazifeni yap
Allah'ın vazifesine karışma. Hem hak ve hakikatı dinleyen ve söyleyene sevab kazandıranlar
yalnız insanlar değildir. Cenab-ı Hakk'ın zîşuur mahlukları ve ruhanîleri ve melâikeleri kâinatı doldurmuş
her tarafı şenlendirmişler. Madem çok sevab istersin
ihlâsı esas tut ve yalnız Rıza-yı İlâhîyi düşün. Tâ ki senin ağzından çıkan mübarek kelimelerin havadaki efradları; ihlâs ile ve niyet-i sadıka ile hayatlansın
canlansın
hadsiz zîşuurun kulaklarına gidip onları nurlandırsın
sana da sevab kazandırsın. Çünki
meselâ: Sen "Elhamdülillâh" dedin; bu kelâm
milyonlarla büyük küçük "Elhamdülillâh" kelimeleri
havada izn-i İlâhî ile yazılır. Nakkaş-ı Hakîm abes ve israf yapmadığı için
o kesretli mübarek kelimeleri dinliyecek kadar hadsiz kulakları halketmiş. Eğer ihlâs ile
niyet-i sadıka ile o havadaki kelimeler hayatlansalar
lezzetli birer meyve gibi ruhanîlerin kulaklarına girer. Eğer Rıza-yı İlâhî ve ihlâs o havadaki kelimelere hayat vermezse
dinlenilmez; sevab da yalnız ağızdaki kelimeye münhasır kalır. Seslerinin ziyade güzel olmadığından
dinliyenlerin azlığından sıkılan hâfızların kulakları çınlasın!..
DÖRDÜNCÜ SEBEB: Ehl-i hidayetin rekabetkârane ihtilâfıâkıbeti düşünmemekten ve kasr-ı nazardan olmadığı gibi; ehl-i dalâletin samîmâne ittifakları
âkıbet-endişlikten ve yüksek nazardan değildir. Belki ehl-i hidayet; hak ve hakikatın te'siriyle
nefsin kör hissiyatına kapılmayarak; kalbin ve aklın dûr-endişane temayülâtına tâbî olmakla beraber
istikameti ve ihlâsı muhafaza edemediklerinden
o yüksek makamı muhafaza edemeyip ihtilâfa düşüyorlar. Ehl-i dalâlet ise: Nefsin ve hevânın te'siriyle
kör ve âkıbeti görmiyen ve bir dirhem hazır lezzeti bir batman ilerideki lezzete tercih eden hissiyatın mukteziyatiyle
birbirine samimi olarak
muaccel bir menfaat ve hazır bir lezzet için şiddetli ittifak ediyorlar. Evet dünyevî ve hazır lezzet ve menfaat etrafında aşağı
kalbsiz nefisperestler samimî ittifak ve ittihad ediyorlar. Ehl-i hidayet
âhirete ait ve ileriye müteallik semerat-ı uhreviyeye ve kemalâta
kalb ve aklın yüksek düsturlariyle müteveccih oldukları için
esaslı bir istikamet ve tam bir ihlâs ve gâyet fedakârane bir ittihad ve ittifak olabilirken; enâniyetten tecerrüd edemedikleri için
ifrat ve tefrit yüzünden
ulvî bir menba-ı kuvvet olan ittifakı kaybedip
ihlâs da kırılır... Ve vazife-i uhreviye de zedelenir... Kolayca Rıza-yı İlâhî de elde edilmez.
Bu mühim marazın merhemi ve ilâcı: "Elhubb-u fillâh" sırriyletarîk-ı hakta gidenlere refakatla iftihar etmek ve arkalarından gitmek; ve imamlık şerefini onlara bırakmak; ve o Hak yolunda kim olursa olsun kendinden daha iyi olduğunun ihtimaliyle enâniyetinden vazgeçip ihlâsı kazanmak ve ihlâs ile bir dirhem amel
ihlâssız batmanlar ile amellere râcih olduğunu bilmekle ve tâbiiyeti dahi sebeb-i mes'uliyet ve hatarlı olan metbûiyete tercih etmekle o marazdan kurtulur ve ihlâsı kazanır.. vazife-i uhreviyesini hakkiyle yapabilir.
