Konu içeriği: Nur Talebesi Olmak Nur Talebesi Olmak Risâle-i Nur Talebesi olmanın kazandırdığı mühim neticeleri yüksek dereceleri külliyâtın muhtelif yerlerinde görüyoruz. Ezcümle şirket-i maneviyeye dahil olmak îmanla kabre
Nur Talebesi Olmak
![]()
Risâle-i Nur Talebesi olmanın kazandırdığı mühim neticeleriyüksek dereceleri külliyâtın muhtelif yerlerinde görüyoruz. Ezcümle
şirket-i maneviyeye dahil olmak
îmanla kabre girmek
melâikenin bile hürmet ve duasına mazhar talebe-i ulûm-i dîniye sınıfına dahil olup şühedâ mertebesine vâsıl olabilmek gibi pek yüksek kârları vardır.
Risâle-i Nur’a talebe olup bu yüksek kârlardan nasıl istifade edilebileceğini anlamak icin üç mevzuyu beraberce idrak etmek gerekmektedir.
1- Risâle-i Nur Talebesi ünvanı nasıl elde edilirnasıl talebe olunur?
2- Nur Talebesinde bulunması gereken şartlar ve hususiyetler nelerdirtalebe hangi şuurda olmalıdır?
3- Talebenin temel vazifeleri nelerdir?
Bu üç soruya Risâle-i Nur’un verdiği cevapları kendi üzerinde tatbik eden elbette Risâle-i Nur Talebesi olur. O şuur ile hizmet edipgerekli vazifelerini yerine getirerek talebeliğin o yüksek neticelerini biiznillah elde eder.
Birinci soruya Risâle-i Nur’un verdiği cevap şudur:
Risâle-i Nur’a intisab eden bir zâtın en ehemmiyetli vazifesi onu yazmak ve yazdırmaktırve intişarına yardım etmektir. Onu yazan ve yazdıran Risâle-i Nur Talebesi ünvanını alır. (1)
İkinci sorumuzun cevabı Mektubat’ta dostkardes ve talebenin şartlarının ve hususiyetlerinin beyan edildiği yerdedir:
Talebenin şartı ve hâssası şudur kiSözleri (Risâle-i Nur’u) kendi malı ve te’lifi gibi hissedip sâhip çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini onun neşir ve hizmeti bilsin. (2)
Demek hakikî bir talebedost ve kardeşte bulunması gereken şartları ve hususiyetleri üzerinde bulundurmakla beraber
Risâle-i Nur’u kendi eseri gibi görüp sahip çıkarak en mühim ve en öncelikli vazife onun neşir ve hizmeti bilmeli
bu şuurda olmalıdır.
Üçüncü sorunun cevabı ise Sözler Mecmuasında zikredilmistir:
Şu kısa tarîkın evradı: İttiba-ı sünnettirferaizi işlemek
kebâiri terk etmektir. Ve bilhassa namazı ta’dil-i erkân ile kılmak
namazın arkasındaki tesbihâtı yapmaktır. (3)
O halde Nur Talebesi olan veya olmak isteyen birisi yazısını yazmalı“önce hizmet“ şuurunda olmalı ve verilen vazifeleri ifa etmelidir.
Talebeye lazım olan elbette Üstadına itaattir. Verilen vazifeyi aynen yapmaktır. Yoksa bir kısım bahâne ve te’villere kaçmakla vazifeyi ihmal etseyani intisabını ve teslimiyetini terk etse
belki külliyattan bir mikdar malumat sahibi olsa da o yüksek kârları elde etmeye vesile olacak olan talebelik şerefinden mahrum kalır.
Öyle yaokumak isteyen birisi önce bir okula gidip kaydolmalı
“Önce derslerim!“ şuurunda olmalı ve ödevlerini düzenli olarak yapmalıdır. Kaydını yaptırmayan birisi
cam kenarından izleyerek veya hariçten kendisine başka birisini öğretmen kabul edip ondan ders almak suretiyle okul derslerinin tamamını da öğrense bu adama ögrenci kimlik kartı verilmez. Kimlik kartı olmadığı icin öğrenci haklarından tam istifade edemedigi gibi sonunda diploma da alamaz.
EvetRisâle-i Nur’a dost veya kardeş olmak da bir şereftir ama şirket-i maneviyeye girerek üstadımızın ve umum talebelerin duâ ve sevaplarına hissedar olmak
yani günah cihetinde bir
ama sevab cihetinde binler kişi hükmüne geçmek
imanla kabre girmek
şühedâ mertebesini kazanabilmek gibi o yüksek müjdeler hep talebelik ile
talebelik de yazı ile yani Kur’ân harflerine kalemle hizmetle irtibatlandırılmıstır.
Acaba yazan neyi kaybetti veya yazmayan ne kazandı ki? Risâle-i Nur’u yazmakla kimsenin bir şey kaybetmediği âşikâr. Ama yazmayanlar az şey kaybediyor değil.
Demek yazmamak icin te’vil ve bahane arayan sadece kendini aldatıro yüksek kârlardan mahrum kalır.
Son söz:
Kalemle Nûrlara hizmet ve sadâkatle talebesi olmanın iki mühim neticesi vardır.
Bir: Âyât-ı Kur’âniyenin işâretiyle imânla kabre girmektir.
İki: Bütün şâkirdlerin ma’nevî kazançlarınaNûr dâiresindeki şirket-i ma’neviye sırrıyla umûm onların hasenâtlarına hissedâr olmaktır.
Hem bu talebesizlik zamanında melâikelerin hürmetine mazhar olan talebe-i ulûm-u dîniye sınıfına dâhil olupâlem-i berzahda tali’i varsa
tam muvaffak olmuşsa
Hâfız Ali (r.h.) gibi şühedâ hayatına mazhar olmaktır!
1- Kastamonu LahikasıŞeker Mektubu
2- Mektubat
3- Sözler17. Söz’ün zeyli
4- Emirdağ Lahikası
Öyle yaokumak isteyen birisi önce bir okula gidip kaydolmalı
“Önce derslerim!“ şuurunda olmalı ve ödevlerini düzenli olarak yapmalıdır. Kaydını yaptırmayan birisi
cam kenarından izleyerek veya hariçten kendisine başka birisini öğretmen kabul edip ondan ders almak suretiyle okul derslerinin tamamını da öğrense bu adama ögrenci kimlik kartı verilmez. Kimlik kartı olmadığı icin öğrenci haklarından tam istifade edemedigi gibi sonunda diploma da alamaz.
hocam çok güzel ve manidar bir konuydu
nurtalebesi olmak sanırım herkeze nasib olmuyor ... öncelikle bu 3 sorunun cevabını vermeniz ve hayatınıza nakşetmeniz
önceliklerine ve inceliklerine vakıf olmanız gerekiyor
manevi boyutlarına eriştiğinizdeki güzelliği tahmin bile edemiyorum ...
RABBİM yar ve yardımcımız olsun
isteyen ve layık olan her gönüle bu şerefi nail etsin inşeALLAH
Selamun Aleyküm Hocam
Henüz nur talebesi olamadım.Çok değerli bir abim Nur talebesiydi.Bana Zaman'ın Efendisinin her gün güzel yazılarından olaylar anlatırdı.Bunun üzerine Külliyat almaya karar verdim lakin abim almamı istemedi ve bana söz verdi.Bir hafta içerisinde bana Külliyat hediye edecek.İnşallah hediye edince baştan sona doğru okuma şansım olur.
Rabbim razı olsun Hocam.Amin
İnşaAllah hocam. Çok güzel külliyat programları var kitaptan okumanın lezzetini alamazsınız belki ama en azından göz gezdirmek için bir araştırın derim.Risale-i Nur külliyatı çok nazlıdır. Önce hiç bir şey anlamazsınız okursunuz okursunuz ne diyo düşünürsünüz. Lakin pes etmeyip devam ederseniz o size kendisini açacaktır inşaAllah. Rabbim hakkıyla okuyup anlayanlardan eylsin cümlemizi.(Amin)
Haklısınız Hocam.Abimde bana onu gözleri ile okuyanın değilkalbi ile okuyanın anlayacağını söylemişti.İnşallah bende sizler gibi kalbi ile okuyanlardan olurum.Amin
Öncelikle cılar cular demesek daha iyi olacağı kanaatindeyim. Ayrıca Risale-i Nur külliyatının tefsir olduğunu söylememe gerek yoktur diye düşünüyorum. Kimse önce külliyatı oku Kur'an-ı kerimi sonra okursun gibi bir tavır takınmaz. Cılar cuları yermeden önce düşünmek gerekir. O cıların cuların hepsi aynı mıdır diye... Topluluğu yerdiğinizin farkına varmanızı dilerim. Meyve veren ağaç taşlanırmış deyimi bu gibi durumlar için ortaya çıkmış sanırım. Ayrıca Kuran-ı Kerimi okumak sünnettir. Dinlemek farz. Önce farz yapılmalıdır bencede peki burada meal okumak mı tefsir okumak mı önceliklidir? İnce ayrıntılara takılırsanız o ayrıntılarda boğulursunuz. Rabbim cümlemizi korusun bu durumdan.(Amin)
RİSALE-İ NUR’UN ÖNEMİNİ KAVRAMA Hepimize her gün 24 saatlik zaman verilir. Sabahın ilk ışıklarıyla emanet aldığımız bu hazineyi ertesi günün sabahına kadar kullanırız. Rabbimizgünlük sermaye konusunda eşit davranmıştır hepimize. Hiç kimsenin daha az veya daha fazla süresi yoktur.
