Konu içeriği: Sehâvet Sehâvet Cennet'te bir ağaçtır. Cömerd olan onun bir dalını yakalamıştır. O dal onu Cennet'e götürmeden bırakmaz... (Hadîs-i şerîf-Edeb-ül-Müfret) Sehâvet iyi huyların en yükseklerindendir.
SehâvetCennet'te bir ağaçtır. Cömerd olan onun bir dalını yakalamıştır. O dal onu
Cennet'e götürmeden bırakmaz... (Hadîs-i şerîf-Edeb-ül-Müfret)
Sehâvetiyi huyların en yükseklerindendir. (Muhammed Hâdimî)
SEHAVET VE KEREM
2149 - Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Sehâvet sahibi Allah'a yakındırinsanlara yakındır
cennete yakındır
cehennemden uzaktır. Cimri ise AIlahtan uzaktır
insanlardan uzaktır
cennetten uzaktır
cehenneme yakındır. Câhil sehâvet sahibini AIIah
cimri ibadet düşkününden daha çok sever."
TirmizîBirr 40
(1962).
AÇIKLAMA:
1- SehâvetAynî'nin açıklamasına göre
"Uygun olanı uygun olana vermek
kendi kazancından
herhangi bir karşılık almadan harcamaktır. Bu
güzel ahlaklardan biridir
hatta en başta gelenlerden biridir. Buhl (cimrilik) bunun zıddıdır."
Sehâvet dilimizde cömertlik olarak ifade edilir. Sahî de cömert demektir.
2- Sahî'nin yani cömert kişinin Allah'a yakın olmasından maksad mesafe yönüyle yakınlık değildir. Allah'ın rahmetine ve sevabına yakınlıktır. Zîra Allah'a mekan ve cihet nisbet etmek caiz değildir. İnsanlara yakın olması da onların muhabbetisevgi ve hürmet gibi manevi yakınlıklarını ifade eder
burada da mekan yakınlığı maksud değildir. Cennete yakınlık'tan murad mesafe yakınlığı olabilir
bu caizdir. Çünkü
malından Allah rızası için bol bol layık olan yerlerde sarfetmekle cennete götüren yola sülûk etmiş olmaktadır. Hadisler cennet ve cehennemin etrafını mekruhât ve şehevât perdelerinin sardığını belirtir. Kişi ameliyle birinden uzaklaşırken
diğerine yaklaşmaktadır.
Kişinin cennete yaklaşmasıcennetle kendi arasındaki perdeleri kaldırması demektir. Ulema
hayırlı amellerin ve hususan Allah rızası için yapılan harcamaların bu perdeleri refedip kaldırdığını beyan etmiştir.
Gazâlî der ki: "Cimrilikdünyaya bağlanmanın meyvesidir; cömertlik ise zühd'ün yani dünyaya kıymet vermemenin meyvesidir. Meyveye yapılan övgü
muhakkak ki meyveyi veren ağaca yapılmış olur. Cömertlik
gerçek tevhid ve hakikî tevekküle ermenin sonucudur. Yani Allah'ın yaptığı vaade ve rızık hususunda verdiği garantiye samimi olarak inanmaktan neş'et eder. Bunlar ise
hadiste işaret edilen tevhid ağacının meyveleridir. Cimrilik ise şirkten neş'et eder. Bu da sebeplere bağlanıp kalmaktan ve Allah'ın vaadi hususunda düşülen şekk'ten neş'et eder."
3- Tîbîsahî ve bahîl kelimelerinin harf-i tarifli yani ma'rife olarak gelmesini ahd-i zihnî olarak yorumlar ve: "Burada kastedilen sahî ve bahl'den murad
şeriatça sahî ve bahil addedilen kimsedir (örfçe
insanlarca sahî ve bahil addedilen değil)" der. Bu mütalaayı yaptıktan sonra şu neticeyi beyan eder: "Öyleyse
zekâtını veren Allah'ın emrine uymuş
O'nu tazim etmiş ve mahlûkâtına olan şefkatini ortaya koyup
malından vererek yardım elini uzatmış olmaktadır. Bu kimse Allah'a da yakındır
insanlara da yakındır. Makamı da cennetten başka bir yer olamaz. Böyle yapmayanın durumu da bunun aksidir. İşte bu sebeple
hadiste söylendiği üzere
cahil olan cömerti Allah
âbid olan cimri'den daha çok sever.
-----------------------------------------
ـ3ـ وعن أنس رَضِيَ اللّهُ عَنْه قالَ: ]كانَ رسولُ اللّهِ # َ يَدَّخِرُ شَيْئاً لَغَدٍ[. أخرجه الترمذي .
3. (2176)- Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yarın için hiçbir şey biriktirmezdi."[5]
AÇIKLAMA:
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın mümtaz vasıflarından biriyarın endişesi taşımaması idi. Bu sebeple kendisine ganimetlerden ayrılan payları ertesi güne bırakmadan dağıtırdı. Şarihler
Efendimiz'in bu hasletini
O'nun Cenâb-ı Hakk'ın "rezzâk" vasfına olan güveninin tamlığı ile îzah ederler.
Şunu da belirtelim kibazı rivayetler ailesi için bir yıllık nafaka ayırdığını haber verir. Şârihler bu iki rivayet arasında tearuz olmadığını belirtirler. Çünkü
Efendimiz
haznedâr ve taksim edici durumundaydı. Eline ganimet vs.'den herhangi bir mal ulaşınca derhal hak sahiplerine dağıtırdı. Bu esnada
başkalarına olduğu şekilde ailesine de haklarını verir idi
zîra fey'de onların da hakları vardı. İbnu Dakîkul-Îd der ki: "Yarın için hiçbir şey biriktirmezdi..." hadisi: "Kendi nefsi için biriktirmezdi.." şeklinde te'vil edilmelidir
"Ehli için bir yıllık yiyeceklerini ayırırdı" hadisi de her ne kadar onlarda iştiraki olsa da başkası için yapılan biriktirmeye hamledilmelidir." Münâvî şu açıklamada bulunur: "Ailesinin de
diğerleri gibi Allah'ın fey olarak verdiğinde hakları vardı. Onların nefisleri
haklarını yanlarında bulundurmadıkça mutmain olmuyordu. Resûlullah da onları
takatları haricinde bir şeye zorlamıyordu."
Yine MünâvîResûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı yiyecek biriktirmekten alıkoyan mahzuru "dağarcıkta olana güvenip Cenâb-ı Hakk'ın feyzinden talepten geri kalmak" olarak açıklar.
KÛTUB-U SİTTE.
|