BEŞİNCİ SEBEB: Ehl-i hidayetin ihtilâfı ve adem-i ittifakı zaaflarından olmadığı gibi; ehl-i dalâletin kuvvetli ittifakı da kuvvetlerinden değildir. Belki ehl-i hidayetin ittifaksızlığıîmân-ı kâmilden gelen nokta-i istinad ve nokta-i istinaddan neş'et eden kuvvetten ileri geldiği gibi; ehl-i gaflet ve ehl-i dalâletin ittifakları
kalben nokta-i istinad bulmadıkları itibariyle zaaf ve aczlerinden ileri gelmiştir. Çünki: Zaifler ittifaka muhtaç oldukları için
kuvvetli ittifak ederler. Kavîler ihtiyacı tam hissetmediklerinden
ittifakları zaîftir. Arslanlar
tilkiler gibi ittifaka muhtaç olmadıkları için ferdî yaşıyorlar. Yabanî keçiler
kurdlardan muhafaza için
bir sürü teşkil ederler. Demek zaiflerin cem'iyeti ve şahs-ı mânevîsi kavî olduğu gibi
(Hâşiye) kavîlerin cem'iyeti ve şahs-ı mânevîsi ise zaiftir. Bu sırra bir işaret-i lâtife ve zarif bir nükte-i Kur'aniyedir ki ferman etmiş: وَقَالَنِسْوَةٌفِىالْمَدِ ينَةِ Müenneslerin cemaatine
iki katlı müennes olduğu halde
müzekker fiili olan قَالَ buyurması; hem قَالَتِاْلاَعْرَابُ buyurmakla müzekkerlerin cemaatine
müennes fiili olan قَالَتِ tâbîriyle
lâtifane işaret ediyor ki: Zaif ve halim ve yumuşak kadınların cem'iyeti kuvvetleşir
sertlik ve şiddet kesbedip bir nevi recûliyet kazanır. Müzekker fiilini iktizâ ettiğinden وَ قَالَ نِسْوَةٌ tabîriyle
gâyet güzel düşmüş. Kavî erkekler ise
hususan bedevi a'râb olsa; kuvvetlerine güvendikleri için cem'iyetleri zaif olup hem ihtiyatkârlık
hem yumuşaklık vaziyetini aldığından
bir nevi kadınlık hasiyeti takındıkları için
müennes fiilini iktiza ettiğinden قَالَتِاْلاَعْرَابُ müennes fiiliyle tâbîri tam yerindedir. Evet ehl-i hak gâyet kuvvetli bir nokta-i istinad olan Îmân-ı Billâhdan gelen tevekkül ve teslim ile
başkalara arz-ı ihtiyaç edip
muavenet ve yardımlarını istemez. İstese de gâyet fedakârane yapışmaz. Ehl-i dünya
dünya işlerinde hakikî nokta-i istinadlarından gaflet ettiklerinden
zaaf ve acze düşüp
şiddetli bir surette yardımcılara ihtiyacını hisseder; samîmâne
belki fedakârane ittifak ederler.
______________________________ ______
(Hâşiye): Avrupa komiteleri içinde en şiddetlisi ve en te'sirlisi ve bir cihette en kuvvetlisicins-i lâtif ve zaîf ve nâzik olan kadınların Amerika'daki Hukuk ve Hürriyet-i Nisvan Komitesi olduğu... Hem milletler içinde az ve zaif olan Ermenilerin komitesi
gösterdikleri kuvvetli fedakârane vaziyetle bu müddeâmızı te'yid ediyor.
İşte ehl-i hakittifaktaki hak kuvvetini düşünmediklerinden ve aramadıklarından
haksız ve muzır bir netice olan ihtilâfa düşerler. Haksız ehl-i dalâlet ise; ittifaktaki kuvveti
aczleri vasıtasiyle hissettiklerinden
gâyet mühim bir vesile-i makasıd olan ittifakı elde etmişler.
İşte ehl-i hakkın bu haksız ihtilâf marazının merhemi ve ilâcı: وَلاَ تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ Âyetindeki şiddetli nehy-i İlahîوَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى Âyetinde hayat-ı içtimaiyece gâyet hikmetli emr-i İlahîyi düstur-u hareket etmek. Ve ihtilâfın İslâmiyete ne derece zararlı olduğunu ve ehl-i dalâletin ehl-i hakka galebesini ne derece teshil ettiğini düşünüp
kemal-i zaaf ve acz ile
o ehl-i hakkın kafilesine fedakârane
samîmane iltihak etmektir; şahsiyetini unutmakla riya ve tasannudan kurtulup
ihlâsı elde etmektir...