Bu süreyi bizce önemli ve değerli uğraşlarla doldururuz. Sizin için en büyük mesele ne ise onun için çırpınırsınız gün boyu. Neyi dert edinmişseniz onda yoğunlaşırsınız. Sizi peşinden koşturan hedefiniz ne kadar önemli ve değerliyse o kadar fedakârlıkta ve feragatta bulunursunuz.
Eğer üniversitede okumayı kafanıza koymuşsanız gece gündüz çalışmayıyüzlerce gece uykusuz sabahlamayı göze alacaksınız. Sizin için para kazanma vazgeçilmezse ağır hastayken bile yatağı değil
iş yerini tercih edeceksiniz. Emekli oluncaya kadar bir gün bile işe geç kalmayan ya da gelmemezlik yapmayan insanların var olduğunu duymuşsunuzdur.
Bunları şaka mı sanırsınız? Hayır! Evlâdı için canını fedadan çekinmeyen anneüniversite için can atan öğrenci
işinden vazgeçmeyen iş adamı hep neyi dert edindiğini gösterir davranışlarıyla...
Üstünkörü okumak yetmez!
Pekisonsuz ahiret hayatına bedel bir damla serap hükmünde olan dünya hayatının hedefleri bizi böylesine dertlendirirse
ebedî saadeti kazanmanın anahtarı olan imanı sağlam elde etme gayretleri bizi bizden almalı değil midir?
Manevî bir binayı ve ulvî bir bir ağacı temsil eden insanın temeli ve kökleri hükmünde olan “iman” gerçeği tam ve mükemmel elde edilmezse ne din yaşanırne de sonsuz mutluluk kazanılır. Yaratılış itibarıyla sonsuza âşık ve sonsuz mutluluğu isteyen insanın en büyük meselesi
en büyük derdi ve en büyük davası
“Kur’an’ın istediği iman”ı kazanmaktır.
İşte baştan sona tahkikî iman dersleri olan Risale-i Nur’u okuma ve anlama meselesini dert edinmeden ona tam zaman ayıramazsınızanlamak için çırpınamazsınız. “Dostlar alış verişte görsün” izlenimi veren “üstünkörü göz gezdirmek”
“teberrüken okumak”
“günde birkaç sayfayla yetinmek”
bizleri “Biliyorum” gafletine sokan yetersiz çabalardır.
Oysa onu okumanın aşkıyla deli divane olmakonu anlamanın ateşiyle yanıp tutuşmak gerekir. Onu niçin büyük bir şevkle okumak ve anlamak zorunda olduğumuzun gerekçelerinden en önemlilerini sıralayalım.
2. En büyük davayı kazanacaksınız
Risale-i Nur’un müellifi Bediüzzaman Hazretleri1939 yılında Kastamonu’da sürgün yaşamaktadır. O yıl İkinci Dünya Savaşı başlamıştır. Bütün dünya heyecanla savaşı izlemekte
gazeteler ve radyolar bu ilgi çekici olayı haber vermektedir. Hatta bazı dindar kimseler
camiyi ve cemaati bırakmış
radyo dinlemekle meşguldür.
Bediüzzaman ise hiç merak etmemişhiç kimseye bir şey sormamıştır. O sıralarda kendisine hizmet etmekte olan talebeleri Mehmed Feyzi ve Çaycı Emin
bu ilgisizliğine şaşırırlar. Niye 50 gündür hiç sormadığını
hâlbuki bu savaşın İslâm’ın geleceğiyle ilgili olduğunu belirterek
“Onunla meşgul olmanın zararı mı var? Ondan daha büyük bir hadise mi var?” derler.
On Birinci Şua’nın Dördüncü Meselesinde geçen bu soruya verilen cevap müthiştir. Bediüzzaman’ın ilk cümlesi“Ömür sermayesi pek azdır
lüzumlu vazifeler ise pek çoktur” şeklindedir. Bu cümle
gaflet uykusundaki insanın beynine bir balyoz gibi inmektedir.
İman elde edilmezse dava kaybedilir
İnsanın kendi küçük dünyasında “en büyüken mühim ve sürekli” bir vazife vardır. Çünkü herkesin
özellikle Müslüman’ın başına
“iman karşılığında ebedî Cenneti kazanmak veya kaybetmek davası” açılmıştır. Eğer iman belgesini sağlam elde edemezse
bu davayı kaybedecektir.
İşin acı yanıBediüzzaman’ın keşfine göre
bir yerde 40 kişi ölmüş
ancak bunların sadece birkaçı imanla kabre girmiş
diğerleri kaybetmişler.
Düşünün: Sonsuz mutluluğu kazanmak için verilen ömür sermayesini lüzumlu vazifelerle doldurmak yerine gelip geçici hayat için harcıyorsunuz. Sonunda iman vesikasını sağlam elde edemiyorsunuz. “Bu kaybedilen davanın yerinibütün dünya saltanatı verilse doldurabilir mi?”
Bütün dünya bizim olsatüm karaların ve denizlerin hâkimi olsak
hatta bin yıl mutlu bir hayat yaşasak
imanın yerini tutabilir mi? Elbette ki tutamaz. Çünkü dünyanın bin sene en mutlu hayatı
Cennette bir saat yaşamaya bile denk değildir.
Bütün dünya böyle isedünyanın küçük işleri
iman dersini hakkıyla öğrenmemize nasıl engel olabilir?
Müslüman’ın sorumluluğu daha büyük
Üstelik bu davaözellikle Müslümanların başına açılmış. Çünkü kendisine İslâm ulaşmamış kimse
sadece ALLAH’a inansa kendini kurtarır. Müslüman ise
“tam inanmak
tam teslim olmak ve tam yaşamak” zorundadır.
Hele bir de bu Müslümanümmet-i Muhammed’i (a.s.m.) selâmet sahiline çıkarmakla görevli ise... Risale-i Nur gibi bir iman hazinesini tanıyorsa... İşte onun sorumluluğunu ölçemeyiz bile!
Eğer bu durumdaysanızsanki Nurları henüz tanımış gibi
sanki bu hazineyi yeni keşfetmiş gibi silkinmeniz
yeni bir ceht ve gayrete girmeniz
yepyeni bir hizmet şuuruyla donanmanız gerekir.
Zaten öyle olanların Rabbim şevk ve gayretini daim etsinbize de dua etsinler. Tavsiyemiz
nefsim gibi gaflet gemisinde rahat yatarken Cennet rüyaları görenler için...
3. Şeytanın tuzağından kurtulacaksınız
Bütün ömrünüzü iman ve ibadetle geçirmiş olabilirsiniz. ALLAH’ı sevmişhep O’nu anmış
hep O’nun rızasını düşünmüş olabilirsiniz. Bunlar yetmiyor büyük imtihanı kazanıp sonsuz mutluluğa kavuşmaya...
Ruhlar âleminden başlayıp anne karnından dünyayaoradan kabre ve ahirete doğru uzanan yolda bir dizi tuzak
bir dizi engel var. Hepsinden başarıyla geçmek
son hedefinize varmak zorundasınız.
İşte bu tuzaklardan en önemlisi“imanla kabre girmek”tir. İslâm’ı çok iyi yaşayan ALLAH dostları
son nefeslerini verinceye kadar “hüsn-ü hatime” için dua etmişler
hep “iyi son” dilemişlerdir. Bir kimse gitmek istediği şehre kalkan tren için bilet alır ve yolculuğun sonuna kadar tren içindeki kurallara uyabilir. Ama son anda hoşuna giden bir istasyonda trenden inmemesi gerekiyor ki
istediği şehre varabilsin. Yoksa yolculuk boyu çektiği acıların
sıkıntıların
uyduğu kuralların hiçbir önemi yoktur.
Bir insan ne kadar imanlı ve iyi olursa olsun son anda ALLAH’a olan inancınıümidini
bağlılığını yitirirse
sonsuz mutluluk değil
sonsuz hüsran kazanır.
Sekeratta şeytan aldatmak ister
İşte bu çetin imtihandan bütün ALLAH dostları tir tir titremişlerson anda imanla çene kapayabilmek için gözyaşı dökmüşler
gece gündüz yalvarmışlardır.
Çünkü sekerat anında şeytan gelir ve insanın aklına şüpheler atarinsanın imanını çalmak için çırpınır. Eğer kişinin sağlam bir imanı yoksa son anda aldanır ve hayatta iken canı gibi sevdiği imanını kaybeder.
