Namaz

Konu içeriği: Namaz "Namaz ruhen ve kalben incelmek aczini ve fakrını bilerek Rabb'e (cc) yönelmektir. Namazın özü 'tesbih tahmid ve tekbir'dir. Kâinata baktığımızda aynı ibadetleri görebiliriz.

Namaz Googlede Ara

  1. Standart Namaz

    "Namaz
    ruhen ve kalben incelmek
    aczini ve fakrını bilerek Rabb'e (cc) yönelmektir.
    Namazın özü
    'tesbih tahmid ve tekbir'dir.
    Kâinata baktığımızda aynı ibadetleri görebiliriz.
    Namaz
    yaprakların hışırtılarında
    mevcudatın yaptığı tesbihi
    hissedebilme boyutudur.
    İnsan insan olarak yaratılmıştır
    dolayısıyla belli bir idrak sahibidir.
    Bu özelliğiyle o
    adeta bütün mahlukatı temsil makamındadır.
    O kadar ki eşyayı
    eşyanın ötesinde esmayı
    esmanın ötesinde Allah'ın sıfatlarını bilme iddiasıyla
    Cenab-ı Hakk'ı bilme gayreti içinde atını mahmuzlar
    o sahillere doğru yelken açar
    ve
    'Seni bilmek ve tanımak istiyorum Allah'ım! ' der.
    İnsan bütün mahlukatı idrak edebilen bir varlıktır.
    Hele hele günümüzde onun eşya ve hadiseleri
    hallaç etmesinden onun ne derece
    derinlemesine
    taşa-toprağa nüfuzlu olduğu görülmektedir.
    Yine ofiziğin kimyanın astrofiziğin tıbbın kanunları ile
    bunlara bir buud kazandırıp
    nice yüksek hakikatlere ulaşmaktadır.
    Buna rağmen günümüzde bir kısım insanlar
    eğer hâlâ dalâlet ve cehalet vadilerinde dolaşıyorsa bu
    onların ilme bakışlarındaki yanlışlıktan kaynaklanmaktadır.
    Onlar bakış açılarını ayarlayamamışlardır.
    Çünkü ilim imanın mihrabıdır.
    Bir insanın bilip de inanmaması
    iman mihrabına teveccüh edememesi düşünülemez.
    Mesela bir tıp diyelim; o baş döndürücü insan anatomisi
    insan fizyonomisi karşısında bir insanın inanmaması
    hayret verici bir durumdur.
    Onlar o denli bir ahenk içinde çalışmakta ki
    bu arızasız ve kusursuz sistemin hiçbirisi sebeplere bağlanamaz.
    Yine etrafa baktığımızda ağaçlar dimdik ayakta durur
    ve rüzgâr kendilerine dokundukça
    'Hu' 'Hu' diye Allah'ı tesbih ederler.
    Sular 'Hu' 'Hu' diye başını taştan taşa vurarak akar.
    Hasılı bütün varlık
    O'nunla kaimdir ve O'nu tesbih ederler.
    Dolayısıyla hepsinin kendine göre bir ibadet şekli vardır.
    Allah dostları
    ağaçların
    kendilerine has hışırtıları karşısında
    kendilerinden geçerler.
    Çünkü onlar
    o seslerin içinde
    meleklerin ve diğer ruhanilerin adeta soluklarını duyar
    onların kendi fıtrat kanunları içinde yatıp kalkmakla
    Allah'a karşı kulluk vazifelerini eda ettiklerini bilirler.
    Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de:
    'Allah hercanlıyı sudan yarattı:
    Kimi karnı üstünde sürünür
    kimi iki ayağıüstünde yürür
    kimi dört ayağı üstünde yürür.
    Allah dilediğini yaratır.
    Çünkü Allah her şeye kadirdir' (Nur 24/45) buyurmaktadır.
    Bu yönüyle insan
    namazda kıyamda durmakla
    adeta ağaçlara ait bir durumu görür ve:
    'Allah'ım bunlar yerlerinde duruyorlar
    eşya ile çok münasebete geçemiyorlar.
    Bir arı kadar dahi eşya ile münasebete geçemediklerinden dolayı
    garip kimsesiz ve yalnızlar.
    Allah'ım bu ne lütufdur ki
    ben bütün eşya ile münasebete geçebiliyorum' der.
    *** SÜBHANE RABBİYE'L-AZİM NE DEMEK?
    Yine yeryüzünde iki büklüm olmuş
    dört ayağı üzerinde emekleyip duran varlıklar vardır.
    Fıtratın kanunları içinde onlar da
    Rabb'ilerine karşı yaratılış görevlerini yerine getirirler.
    Zira o fıtrat üzere yaratılmış olmanın
    onların sırtlarına yüklemiş olduğu ödevler vardır
    .İşte insan onları bu vaziyette görünce:
    'Allah'ım mahlukat içinde iki büklüm olanlar da var.
    Bir hayat boyu iki büklüm ve şuursuzyaşıyorlar.
    Her ne kadar şuursuz yaşasalar da
    onlar Sen'i hisleri ile biliyor seziyorlar
    veya Sen'in kanunlarınla sağa sola sevkolunuyorlar.
    Ve böylece hayatlarını devam ettiriyorlar.
    Ama Sen bana bir şuur bir irade vermişsin.'
    deyip rükuya gider ve bütün bunları bana ihsan eden Sen'sin.
    Sen'i tesbih ve takdis ederim manasına
    'Sübhane Rabbiye'l-azîm' der.
    Sonra da yerde sürünüp emekleyen varlıkları görür
    onlarla kendi arasındaki mesafeyi düşünür
    ve Allah'ın kendisine olan
    lütuflarını mülahaza ederek
    secdeye kapanır.
    Neticede tevazuun bu derece mahviyetle bütünleşmesi içinde
    Allah'a en yakın olma anını elde eder.
    Bu yakınlığı değerlendirerek
    'Allah'ım ben nefsime çok zulmettim.
    Günahları ancak Sen affedersin.
    Öyle ise beni
    şanına layık bir mağfiretle bağışla
    bana merhamet et.
    Sen affedici ve merhametedicisin' der
    inler ve istiğfar dilenir.
    İşte mümin
    baştan sona namazın her rüknünde böylesi bir temsille
    ve duygu düşünceyle
    Rabb'inin huzurunda durur.
    Bütün mahlukat adına O'na kulluğunu arzeder.

    Ali Demirel"


  2. sorusorun
  3. Standart

    ALLAHU TEALA RAZI OLSUN KARDEŞİM
    RABBİM cümlemizi dosdoğru ve daim kılanlardan eylesin inşeALLAH


islamiyet | Google| validator.w3 | Review www.kunfeyekun.org on alexa.com|
islamiyet 10 von 10 235 Oy 5 Kritik
Din