ALTINCI SEBEB: Ehl-i hakkın ihtilâfı nâmerdliklerindenhimmetsizliklerinden
hamiyetsizliklerinden olmadığı gibi; gafletli ehl-i dünyanın ve ehl-i dalâletin
hayat-ı dünyeviyeye ait işlerde samîmane ittifakları dahi merdlikten
hamiyetten
himmetten değildir. Belki
ehl-i hakkın ekseriyetle âhirete ait olan faideleri düşünmekle
o ehemmiyetli ve kesretli mes'elelere hamiyeti
himmeti
merdliği inkısam eder. Hakikî sermaye olan vaktini bir mes'eleye sarfetmediği için
meslekdaşlariyle ittifakı muhkemleşmiyor. Çünki mes'eleler çok
daire dahi geniştir. Gafletli ehl-i dünya ise
yalnız hayat-ı dünyeviyeyi düşündüklerinden
bütün hissiyatiyle ve ruh u kalbiyle şiddetli bir surette hayat-ı dünyeviyeye ait mes'elelere sarılır. Ve o mes'elede ona yardım edene kuvvetli yapışır. Ve hakikat nokta-i nazarında beş paraya değmeyen ve ehl-i hak ona on para kıymet vermiyen mes'elelere
divane olmuş elmasçı bir yahudinin beş paralık cam parçasına beş lira fiat verdiği gibi
beşyüz lira kıymetindeki vaktini o mes'eleye hasreder. Elbette bu kadar fiat verip ve şiddetli hissiyat ile sarılmak
bâtıl yolunda dahi olsa samimî bir ihlâs olduğundan
o mes'elede muvaffak olur ve ehl-i hakka galebe eder. Bu galebe neticesinde ehl-i hak zillete ve mahkûmiyete ve tasannua ve riyaya düşüp
ihlâsı kaybeder. O nâmerd
himmetsiz
hamiyetsiz bir kısım ehl-i dünyaya dalkavukluk etmeğe mecbur olur.
Ey ehl-i hak! Ey hakperest ehl-i şeriat ve ehl-i hakikat ve ehl-i tarîkat! Bu müdhiş maraz-ı ihtilâfa karşı birbirinizin kusurunu görmeyerekyekdiğerinizin ayıbına karşı gözünüzü yumunuz! وَاِذَا مَرّوُا بِاللَّغْوِ مَرّوُا كِرَامًا edeb-i Furkanî ile edebleniniz! Ve hâricî düşmanın hücumunda dâhilî münâkaşatı terketmek ve ehl-i hakkı sukuttan ve zilletten kurtarmayı en birinci ve en mühim bir vazife-i uhreviye telâkki edip
yüzer Âyât ve Ehâdis-i Nebeviyenin şiddetle emrettikleri uhuvvet
muhabbet ve teavünü yapıp; bütün hissiyatınızla ehl-i dünyadan daha şiddetli bir surette meslekdaşlarınızla ve dindaşlarınızla ittifak ediniz.. yâni
ihtilâfa düşmeyiniz. Böyle küçük mes'eleler için kıymetdar vaktimi sarfetmekten ise
o çok kıymetli vaktimi zikir ve fikir gibi kıymetdar şeylere sarfedeceğim deyip çekilerek
ittifakı zaîfleştirmeyiniz. Çünki bu mânevî cihadda küçük mes'ele zannettiğiniz
çok büyük olabilir. Bir neferin
bir saatte mühim ve hususî şerait dahilindeki nöbeti bir sene ibadet hükmüne bazen geçmesi gibi; bu ehl-i hakkın mağlubiyeti zamanında
mânevî mücâhede mesailinde
küçük bir mes'eleye sarfolunan senin kıymetdar bir günün
o neferin o saati gibi bin derece kıymet alabilir
bir günün bin gün olabilir. Madem livechillâhtır; o işin küçüğüne büyüğüne
kıymetli ve kıymetsizliğine bakılmaz. İhlâs ve Rıza-yı İlâhî yolunda zerre
yıldız gibi olur. Vesîlenin mâhiyetine bakılmaz
neticesine bakılır. Mâdem neticesi Rıza-yı İlâhîdir ve mâyesi ihlâstır; o küçük değildir
büyüktür.