Oysa Bediüzzaman’ın dediği gibiilme’l-yakînden ayne’l-yakîne ve hakka’l-yakîne yükselen tahkikî iman kişinin aklına
kalbine
ruhuna ve bütün duygularına öyle bir yerleşir ki şeytan onu aldatamaz ve imanını çalamaz.
Düşünün: Bir ömür boyu iman ve ibadeti sevdiğini ve onu korumak için çırpındığını sanan bir Müslüman’ın ölüm anında imanını kaybetmesi kadar acı bir olay olabilir mi?
İşte Risale-i Nur’u üstünkörü değilçöldeki susuz insanın buz gibi suya yapışması gibi okumaya bu bakımdan da şiddetle ihtiyacımız var. Balıkların su içinde olduğu hâlde onun kıymetini bilmeyip ancak çıktıktan sonra fark etmeleri gibi
iman ve Kur’an derslerinin yanı başında
hatta içinde olan kimseler ondan kana kana içmezse ahirette uyanmak çok geç olur. Rabbim bizi böyle gaflete düşmekten korusun.
İmanla yaşayan imanla ölür
Şeytanın ölüm anındaki tuzağından başka “kabirhesap
mizan
sırat” engelleri var. Yüce Peygamberimiz (a.s.m.)
“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz
nasıl ölürseniz öyle haşrolursunuz” buyuruyor.
Eğer işiniz gücünüzaklınız fikriniz iman dersleriyle dolmuş
ibadet aşkıyla yoğrulmuş
hizmet şevkiyle yanıp tutuşuyorsa
müjde size! Çünkü “ALLAH ALLAH!” diye can vereceksiniz
iman tahsilinize tıpkı Denizli hapsinde risale yazarken şehit olan Hafız Ali (r.a.) gibi kabirde devam edeceksiniz
orada başta Peygamberimiz (a.s.m.) olmak üzere tüm İslâm büyükleriyle ve tüm sevdiklerinizle birlikte olacaksınız...
Söyleyinbundan daha büyük saadet olur mu? Bediüzzaman
toprak altındaki hayatı gördüğünü söylüyor. Başka birçok veli
kabirdeki müminlerin bizden daha mutlu ve rahat bir şekilde yaşadıklarını müjdeliyorlar. Biz bunları görmüş gibi inanıyoruz. Onlar gibi olmak için de
iman ve Kur’an dersleriyle en yüksek seviyede meşgul olmalıyız.
4. Hesabınız kolaymizanınız ağır olacak
Kur’anyaptığımız zerre kadar iyilik ve kötülüğün mutlaka hesabını vereceğimizi belirtiyor. Her şey en ince ayrıntısına kadar sorulacak. Buna karşı da
kâmil bir iman kazanıp
her an ALLAH’ın huzurunda olduğumuz şuuruyla yaşayıp
bütün davranışlarımıza ve sözlerimize dikkat etmemiz gerekmez mi?
O haşir âlemi ki müthiş bir âlem. Kıyame Suresinde denildiği gibi“insanların anasından babasından
eşinden çocuğundan kaçtığı” bir âlem. Yüce Nebinin (a.s.m.)beyanıyla
“güneşin tepemize indiği
herkesin günahına göre ter denizinde yüzdüğü” bir âlem...
İşte o en sıkıntılı bir anda imdadımıza koşacak olan yine imanımızimanımız
imanımızdır. Onu güçlendirmek ve en mükemmel hâle getirmek için gözümüzü yoruncaya kadar okusak
beynimizi zorlayacak seviyede düşünsek ne kaybederiz? Hiçbir şey kaybetmeyiz.
Kaldı kine gözümüzü
ne aklımızı kaybetmeden “bir iman çağlayanı” olan Risale-i Nur’u her gün muntazam okuyarak sağlam bir imanı kazanabiliriz.
“HayrolaSıratı mı geçtin?”
Bir de Sırat Köprüsünü düşünün. Mahiyeti bilinmediğinden “kıldan ince kılıçtan keskin” diye anılanaltında Cehennem ve ilerisinde Cennet bulunan bu engeli aşmadan Cennete gireceğinizi mi sanırsınız?
Bu öyle bir meseledir kiehl-i kemal zatlar
kahkahayla gülen insanlara
“Hayrola
nedir bu neşen? Sıratı mı geçtin?” diyerek uyarırlarmış. Çünkü orayı geçmeden
tam rahatlık ve tam huzur duyamayız. Orayı geçmenin yolu da sağlam bir iman kazanmak
her gün iman ve tefekkürle meşgul olmak
başta namaz ve diğer ibadetleri hakkıyla yapmaktır. Çünkü namaz
Sıratta burak olacaktır.
İşteRisale-i Nur’u okuyup anlamayı kendimize en büyük bir mesele ve en önemli bir dert edinmemiz için yığınla sebep var.
5. Cehennemden kurtulacaksınız
Bu eserlerde anlatılan gerçek imanı ve esma-i hüsna bilgisini hakkıyla elde edip imanla kabre girersenizinşALLAH Cehennemden kurtulacaksınız. Diyebiliriz ki
“insanlığın en mühim meselesi
Cehennemden kurtulmak meselesidir.” Onun dışında insanlığın büyük zannettiği her mesele küçüktür.
Bir insan Cehennemden kurtulmadıktan sonra dünyanın hâkimi bile olsa neye yarar? Sanki bir hayal ülkesinde yaşıyormuş gibi bol imkânlar içinde geçen sorumsuz ve inançsız bir hayatın neticesi sonsuz azap olursanasıl içimiz rahat eder
nasıl huzur duyabiliriz?
Cehennemden kurtulmak için öylesine ateşli bir gayret ve coşkulu bir çırpınma içine girmeliyiz kiRabbimizin bizi oraya bir saniye bile uğratmaması için elimizden geleni yapmalıyız.
Yazık kibazı mü’minler
ümitsiz bir hava içinde
“Bizim günahımız çok
Cehennemden kurtulamayız. Hiç değilse ALLAH
bir süre yanıp da çıkanlardan eylesin” gibi yanlış bir dua ediyorlar.
ALLAH’ın rahmetini sınırlandırmayın
Oysa Rabbimizmeâlen
“ALLAH’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz” buyuruyor. Bir hadis-i kudsîde
rahmetini yüze böldüğünü
birini dünyada tecelli ettirdiğini
doksan dokuzunu ahirete ayırdığını ifade eden Rabbimizin rahmetini niçin sınırlandırıyoruz? Onun sonsuz rahmetinden niye ümidimizi keselim? Mademki
Kendisini Erhamürrâhimîn olarak tanıtıyor; niçin “merhametlilerin en merhametlisi”nden ümidimizi keseceğiz ki? Hem Cehennemin bir saniyesine bile dayanabilecek miyiz ki
bir müddet yanmayı katlanılabilir görüyoruz?
Orası öyle bir azap yeridir kiİmam-ı Gazalî Hazretleri
“Cehennemde bir gece kalmamak için
dünyanın bütün zevk ve rahatı terk edilse değer” buyuruyor; çünkü oradaki azabın acısı çok şiddetli...
Yüce Peygamberimiz (a.s.m.)“Cehennemin en hafif azabı şudur ki
bir kimsenin ayağının altına bir kor parçası konur da onun şiddetinden beyni fokurdar” buyuruyor. Buna nasıl dayanabiliriz? Nasıl bu azabı
yıllarca
asırlarca
hele sonsuz olarak çekmeye karşı cür’etkâr ve korkusuz olabiliriz?
Sağlam imanı elde etmek için çalışmamakimanın gereği olan salih amelleri işlememek ve günahlardan kaçınmamak
“Cehenneme karşı korkusuz olmak” demektir. Bunun anlamı
bir bakıma
ALLAH’ın celâline karşı meydan okumaktır. İşte bu hataya düşmemek için
iman derslerinin her zaman ve her yerde gönüllü ve coşkun bir öğrencisi olmak gerekir.
6. Şüpheleriniz yok olacak
Risale-i Nur’u tam anlarsanızimanınız taklitten tahkike çıkacak
ilme’l-yakînden ayne’l-yakîne
oradan da hakka’l-yakîne terakki edecektir; ibadette de ihsan makamına yükseleceksiniz
her an ALLAH’ın huzurunda bulunduğunuz şuuruyla hareket ederek
huzur-u daimîyi kazanacaksınız.
Hakkal-yakîniman hakikatini tam hissetmek
zevk etmek ve yaşamaktır. Nasıl ki
mutfaktaki yemeğin varlığını üç yolla bilirsiniz. Birisi
onun kokusunu duyunca ne olduğunu anlamak; diğeri
gidip gözle görmektir. Üçüncüsü ise
bizzat yemek
onun tadına bakmak ve özelliklerini hissetmektir. Nasıl ki
sonuncusu en kuvvetli bilgi ise
hakkal-yakîn de
en kuvvetli iman mertebesidir.
İhsan iseALLAH’ı görür gibi ibadet etmektir. Peygamberimiz (a.s.m.) bir hadislerinde bunu anlatırken
“İhsan
ALLAH’ı görür gibi ibadet etmektir. Her ne kadar sen Onu görmüyorsan da
O seni görüyor” buyurmuştur. Bu durumda ihsan
ALLAH’ın seni gördüğünü bilme şuurudur bir bakıma.