YEDİNCİ SEBEB: Ehl-i hak ve hakikatın ihtilâf ve rekabetlerikıskançlıktan ve hırs-ı dünyadan gelmediği gibi; ehl-i dünyanın ve ehl-i gafletin ittifakları dahi
civanmerdlikten ve uluvv-ü cenabtan değildir. Belki ehl-i hakikat
hakikattan gelen uluvv-ü cenab ve uluvv-ü himmet ve tarîk-ı hakda memduh olan müsabakayı tam muhafaza edemediklerinden ve nâehillerin girmesi yüzünden bir derece sû-i istimâl ettiklerinden; rekabetkârane ihtilâfa düşüp hem kendine
hem cemaat-ı İslâmiyeye ehemmiyetli zarar olmuş. Ehl-i gaflet ve ehl-i dalâlet ise
meftun oldukları menfaatlerini kaçırmamak ve menfaat için perestiş ettikleri reislerini ve arkadaşlarını küstürmemek için
zilletlerinden ve nâmerdliklerinden
hamiyetsizliklerinden; mutlak arkadaşlariyle
hatta denî ve hâin ve muzır olsalar dahi
hâlisâne ittihad.. hem menfaat etrafında toplanan ne şekilde olursa olsun şerikleriyle samîmane ittifak ederler. Samimiyet neticesi olarak istifade ederler.
İşte ey musîbetzede ve ihtilâfa düşmüş ehl-i hak ve eshâb-ı hakîkat! Bu musîbet zamanında ihlâsı kaçırdığınızdan ve Rıza-yı İlâhîyi münhasıran gaye-i maksad yapmadığınızdanehl-i hakkın bu zillet ve mağlubiyetine sebebiyet verdiniz. Umûr-u dîniye ve uhreviyede rekabet
gıbta
hased ve kıskançlık olmamalı. Ve hakikat nokta-i nazarında olamaz. Çünki kıskançlık ve hasedin sebebi; bir tek şeye çok eller uzanmasından ve bir tek makama çok gözler dikilmesinden ve bir tek ekmeği çok mîdeler istemesinden müzâhame
münakaşa
müsâbaka sebebiyle gıbtaya
sonra kıskançlığa düşerler. Dünyada bir şey-i vâhide çoklar tâlip olduğundan ve dünya dar ve muvakkat olması sebebiyle insanın hadsiz arzularını tatmin edemediği için
rekabete düşüyorlar. Fakat
âhirette tek bir adama beşyüz sene (Hâşiye) mesafelik bir Cennet ihsan edilmesi.. ve yetmiş bin kasır ve huriler verilmesi.. ve ehl-i Cennet'ten herkes kendi hissesinden kemal-i rıza ile memnun olması işaretiyle gösteriliyor ki
âhirette medâr-ı rekabet birşey yoktur ve rekabet de olamaz. Öyle ise
âhirete ait olan a’mâl-i sâlihada dahi rekabet olamaz; kıskançlık yeri değildir. Kıskançlık eden ya riyakârdır
a'mâl-i sâliha suretiyle dünyevî neticeleri arıyor.. veyahud sâdık câhildir ki
a'mâl-i sâliha nereye baktığını bilmiyor ve a’mâl-i sâlihanın ruhu
esası ihlâs olduğunu derketmiyor. Rekabet suretiyle Evliyaullaha karşı bir nevi adâvet taşımakla
vüs'at-ı Rahmet-i İlâhiyyeyi ittiham ediyor. Bu hakikatı te'yid eden bir vâkıa:
Eski arkadaşlarımızdan bir adamınbir adama karşı adâveti vardı. O adamın yanında senakârane onun düşmanı amel-i sâlihle
hatta velâyetle tavsif edildi. O adam kıskanmadı
sıkılmadı. Sonra birisi dedi: "Senin o düşmanın cesurdur
kuvvetlidir." Baktık ki o adamda şiddetli bir kıskançlık ve bir rekabet damarı uyandı. Ona dedik: "Velâyet ve salâhat hadsiz bir hayat-ı ebediyenin pırlantası gibi bir kuvvet ve bir yüksekliktir. Sen buna bu cihette kıskanmadın. Dünyevî kuvvet öküzde ve cesaret canavarda dahi bulunmakla beraber
velâyet ve salâhata nisbeten; bir âdi cam parçasının elmasa nisbeti gibidir." O adam dedi ki: "Bir noktaya
bir makama ikimiz bu dünyada gözümüzü dikmişiz. Oraya çıkmak için basamaklarımız da kuvvet ve cesaret gibi şeylerdir. Onun için kıskandım. Âhiret makâmatı hadsizdir. O burada benim düşmanım iken
orada benim samimi ve sevgili kardeşim olabilir."
______________________________ _
(Hâşiye): Mühim bir taraftan ehemmiyetli bir sual: Rivayette gelmiş ki; Cennet'te bir adama beşyüz senelik bir Cennet verilir. Bu hakikat akl-ı dünyevînin havsalasında nasıl yerleşir?
Elcevap: Nasılki bu dünyada herkesin dünya kadar hususî ve muvakkat bir dünyası var. Ve o dünyanın direği onun hayatıdır. Ve zâhirî ve bâtınî duygulariyle o dünyasından istifade eder. Güneş bir lâmbamyıldızlar mumlarımdır der. Başka mahlûkat ve zîruhlar bulunmaları
o adamın mâlikiyetine mani olmadıkları gibi
bilâkis onun hususî dünyasını şenlendiriyorlar
zîynetlendiriyorlar. Aynen öyle de
fakat binler derece yüksek
herbir mü'min için binler kasır ve hurileri ihtivâ eden has bahçesinden başka
umumî Cennet'ten beşyüz sene genişliğinde birer hususî Cennet'i vardır. Derecesi nisbetinde inkişaf eden hissiyatiyle
duygulariyle Cennet'e ve ebediyete lâyık bir surette istifade eder. Başkaların iştiraki onun mâlikiyetine ve istifadesine noksan vermedikleri gibi
kuvvet verirler. Ve hususî ve geniş Cennetini zîynetlendiriyorlar. Evet
bu dünyada bir adam
bir saatlik bir bahçeden ve bir günlük bir seyrangâhtan ve bir aylık bir memleketten ve bir senelik bir mesiregâhta seyahatından; ağziyle
kulağiyle
gözüyle
zevkiyle
zaikasiyle
sair duygulariyle istifade ettiği gibi; aynen öyle de
fakat bir saatlik bir bahçeden ancak istifade eden bu fâni memleketteki kuvve-i şâmme ve kuvve-i zâika
o bâkî memlekette bir senelik bahçeden aynı istifadeyi eder. Ve burada bir senelik mesiregâhtan ancak istifade edebilen bir kuvve-i bâsıra ve kuvve-i sâmia orada beşyüz senelik mesiregâhındaki seyahattan; o haşmetli
baştan başa zîynetli memlekete lâyık bir tarzda istifade eder. Her mü'min derecesine ve dünyada kazandığı sevablar
haseneler nisbetinde inbisat ve inkişaf eden duygulariyle zevk alır
telezzüz eder
müstefid olur.
Ey ehl-i hakikat ve tarikat! Hakka hizmetbüyük ve ağır bir defineyi taşımak ve muhafaza etmek gibidir. O defineyi omuzunda taşıyanlara ne kadar kuvvetli eller yardıma koşsalar daha ziyade sevinir
memnun olurlar. Kıskanmak şöyle dursun
gâyet samimî bir muhabbetle o gelenlerin kendilerinden daha ziyade olan kuvvetlerini ve daha ziyade tesirlerini ve yardımlarını müftehirane alkışlamak lâzım gelirken
nedendir ki rekabetkârane o hakikî kardeşlere ve fedakâr yardımcılara bakılıyor ve o hal ile ihlâs kaçıyor. Vazifenizde müttehem olup
ehl-i dalâletin nazarında
sizden ve sizin mesleğinizden yüz derece aşağı olan
din ile dünyayı kazanmak ve ilm-i hakikatla maişeti temin etmek
tama' ve hırs yolunda rekabet etmek gibi müdhiş ittihamlara maruz kalıyorsunuz. Bu marazın çare-i yegânesi: Nefsini ittiham etmek ve nefsine değil
daima karşısındaki meslekdaşına tarafdar olmak... Fenn-i Âdâb ve İlm-i Münazara'nın uleması mâbeynindeki hakperestlik ve insaf düsturu olan şu: "Eğer bir mes'elenin münazarasında kendi sözünün haklı çıktığına tarafdar olup ve kendi haklı çıktığına sevinse ve hasmının haksız ve yanlış olduğuna memnun olsa
insafsızdır." Hem zarar eder. Çünki haklı çıktığı vakit o münazarada bilmediği bir şeyi öğrenmiyor
belki gurur ihtimaliyle zarar edebilir. Eğer hak hasmının elinde çıksa; zararsız
bilmediği bir mes'eleyi öğrenip
menfaatdar olur
nefsin gururundan kurtulur. Demek insaflı hakperest
hakkın hatırı için nefsin hatırını kırıyor. Hasmının elinde hakkı görse
yine rıza ile kabul edip
tarafdar çıkar
memnun olur.