Ben Rabbimle beraberdim
Bir günBeyazid-i Bestamî Hazretleri namaz kılarken evine hırsız girmiş ve ne var ne yoksa her şeyi toplayıp gitmiş. “Nasıl olur da sen evde iken her şeyi alır gider? Hiçbir şey duymadın mı?” diye sormuşlar. “Ben o anda namaz kılıyordum. Rabbimle beraberdim. Hiçbir şey ne gördüm
ne duydum” demiş.
İşte ihsan budur. Tıpkı Hz. Ali Efendimizin (r.a.) ayağına batan okunamaza durduğu zaman çıkarmalarını istemesi gibi... Çünkü o anda kendinden geçiyor ve namaz ona
ameliyat anında kullanılan bir anestezi görevi görüyor. Dış âlemden kopup ulvî âlemlere dalıyor.
Huzur-u daimî“Ve Hüve meaküm eynemâ küntüm” âyetinin sırrına mazhar olmaktır. Yani
“Siz nerede olursanız olun
ALLAH sizinle beraberdir.”
Günün 24 saatindene kadar mekân değiştiriyorsak değiştirelim
nereye gidersek gidelim
her yerde isim ve sıfatlarıyla hazır ve nâzır olan Rabbimiz bizimle beraberdir.
Huzur-u daimîyi kazanmak
“İmanın en mükemmelinerede olursan ol
ALLAH’ın seninle beraber olduğunu bilmendir” buyuran Peygamberimiz (a.s.m.)
hem bu âyeti
hem de huzur-u daimîyi açıklamış oluyor.
Huzur-u daimîALLAH’ın varlığını
isimlerini ve sıfatlarını öyle bir hissetmektir ki
her ânının Onun bir ihsanı ve her davranışının Onun kontrolü ve gözetiminde olduğunu bilmektir.
Âyetlerde belirtilen“Onun izni olmadan bir yaprak bile düşmez”
“O gönüllerinizdekini bilir”
“O
kişi ve kalbi arasına girer” gibi mânâlar
inandığımız
gönülden kabul ettiğimiz gerçeklerdir. Her mü’min bunu kabul ve tasdik eder. Ancak huzur-u daimî
her an bu gerçeklerin farkında olduğunu bilerek yaşamaktır.
ALLAH’ın kendisini görüp gözettiğinibütün isim ve sıfatlarıyla her yerde tecelli ettiğini
her şeyiyle Ona teslim olduğunu bilen ve her an bu gerçekleri hisseden bir insan
günah işleyebilir mi? Haksızlık yapıp yalan söyleyebilir mi? Huzur-u daimîyi bütün zerreleriyle hisseden bir mü’min
ezanlar asumanı çınlatırken namaza koşmak dışında bir başka işle meşgul olabilir mi? Hele ibadetlerini ihmal edebilir mi? Mümkün değil...
Sultanlar Sultanının huzurunda
Onun varlığıher yerde hazır ve nazır olduğu
hayatının ve ölümünün
sevincinin ve üzüntüsünün ancak ve ancak Onun kudret ve iradesinde bulunduğunu tam kabul eden bir mü’min
ALLAH’ın emir ve yasaklarının dışına çıkamaz.
İşte bu makama ulaşan maneviyat büyüklerinden Gümüşhaneli Ahmed Ziyaeddin Efendi (k. s. )hasta iken bile ayağını uzatmaktan kaçınır. Çünkü o
ALLAH’ın huzurundadır. Sultanlar Sultanının huzurunda ayak uzatılır mı? Etrafındakiler onu rahatlatmak için ayağını uzatırlar
hemen geri çeker ve “Beni günaha sokmayın” der.
Bu yüce makamın yücelerinde olan Bediüzzaman Hazretleribir saniyesini bile boş geçirmeden ibadet eder
diz çökmekten ayakları yara olur. Talebesi Molla Resul böylesi takvayı aklına sığıştıramaz ve nazı geçtiği için şunları söylemekten kendini alamaz: “Biz de ALLAH’tan korkuyoruz
ama senin ödün patlıyor...”
Bediüzzaman Hazretlerihuzur-u daimîyi anlatırken
bir Arap şaire ait olan şu ifadeyi sık sık zikreder: “Her şeyde ALLAH’ın birliğine delâlet eden bir âyet vardır.” Evet
huzur-u daimî
her şeyle ALLAH’ı bulmak ve bilmektir.
İmanbinanın temeli gibidir
İşte her gün Risale-i Nur’la meşgul olarak böyle bir iman şuurunu kazanacaksınız. İmandaki bu yüce mertebeleri elde etmek için imanın mâhiyetini iyi bilmeniz gerekir.
İmanbir binanın temeli veya bir ağacın kökü gibidir. Nasıl ki
ağacın kökündeki değişim ve gelişim dallarında ve meyvelerinde etkisini gösterir; imandaki terakki de insanın ibadetlerinde duyarlılığa
devama ve gelişmeye sebep olur. Bu iman
teknolojik alet ve makinelere hareket veren elektrik veya bedene canlılık kazandıran ruh gibi
fonksiyonel ve etkilidir.
Hiç şüphesiz bahsini ettiğimizbasmakalıp
üstünkörü
ruhsuz
cansız
etkisiz
kuru bir iman değildir. Kast ettiğimiz
Kur’an’da ve hadislerde anlatılan
başta Resulullah’ın (a.s.m.)
ashabının ve maneviyat büyüklerinin yaşadığı coşkun
hareketli
muhteşem imandır. İşte bu imanı Yüce Rabbimiz
binlerce ayetle anlatıyor. Belki diyebiliriz ki
Kur’an’ın yarısı bu imanı anlatan ibretli âyetlerle doludur.
Coşkun ve fonksiyonel iman
Yoğun bir biçimde Kur’an’ın imanî ayetlerini açıklayan Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur’da anlattığı iman iseKur’an’ın istediği o coşkun ve fonksiyonel imandır. Bu iman
Rabbimizin sadece varlığını değil
aynı zamanda isim ve sıfatlarını
hattâ şuunatını ve tecellilerini bilmekle elde edilir. Çünkü Muhyiddin-i Arabî’nin dediği gibi
“ALLAH’ı bilmek
varlığını bilmekten başkadır.”
“ALLAH bilgisi” diyebileceğimizmârifetullah
Onun sadece varlığına inanmakla meydana gelmez; Onun bütün isimlerini
sıfatlarını
şuunatını ve bunların zerreden kürelere kadar her şeyde
her varlıkta tecellilerini anbean
günbegün görmekle
bilmekle
inanmakla elde edilir. İnsan
kendi vücudunda
duygularında
âlemdeki bütün varlıklarda bu tecellileri defalarca görmeli
her fırsatta tefekkür etmeli
Rabbine olan bağlılığını her an tazelemelidir. Zaten Peygamberimizin (a.s.m.) bir hadislerinde
“Bir saat tefekkür
bir sene nafile ibâdetten hayırlıdır” demesi
bu sırra işarettir.
Risalelertefekkür programıdır
Tefekküruçsuz bucaksız
sınırsız
kuralsız bir kavramdır. Onu yapabilmek için bir kurallar silsilesi
bir program
bir rehber lâzımdır. İşte Risale-i Nur
bu programdır. Yoksa plânsız
programsız
kuralsız
hangi varlığın hangi cihetle Rabbimizin hangi isim ve sıfatına delâlet ettiğini bilemeyiz.
Risale-i NurKur’an’ın imanî âyetlerini anlatan muazzam bir programdır; bu programı ne kadar çok okuyup anlarsak o derece imanımız ziyadeleşir.
İmannazarımızı
zihnimizi
dikkatlerimizi
ALLAH’tan başkasından (masivadan) alıp Ona yöneltmektir. Ne kadar zihnimizi dağıtan masivadan yüzümüzü çevirip
ilgimizi Rabbimize yöneltirsek o kadar imanımız parlar. Bunun için de Risale-i Nur’u yoğun bir şekilde okumalısınız.
Sathîüstünkörü
alelusul meşguliyet
istediğimiz istifadeyi sağlamaz. İmanın bütün haşmetiyle hayatınıza hükmetmesini istiyorsanız
her gün ve yoğun bir şekilde meşguliyetten başka seçeneğiniz yoktur.
İşteRisale-i Nur’u anlayarak okuduğunuzda
imanınızı sarsacak ve tehlikeye atacak tuzaklardan kurtulacaksınız. Aklınıza iman hakkında hiçbir şüphe gelmeyecek. Bu müthiş bir kazanç!.. Belki Peygamberimizi (a.s.m.)
bazı evliyaları veya melekleri uyanıkken göreceksiniz.
Özellikle okuma programlarında bu tür harikalıklar oluyor. Çünkü iman şuuru müthiş inkişaf ediyorzihinler bir noktaya odaklanıyor. Buraya kadar saydığımız avantajlar bile iman ve Kur’an tahsili için deli divane olmaya yetmez mi?
7. Risale-i Nur okumakla muhteşem kazançlar elde edeceksiniz
Bir eseri okumaya sizi teşvik eden nedir? Bir öğrenci niye sabahlara kadar ders çalışır? Neden üniversiteye girmek için gecenizi gündüzünüze katıp uykusuz kalırsınız?
Parklardaotobüslerde
hattâ fatura ödeme kuyruğunda bile kitap okuyan insanlar görürsünüz. Neyin peşindedirler acaba?
Çünküokumakla büyük kazançlar elde edeceklerine inanmışlardır. Üniversite için yıllarca dershane peşinde koşturan öğrenci
iyi bir okul kazanıp güzide bir meslek sahibi olacaktır; kariyer edinecek
mesleğinde yükselecek
dünya hayatını başarılarla süsleyecektir. Sınıfını geçen
okulunu bitiren gencin kafasında geleceğe yönelik türlü türlü hedefler vardır.
Ancak dünyayla ilgili kazançlarımızın hiçbirisiRisale-i Nur okumakla elde edeceğimiz muhteşem kazançlara ulaşamaz. Bir eseri okumak için gösterilecek gayret
katlanılacak fedakârlık elde edilecek kazancın büyüklüğü oranında olacağına göre
risaleleri okumakla neler kazanacağımıza bakalım ve birkaç maddede ele alalım. Bu kazançlar öylesine büyük olmalı ki
onun değerini bilen binlerce insan
yazıldığı günden beri deliler gibi okuyor
gece gündüz ondan ayrılmıyor.
8. Bir yılda âlim olacaksınız
Risale-i Nur’un yazarı Bediüzzaman Hazretleri“Bu eserleri bir yıl kabul ederek ve anlayarak okuyan
bu zamanın mühim ve hakikatli bir âlimi olabilir” demektedir. Süre çok kısa
hedef ise çok büyük... Bundan daha güzel bir müjde olabilir mi?
“İman” ilmini tam elde etmekdinimizi öğrenmek
günahlardan kaçınıp ibadetleri hakkıyla yerine getirmek
âlim olmaya bağlı... Rabbimiz
“ALLAH’tan hakkıyla korkan kimselerin ancak âlimler olduğunu” belirtiyor. Elbette bilmeyen yaşayamaz.
Peygamberimiz (a.s.m.)âlimler için
“Uykusu bile ibadettir” buyuruyor. Daha ötesi var mı? Âlimin hiçbir eylem yapmadığı uykusu bile ibadet olarak kabul edilirse
diğer fiillerinin sevabını kim ölçebilir
ALLAH’tan başka?
Ancakbu büyük müjdenin böyle muhteşem avantajları yanında bize yüklediği küçük bir zahmeti var. O da
bu bir yıl içinde Risale-i Nur’la yoğun bir şekilde meşgul olmaktır. Bunun için risaleleri tam anlamak ve gönülden kabul etmek gerekir. Yoksa risaleleri ara sıra
hatırladıkça
teberrüken ve üstünkörü okumakla
değil bir sene
bin sene de okusanız âlim olamazsınız.
Yanlış olan müjde değililgisizliktir
Nitekim bu eserlerle 20-30 yıldır meşgul olanokuduğunu sanan nice insan
bir türlü âlim olamadığını görür. Yanlış olan
Bediüzzaman’ın müjdesi değil
onu ara sıra okuyup
anlama yolunda gereken gayreti göstermeyen kimsenin lâkayt ve sorumsuz davranış biçimidir.
Oysa bu muhteşem sonuca ulaşmak için o bir yıl içinde en mühim ve en yoğun meşguliyetinizonu okumak ve anlamak olacaktır.
Sözgelişi; sabah kalktığınızda tıpkı mesaiye gider gibi masanın başına geçecekgünlük işinizi yapar gibi en az 10 saat
belki 16 saat onunla meşgul olacaksınız. Bu kadar süreyi fazla büyük görmeyin. Elde edeceğiniz muhteşem kazanç karşılığında bu kadar bir gayret “hiç” hükmündedir.
Böyle bir fedakârlığa girişebilir misiniz? Girişebilirsiniz... Yeter kidelicesine isteyin ve kararlı olun. Çünkü elde edeceğiniz başarı
hiçbir şeyle kıyaslanmayacak kadar büyüktür.
Böyle bir faaliyete giriştiğinizde risaleleri okumak ve anlamak için ciddî bir program yapmanız gerekecektir. Size tavsiye edeceğimiz örnek programı uygularkenbu kitabın üçüncü bölümünde yer alan “Risale-i Nur’u anlamak için nasıl bir teknik izlenmeli?” başlığı altındaki kuralları dikkate almalısınız.
Nasıl âlim olabilirsiniz?
Bu konuda çalışma yapmak istersenizşöyle bir program takip edebilirsiniz:
Önce bir yılı dörde böleceksiniz. Her üç ayıplânladığınız yoğun eğitimin bir dilimi olarak kabul edin.
Birinci Dilim-İlk Üç Ay:
Diyelim kigünde 10 saatinizi feda etmeyi göze aldınız. Günde en az 200 sayfa risale okuyarak
bir ayda külliyatı aktaracaksınız. Bir ayı fazla kısa bulmayın. Çünkü 15 günde bu işi bitirenlerin olduğunu hatırlayın. İlk üç ayınız düz okumakla geçecek ve risaleleri en az üç kez aktaracaksınız. Böylece genel anlamda mantığına vâkıf olacak
kelimelerine alışacak
neyin nerede olduğunu öğreneceksiniz.
İkinci Dilim-İkinci Üç Ay:
İkinci üç aydaelinize defter kalem alacak
kelime ve terkipleri yazarak
öğrenerek gideceksiniz. Hatta bilemediğiniz yerleri bilenlere soracaksınız. Bu şekilde tümünü en az iki kez aktaracaksınız.
Üçüncü Dilim-Üçüncü Üç Ay:
Anlaşılması zor olan ve tekrarı gereken yerlerde yoğunlaşacaksınız. Sözgelişi; Onuncu ve Yirmi İkinci SözYirmi Dördüncü Mektup
Otuzuncu Lem’a
Yedinci Şuâ gibi bölümlerin derinliklerine inecek
yıllardır tanıyor olsanız bile fark etmediğiniz mânâ cevherlerini keşfedeceksiniz. Bu şekilde genel üzerinde çalışmak yerine
bölümler ve konular üzerinde çalışacaksınız.
Dördüncü Dilim-Dördüncü Üç Ay:
Bir önceki çalışmayı sürdürmekle berabermeslek ve meşrebinde
âdap ve erkânında
ibadet ve evradında tam mesafe alacağınız
tam mücehhez olacağınız bir devre olacak. Bu devrede girift meseleler üzerine biraz daha eğilecek
belki genel bir tekrar yapacaksınız.
Bir yılda 12 yıllık tahsil mümkün
Bu her üç ayeski medrese tahsilinin veya günümüz üniversitelerinin bir yılı mesabesindedir. Hatta bazı kabiliyeti gelişmiş insanlar için bir yılın her ayı bir yıllık eğitim değerindedir.
Böylece bir yılda en az 4en fazla 12 yıllık bir tahsil mertebesine ulaşacağınıza kesin inanın. Çünkü günümüz eğitiminin çoğu teneffüs
yoklama
sohbet
derse giriş
imtihan
tartışma
dersi kaynatma ve boş ders gibi fuzulî şeylerle doldurulmakta
zaman hebâ olup gitmektedir. Elbette bunların tümü boş değildir
ama tam verimli değerlendirilemediğinden vakit israfı çok olmaktadır.
Kariyer yapmıştemayüz etmiş ilim adamlarına bakın... Eğitimlerini yerleşik üniversite kural ve uygulamalarıyla mı edinmişlerdir? Hayır! Orada işin anahtarını öğrenmişler
asıl çalışmalarını evlerinde
duvarlarını kitapla ördükleri özel kütüphanelerinde
masalarının başında ve bilgisayarlarının karşısında yapmışlardır.
Siz de yaşınızmesleğiniz
işiniz ne olursa olsun
böyle muhteşem bir hedef için program yapabilirsiniz. Dünyanın hiçbir güzelliği
hiçbir avantajı bu müthiş gayenin yerini tutamaz.
Sezai Karakoç’un“14 asırlık İslâm kültürünün özeti” diye nitelendirdiği Risale-i Nur
sizi de âlim yapar. Çünkü
zamanında girdiği bütün münazaralardan başarıyla çıkan ve bileğini hiç kimsenin bükemediği Bediüzzaman bile bu eserleri herkesten fazla okuyup istifade ediyorsa
hepimizin onu okuyup anlamaya canımız pahasına koşmamız gerekir.
9. İmanınızı kurtaracak ve Cennete gireceksiniz
İki dünyamızı da ışıklandıracak olan Kur’an’ın mükemmel bir tefsiri olan Risale-i Nur’u okuyup anlamakla imanınızı kurtaracak ve Cennete gireceksiniz. Bu müjdeden daha büyük ve daha mühim bir kazanç olamaz.