İşte bu düsturu ehl-i dinehl-i hakikat
ehl-i tarîkat
ehl-i ilim kendilerine rehber ittihaz etseler
ihlâsı kazanırlar. Ve vazife-i uhreviyelerinde muvaffak olurlar. Ve bu feci sukut ve musîbet-i hâzıradan Rahmet-i İlâhiyye ile kurtulurlar.
سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
DEĞERLİ KARDEŞLER EPEY Bİ ARADAN SONRA BAKINMAK İSTEDİM AHKKINIZI HELAL EDİN
BU FORUM BAYA UZAMIŞ
HEPİNİZDEN ALLAHC.C. RAZI OLSUN
BAZI KARDEŞLER
NUR LARIN ASIL AMACINI ANLAMAMIŞ GALİBA
BEN BU FFORUMU AÇMAKLA OSMANLICA RİSALE OKUMANIN ÖNEMİNİ ANLATMAK VEDE OSMANLICA OKUNMASINI BİLMEYEN KARDEŞLERİN
BARİ LATİNCESİNİOKUMALARINI OSMANLICA OKUMAK ASLINDA DAHA TAT VERİYOR OKUMAYAN BİLEMEZ
LATİNCE DAHA ZOR GİBİ GELEBİLRİ İNSANA
AMA DEDİĞİ GİBİ KARDEŞİMİZİN NURLARIOKUYACAĞINA MEAL OKUDİYENLER NURLARIN AMACINI BİLMEYİP AMAÇLARLA ARAÇLARIN YERİNİ TAM TASPİTEDEMEYEBİLRLER
ADI ÜZERİNDE RİSALE(KİTAP)NUR ALLAHIN C.C. İSMİ YANİ NURLU KİTAP ANLAMINDA
EVET BİR GÜN BU DİN İSLAM DİNİ TÜM DÜNYADA MAKES BULACAK ZERRE ŞÜPHEMİZ YOK DEĞİLMİ VE ALLAHIN HURUFU İSLAM HARFLERİ O ZAMAN KİM ONUNYAZISINI MUHAFAZA EDŞYORSA O KİŞİLERE ÇOK İŞ DÜŞECEĞE BENZER Kİ RİSALE-İ-NUR YAZISINI MUHAFAZA ETMEK NUR TALABELERİN BİRİNCİ GÖREVİDİRDİYORYA ÜSTADIMIZ SIR BURDAN GELİYOR GALİBA
ALLAHEBEDEN RAZI OLSUN
BİLAHERE MUAYME HOCAMIZA VE DİĞER TÜM KARDEŞLERİ SAYGIİLE SELAMLIYOR İSTEK VE İŞTİYAKINIZIN KEMAL DERECESŞNDE OLMASINI DİLİYOR VE DİLENİYORUM
BİZİMİŞTİYAKIMIZ ARTTIKÇA MERAKIMIZ ARTACAK MERAKIMIZ ARTINCADA ALLAHIN VARLIĞINI BİRLİĞİNİ ÖĞRENME ADINA BİR İSTEK DAHA GELECEK BU NİSBETTE TERAKKİ MERAKLA OLACAK MERAK TERAKKİYE TERAKKİYÜKSELİŞDE KEMALE ERMENİN KAPISINI AÇACAK KEMALE EREN İSE BELKİDE SEYRÜ SÜLÜKDE O GÜZELLİKLERİ TEMAŞA EDECEK TEMAŞA EDEN LEZZET ALACAK
ESSELAMU ALEYKÜMMM![]()
Nur Talebesi olmak için günlük düzenli okunur ve ilginizi Risale-i Nur'a harcarsanız inş. Allah sizleride Risale-i nur talebesi eder inş.
Risale-i Nur’u ilk günkü heyecan ve tazeliğiyle sevmenizdört elle sarılmanız
okuyup anlamanız için özel plân ve programlar yapmanız gerekir. Bir sonraki bölümde böyle bir programın teknikleri üzerinde duracağız.
Bediüzzaman'ı tanımadan külliyatların nasıl yazıldığını ne amaca hizmet ettiğini tam bilmeden laf etmesek iyi olur.![]()
|