Sonsuz mutluluk yurdu olan Cennet öyle muhteşem güzellikler barındırıyor kiPeygamberimiz (a.s.m.) bunlar için “Ne göz görmüş
ne kulak işitmiş
ne insanın gönlünden geçmiştir” buyuruyor. Demek ki
Cennetin güzellikleri
dünyadaki en harika güzelliklerle kıyaslanmayacak kadar benzersiz... Zaten Yirminci Mektupta
“dünyanın bin sene mes’udane hayatının
Cennetin bir saatlik hayatına kâfi gelmediği” belirtiliyor.
Oysa bizlerdünyanın güzelliklerine bile vuruluyoruz. Düşünün ki
denize bakan görkemli bir köşkünüz var. İçinde dilediğiniz kadar hizmetçi
arzu ettiğiniz kadar araba
aklınıza gelen tüm yiyecek ve içecekler
dünyanın en güzel ve rağbet edilen zevkleri bulunuyor. Eğlenmeniz ve mutlu olmanız için en küçük bir ayrıntı bile düşünülmüş. Dilediğinizde en hızlı vasıtalarla dünyanın en güzide yerlerine gidebiliyor
istifade edebiliyorsunuz. Hiçbir hastalığınız
sıkıntınız
derdiniz yok. Bıkar mısınız?
Cennet hayatının hayali bile güzel
Bırakın böylesine benzeri olmayan bir mutluluk saltanatından bıkmayı; biz şu sıradan hayatımızın zevklerine bile dört elle sarılıyoruz! Oysa Cennet hayatıhayal edebileceğimiz en güzel dünya hayatından bile tam 8 milyon 760 bin kattan daha da güzel... Çünkü
bin sene en mutlu dünya hayatı
Cennetin bir saatine kâfi gelmiyor ve bin senede tam 8 milyon 760 bin saat var.
Cennetin ne harika bir mutluluk yurdu olduğunu anlamak için Kur’an’daki ve hadislerdeki Cennet tasvirlerini okuyun. Nasıl özlem duyarsınız... Taşıağacı
kuşu
canlı ve emir dinleyen bir saadet yurduna özlem duymamak mümkün mü?
İştesağlam ve köklü bir iman
Rabbimizin en büyük nimeti olan Cenneti kazandırıyor. Bu sonsuz mutluluk için geceyi gündüze katarak iman derslerini mütalâa etmeye değmez mi?
Hem sağlam bir imanı elde etmekle Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanacak ve cemâlini göreceksiniz. İşte burada söz biterkalem durur
beyin çalışmaz... Çünkü
hoşnutluğunu kazanmaya çalıştığımız
öyle bir Zat ki
bizi yoktan var eden ve tutkun olduğumuz her şeyi bizim için yaratan Odur. Onu razı etmek demek
sevdiğimiz ve bizi mutlu edeceğine inandığımız her şeye sahip olmak demektir.
CemalullahCennetten de güzel
Aklımıza gelen her şeyin sahibi Oher şeyin dizgini Onun elinde... İşte Onun rızasını kazanarak nefsimizi “nefs-i marzıyye”
yani “kendisinden razı olunan nefis” mertebesine çıkarmak öyle bir makamdır ve öyle bir mutluluktur ki
uğrunda her şey feda edilir
her sıkıntıya katlanılır.
Düşünün: Her şeyin sahibinin“Ey mutmain nefis! Sen Rabbinden razı
Rabbin senden razı olarak Rabbine dön. Razı olduğum kullarım arasına katıl ve Cennetime gir” sözüne muhatap olduğumuz gün
bizden daha mutlu kim olabilir?
Onun rızasıkâmil bir iman
salih bir amel ve tam bir ihlâsla kazanılır. Bu üç önemli gayeyi elde etmek için Risale-i Nur’u düzenli ve devamlı okumak
hakkıyla anlamak gerekir.
Onun hoşnutluğunu kazanıp Cennete giren kimseyi sınırsız zevkler ve mutluluklar bekliyor. Bunların en azametlisien haşmetlisi
en güzeli ise
Rabbimizin cemalini görmektir. Onu görmek ise
Cennette bin sene yaşamaktan daha güzel
daha lezzetli...
Bütün güzelliklerOnun güzelliğinin gölgesi
Elbette Onun güzelliğini anlatmaya hiçbir kimse güç yetiremez. Ancak şu kadarını düşünebiliriz: Gözümüzle gördüğümüz bütün güzelliklerOnun sonsuz güzelliğinin zayıf bir tecellisidir. Ağaçlarda
çiçeklerde
yıldızlarda
denizlerde
hayvanlarda ve insanlarda ne kadar güzellik varsa
O sonsuz güzellikten gelen parıltılar
belki gölgelerdir. Gölgesi bile bizim aklımızı başımızdan alırsa
ya Kendisi nasıldır
düşünebiliyor muyuz?
İşte Yüce Peygamberimizin (a.s.m.) ALLAH yolunda her acıya katlanmasınınher işkenceye göğüs germesinin
herkesten fazla ibadet etmesinin bir sırrı budur. Çünkü onun gözleri
“Güzeller Güzelini” görmüş
cemal tecellisi olan Cenneti görmüş
celâl tecellisi olan Cehennemi görmüş; niye dünyanın basit güzelliklerine ve geçici zevklerine aldansın?
Bizler her ne kadar gaybî âlemleri gözümüzle göremiyor isek deaklımızla biliyoruz
kalbimizle hissediyoruz ve görür gibi inanıyoruz. O halde
Efendimizi (a.s.m.) örnek almak
onun kutlu ve mutlu yolunda her fedakârlığa katlanmak gerekir. İşte bu yüzden onun dâvâsını bu zamanda en güzel bir şekilde temsil eden Bediüzzaman Hazretlerinin eserlerini okumak ve anlamak
Cennet gibi güzel ve ebedî saadet gibi şirindir.
10. Ahiret ortaklığı kuracaksınız
Bediüzzaman Hazretlerieserlerini okuyan
yaşayan ve hizmet edenler arasında manevî kazançlarda ortaklık bulunduğunu belirtir ve bunu “iştirak-i amal-i uhreviye” ifadesiyle anlatır.
Nasıl kibulundukları odayı aydınlatmak isteyen adamlardan birisi lâmbanın şişesini
diğeri fitilini
başkası gaz yağını
öbürü kibriti getirse
hepsi de karanlıktan kurtulurlar. Halbuki kendi başlarına hareket etseler bu lâmbaya sahip olamazlar. Ortak hareket etmekle karanlıktan kurtuldukları gibi
birinin istifadesi de diğerine engel değildir.
İşte “iştirak-i amal-i uhreviye” de böyledir. Bunun anlamı“iman ve Kur’an hizmetinde olanların
ahiretle ilgili işlerde ortaklık kurmaları” dır.
Herkes ibadet ve takvasıylahizmet ve gayretiyle bu manevî şirkete katkıda bulunuyor. Sonuçta hepsinin kazandığı toplam sevap
hizmetteki derecelerine ve takvadaki mertebelerine göre defterlerine yazılıyor.
Böylece yalnız başına kazandığı sevaptan katbekat fazla bir sevap ve makam kazanıyor. Özellikle bu zamanda böylesine manevî ortaklığa ihtiyacımız var. Çünkü günahlar sel gibi hücum ediyor. Onlara karşı tek vücut olmakbir değil
milyonlar dille dua ve istiğfar etmek gerekiyor. Bunlardan birisinin duası kabul olsa
hepsi kabul olmuş gibidir. Çünkü
her biri
bütün kardeşlerine dua ediyor. İşte bu ortaklığın şartı
Risale-i Nur’u anlayarak okumak ve onun hizmetinde bulunmaktır.
11. Başkalarının imanına kuvvet vereceksiniz
Yaşadığımız deviriman hizmetinin zirveleştiği bir çağdır. Bu zamanın en büyük
en güzel
en faziletli
en vazgeçilmez hizmeti “iman hizmeti”dir.
Risale-i Nur’un yazarı Bediüzzaman Hazretleriimana ve Kur’an’a hizmet görevinin “bir ihsan-ı İlâhî” olarak talebelerinin omuzlarına konduğunu belirtir.
Eğer sizbu mukaddes ve ulvî vazifeyi omuzlamayı kabul etmişseniz
eğer saniyelerinizi iman ve Kur’an hizmetiyle süslemeyi ve ebedîleştirmeyi ideal edinmişseniz
bu uğurda her şeyi göze almak ve çalışıp çabalamak zorundasınız; başka kurtuluşunuz yok; bu hizmeti yapmaya mecbursunuz
mahkûmsunuz. Sizin sorumluluğunuz
başkalarına benzemez.
Kaynağın başında bulunan kişibaşkaları susuzluktan can çekişirken rahat uyuyamaz
zevk ve sefaya dalamaz
kendisini başkaları gibi kabul edemez.
Dünyevîleşmek en büyük engel
Risale-i Nur’u anlamanın önündeki en büyük engellerden birisidünyevîleşmektir. Dünya rahatı
gelip geçici zevk ve keyifler
okuyup hizmet etmenin en büyük engelidir. Bu eserler dün hapishanelerin en ağır şartlarında okunup yazılıyordu. Eğer biz
sıcak koltuklarımıza oturup onları okuyup anlamak yerine
elimizde kumanda aletiyle televizyon kanallarını geziyorsak
ahiretteki hesabımızı zor vereceğiz demektir.
Herkes sadece “yaptıkları ve yapmadıklarıyla” sorumlu olmayacakaynı zamanda “yapabilme ve kaçınabilme” seviyesiyle orantılı bir şekilde hesap verecektir. Bunun için iman derslerini okurken
bir kişinin imanını kurtarmanın ne büyük bir şeref ve nimet olduğu bilinciyle hareket edeceksiniz.
Peygamber Efendimiz (a.s.m.)“Bir kişinin imanını kurtarmak dünya ve içindekilerden hayırlıdır”
“Bir kişi senin vasıtanla imana girse
sahralar dolusu kırmızı koyundan hayırlıdır” buyurarak
iman hizmetinin önemini vurgulamıştır.
Kimse kurtulmuş insan değildir
Bir kişinin imanını kurtarmak dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıysakazanmak için ömür boyu çırpındığımız basit varlıkların ne değeri olabilir?
Dünyadan hissemize düşen basit ve küçük mal ve mülk için ahiret hizmetimizi tehlikeye atmaya değer mi?
Elbette değmez! Eğer bu eserleri tanıma bahtiyarlığına ermişsenizsakın kendinizi “kurtulmuş insan” gibi görmeyiniz. Sizin sorumluluğunuz başkalarından çok farklıdır. Çünkü siz yolcu değil
mürettebatsınız. Bu yüzden farklısınız.
Bediüzzaman’ıbütün rahatı bırakıp zahmeti tercih etmeye götüren sebep nedir? Bunun altında yatan sır
nurlu hakîkatleri
sana
bana
ona ulaştırma azmidir.
“Kur’an’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cenneti de istemem” diyeno değil mi? “Milletimin îmânını selâmette görürsem Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım” fedakârlığının altında yatan sır başka ne olabilir?
Okendisi için yaşamadı
bizim için yaşadı; tıpkı diğer mâneviyat büyükleri gibi...
İslâmkahramanların omuzlarında yükseldi
Eğer bir fikir uğruna hayatı hakîr gören milyonlarca kahraman olmasaydıİslâm dâvâsı bugün olmayabilirdi. ALLAH bu yüce dâvâsını bu büyük insanların omuzlarında yükseltti.
Mes’uliyet ve vazifenin takat getirmesi güç ağırlığısadece nebîlere ve velîlere has değildir. Kur’an’dan aynı dersi alan insanlar
sıradan bir mü’min gibi gözükseler bile
kabiliyetleri miktarınca mes’uliyetin ağırlığını hissederler.
Onun gönlünde yananmes’uliyet ateşidir. Onun gecelerini uykusuz bırakan
mes’uliyet şuurudur. Onu durup dinlenmeden çalıştıran
aç susuz bırakan
mes’uliyetin her şeyin üzerindeki ağırlığıdır. Bizi
sizi
onları bir ideal uğrunda koşturan
bu sorumluluk değil midir?
Ne diyor Asrın Bedîiİhlâs Risâlesinde?
“Ümmet-i Muhammedi (a.s.m.) sahil-i selâmete çıkaran sefine-i Rabbaniyede çalışan hademeleriz” demiyor mu? Bu hizmetin bir ihsan-ı İlâhî tarafından omzumuza konduğunu belirtmiyor mu?
Mürettebatsıradan insanlar gibi olamaz
Geminin mürettebatı uyumazuyuyamaz. Herkesin rahat etmesi için o dâimâ uyanık olmalıdır. Başkaları belki gönlünce dinlenip eğlenebilir; ama başkaları için yaşayanlar
sıradan insanlar gibi olamazlar.
Etrafımızda kimi insanlar görürüz... Başkaları rahatken onlar telâşlıdırbaşkaları gezerken onlar çalışmaktadır. Onları her zaman bitip tükenmeyen bir meşguliyetin içinde görürüz. Çünkü
onlar sadece kendilerini değil
başkalarını da düşünmektedirler. Belki onlar düşündükleri insanlardan daha fazla onlara acımakta
onlar için çırpınmaktadırlar. Çünkü onların örneği Resulullah’tır (a.s.m.).
Herkes uyurken sabaha kadar gözyaşı dökerek ümmeti için af ve mağfiret dileyen Resûlullah... Savaşta en öndecihadda en başta
ıstırapta en yüksekte olan Resûlullah... Âlemlere rahmet olduğu için âlemi düşünen Resûlullah...
İhsan şükür ister
Onu rehber edenelbette onu taklit edecek
ona benzemeye çalışacak; onun fedakârlığının
sorumluluk duygusunun
gayretinin hiç değilse bir zerresini göstermek için çırpınacak. Yoksa “ihsan-ı İlâhî tarafından omzuna konulmuş hizmetin” hesabını vermesi güçtür.
İhsan şükür ister. İhsangereğiyle amel etmeyi gerektirir. Başkalarından farklı olarak bazı gerçekleri bilmek
ALLAH’ın bir lûtfudur. Ancak bu lûtfun şükrü
onu muhtaçlara ulaştırmaktır. Eğer bu yapılmazsa
eğer kişi “farklı” olduğunu fark etmezse
eğer kendini sıradan kabul ederse
onun hesabı ağırdır
onun neticesi acıdır. Ama
ihsana karşı şükürle
hizmeti başkasına ulaştırmakla mukabele ederse
karşılığı ebedî saâdettir.
12. Risale-i Nur’u anlamak için Bediüzzaman’ı iyi tanıyın!
Belki de bukimilerine hiç de aklî ve ilmî gelmeyecektir; “Bir eseri anlamak için onun yazarını tanımak niçin gereksin?” diye düşünenler olacaktır. Gerçekten de
Risale-i Nur’u anlamak için Bediüzzaman Hazretlerini tanımak ve sevmek
fazla aklî ve ilmî değildir. Ancak akıl ve ilimden çok
hâlî
vicdanî ve hissî bir gerçektir.
Onu tanıyanseven ve şevkle eserlerini okuyan birçok insan
fazla tahsilleri olmadığı halde
okumuş nice insanın bilemediği imanî gerçekleri öğrenmiş
çevrelerine ışık saçmışlardır. Risalelere sevgiyle sarılmışlar
onu anlamayı kendilerine dert edinmişlerdir.
Evetbir insan
tanıdığı ve sevdiği kimsenin yazısını
eserini daha bir arzuyla okur
ondan istifade eder; hissen hoşlanmadığı bir kimsenin eserlerine de soğuk ve uzak olur.
Bu açıdan yaklaştığımızdaBediüzzaman Hazretleri
bütün ruh u canımızla sevip sayacağımız bir ulu şahsiyettir.
Oasrın söz sahibi
müceddididir
Çünküonun ilimde
ahlâkta
takvada
ibadette
zikir ve taatta
hizmet ve mücadelede
sevk ve idarede emsali yoktur. İlmî seviyesi tartışılmazdır. Çağının bütün âlimleriyle münazara etmiş ve hepsinde galip gelmiştir.
Takvadaibadette o kadar ileridir ki
tüm sıkıntılara rağmen nafile dahi olsa namaz ve evradlarını terk etmemiştir. Bir taraftan ibadetin en yüksek mertebesinde iken
diğer tarafta da her türlü şer güçlerin engellerine karşı tarihte emsalsiz bir hizmeti organize etmiştir.
Peygamberimizin (a.s.m.)“Âlimler
peygamberlerin varisleridir” hadisine lâyık olmuş
veraset-i nübüvvet makamında olan bir şahsiyettir. “Rüyada Bir Hitabe”de
geçen asırların mümessillerine niçin hesap vermiştir? Çünkü “asrın temsilcisi” seçilmiştir. Bir rüya-yı sadıkada meşhur Ağrı Dağı infilâk ederken
ona “İ’caz-ı Kur’an’ı beyan et” diyerek emreden mühim bir zat kimdir? Peygamberimizdir (a.s.m.). Büyük bir makamın görevlendirdiği şahıs
elbette büyüktür ve sevgiye lâyıktır.
Gelecek nesillerin imanının kurtulması için 35 yıl sürgün hayatı yaşamış40 ay haps-i münferidde kalmış
21 kez zehirlenmiş ve bunlar yetmiyormuş gibi
“Milletimin imanını selâmette görürsem Cehennemde yanmaya razıyım” diyecek kadar fedakârlık göstermiştir.
Basit bir hastalığa yakalansak çalışamıyoruz. Nezlegrip gibi gelip geçici rahatsızlıklar
çoğu kez programımızı aksatıyor. O ise
talebelerinden Mustafa Sungur’a
“Bende 10 hastalık var. Bunlardan birisi sizde olsa ayağa kalkamazsınız” demiştir.
Onca hastalıkyaşlılık
işkenceye rağmen
eser yazmaktan ve yaymaktan bir an geri durmamıştır.
Onuncu Söz’ü 500 kere okumuş
Bizim için her zaman istirahatini feda edenbir an bile durmadan sürekli üreten bir kimseyi elbette gönülden sevmek ve uyarılarını dikkatle yerine getirmek gerekir.
Bütün hayatını Kur’an’dan süzülen Risale-i Nur eserlerine vakfeden“Bunlar benim değil
Kur’an’ın malıdır” diyerek kendisi bile sürekli okuyarak istifade eden bir zatın tavsiyelerini elbette can kulağıyla dinlemeniz
şevkle yerine getirmeniz icap eder.
Kendisi yazdığı haldeOnuncu Sözü 500 kere okuması
onun risaleler hakkındaki nitelendirmelerinin ne kadar yerinde olduğunu gösterir.
Onun manevî makamınıKur’an’a ve İslâm’a olan hizmetini
şahsiyetini
meziyetlerini
faziletlerini anlatmakla bitiremeyiz. Baştan başa Risale-i Nur
sanki yazılı bir Bediüzzaman
kendisi de canlı bir Risale-i Nur’dur. Çünkü ne yazmışsa yaşamış
yaşamadığını da yazmamıştır.
Tarihçe-i Hayat ve onu görenlerin hatıralarından derlenen Son Şahitler dizisionun özelliklerini ve büyüklüğünü anlatan eserlerdir. Koskoca ciltler dolduran bir meseleyi
bizim birkaç sayfada anlatmamız zaten düşünülemez.
Ancak bir işaretle yetiniyoruz ve diyoruz ki: Onu tanımayı ve anlamayı da kendinize dert edinin. Onun nasıl manevî zirveleri tuttuğunu ve bizim henüz o zirvenin eteğinde bile olamadığımızı bilin. Onu hakkıyla tanıyıp sevin kieserlerindeki mânâ çiçekleri açılsın.
13. Risale-i Nur’u anlamak için özelliklerini bilin!
Öğrenmek istediğiniz bilim dalına olan ilgi ve sevginizo dalda elde edeceğiniz başarıyı etkiler. Ne kadar çok ilgi ve sevgi duyuyorsanız
o kadar çok istifade edersiniz.
Kimi öğrenciler matematik dersinden nefret ederama bir başkası problem çözmeye bayılır! En zor matematik problemleriyle uğraşmak bir zevktir onun için... Bu yüzden o derste başarılıdır.
Birçok ilim dalı insanları bir yönüyle ilgilendirir; ancak üzerinde durduğumuz “iman” ilmiinsanları kâinatın bütün varlıklarıyla birlikte ilgilendirir. İman
ibadet
ihlâs ve ahlâka dair bilgiler
insanı akıl
kalp
ruh ve diğer duygularıyla birlikte cezb eder. Çünkü iman
insanın bütün varlığını hareketlendiren
ışıklandıran
ona huzur ve sürur veren
onu mutlu eden bir güçtür.
İşte Risale-i Nurinsanın en mühim meselesi olan “nereden gelip nereye gittiği ve niçin yaratıldığı” gerçeğine tatmin edici cevaplar verdiğinden
onu okumak
anlamak ve hayata geçirmek bambaşka bir zevktir.
Risale-i Nur’un özelliklerinimeziyetlerini ve faziletlerini anlatmak için bir kitap yazmak bile yetmeyebilir. Bizim konumuz kısaca işaret ve hatırlatma olduğu için birkaç noktaya temasla yetineceğiz.
Risale-i Nur nasıl yazılıyordu?
Risale-i Nur’un en mühim özelliklerinden biribir insanın eseri değil
tam “bir ilham-ı İlâhî” olmasıdır. Bunun telifini anlatan Risale-i Nur’un ilk kâtiplerinden Şamlı Hafız Tevfik
Bediüzzaman Hazretlerinin sürekli ufuktaki bir noktaya bakarak söylediğini ve kendisinin de hızla yazdığını anlatıyor.
Öyle kio kadar ağır ve ilmî meseleler
âdeta bir konuşma yapıyor gibi bir hızla yazılıyor. Demek ki
Bediüzzaman Hazretlerinin emsalsiz ilmi yanında ALLAH’ın da büyük bir lütfu ve ilhamı vardır.
Hattâ İşarâtü’l-İ’cazsavaş meydanında
at sırtında yazılmıştır. Birçok ilim adamının çalışma masalarında okurken anlamakta zorlandıkları bir eserin
bilhassa sanki bir bilgisayar hesabı gerektiren huruf-u mukattaaya dair yazılan bölümlerin at sırtında yazılması
Üstadın harika ilmini
ihlâsını ve Cenab-ı Hakk’ın ikram ve ihsanını gösterir.
Müellif yaşayarak yazıyordu
Özellikle yazılan gerçeklerin yaşanarak kaydedildiğini düşünürsekbu eserlerin kıymeti bir derece daha anlaşılır. Sözgelişi
Ayetü’l-Kübrayı yazarken kıtalarda
asırlarda
yıldızlarda geziyor.
Üstad Hazretleri bir günSungur ve Ceylân Ağabeyleri odasına çağırıyor ve
“Ayetü’l-Kübrada kıtalarda
asırlarda gezen cevval ruh kimdir
biliyor musunuz?” diye soruyor. Onlar da kendisini kast ederek
“Evet
biliyoruz Üstadım” cevabını veriyorlar.
Demek kieserlerini yazarken
zaman ve mekânın dışına çıkıp konuyla ilgili âlemlere giriyor
göremediğimiz mânâ âlemlerinde ilhama mazhar oluyor. Bediüzzaman Hazretleri
eserlerinin birçok yerinde
“Sözler güzeldirler
fakat benim değildirler” diyerek
Cenab-ı Hakk’ın ikram ve ilhamına işaret ediyor.
Kaynağın kudsiyeti önemli
Bu hakikatRisale-i Nur’u okuma ve anlamada nasıl bir etki meydana getirir? O yazsa ne olur
ilham-ı İlâhî olsa ne olur?
Arada çok büyük bir fark vardır. İkinci şıktabu eserlerin bu asrın insanına ALLAH tarafından ihsan edilmiş bir kurtarıcı ve Kur’an’ın manevî bir mûcizesi gerçeği vardır. Elbette kaynağın kudsiyeti çok önemlidir. Bediüzzaman ise
Cenab-ı Hakk’ın bu asrın insanına bir kurtarıcı olarak gönderdiği bu harika tefsiri yazmaya ve yaymaya muvaffak olmuş
ilmiyle âmil
ihlâsıyla namdar muhteşem bir şahsiyettir.
Onun eserleri yazarken nasıl bir ilhama mazhar olduğunu şu olayda da görüyoruz: Bir günEmirdağda iken
hizmetine geç gelen bir ağabeye
“Kardeşim
az önce gelseydiniz
yaptığımız ders Kader Risalesine iyi bir zeyl olurdu” diyor.
Demek daha sonra yazamıyor; o kudsî kuşu avlayamıyor...
Eseri seversenizöğrenmeye çalışırsınız
Ayrıca Risale-i Nur’un üslûbuişleyiş tarzı
bakış açısı
temel mantığı muhteşem... Onu deli gibi sevmek
Zübeyir Ağabeyin müdâfaasında dediği gibi
“Kâğıt bulamazsak derimizi kâğıt
kanımızı mürekkep yapacağız” diyebilmek gerekir.
Bir eseri sever ve kıymetini takdir edersenizonu okumak ve anlamak için can atarsınız; sevgi ve takdiriniz ölçüsünde katlanacağınız zahmet ve fedakârlık da artar.
Risale-i Nurimanımızı kurtarıp İslâm’ı yaşama şuuru kazandırdığı için
onu okuyup anlamayı ciddî bir iş kabul etmek
mutlaka halledilmesi gereken bir mesele ve bu meseleyi dert edinmek şarttır.
Yoksa“Gerçekten faydalı bir kitap... Ara sıra okumak gerekir. Bende de var. Hattâ eskiden çok okurdum” mantığı
ondan istifadeyi temin etmez.
Bediüzzaman’ı iyi tanımak ve Risale-i Nur’un özelliklerini öğrenebilmek için Hizmet Rehberini tahlil ederek okumak gerekir. Eğer bu eserleri yeni bir heyecanla tekrar ele almak istiyorsanızHizmet Rehberini çok iyi müzakere etmelisiniz.
Risale-i Nur’u ilk günkü heyecan ve tazeliğiyle sevmenizdört elle sarılmanız
okuyup anlamanız için özel plân ve programlar yapmanız gerekir. Bir sonraki bölümde böyle bir programın teknikleri üzerinde duracağız.
Bediüzzaman'ı tanımadan külliyatların nasıl yazıldığını ne amaca hizmet ettiğini tam bilmeden laf etmesek iyi olur.
|