Sabah namazı derlemeleri..........

Konusu 'ÖĞÜT !! NASiHAT !!! HAYAT DERSLERi' forumundadır ve YİĞİDO tarafından 1 Eylül 2011 başlatılmıştır.

  1. YİĞİDO

    YİĞİDO Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Rabbimiz Kur'anda şöyle buyuruyor: "Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar belli vakitlerde namaz kıl ve özellikle sabah namazını! Zira sabah namazı meşhuddur." Hem gece hem de gündüz melekleri sabah namazında hazır olurlar, şahid olurlar. Sabahleyin bütün kâinat uyanır. İsra Suresi 78. Ayetin Meali . . : Kur'an'dan Bir Mesaj : . . . "O halde onların söylediklerine sabret. Güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbinin yüceliğini ilan et, O'na hamdet. Gecenin bazı vakitlerinde, gündüzün bazı taraflarında da O'na ibadet et ki Allah rızasına eresin." [Tâ Hâ Suresi 20,130] Burada beş vakit namaza işaret edilmektedir. Âyette geçen hamd ile tesbihten maksat namazdır. Güneşin doğmasından önce sabah namazı, batmasından önceki: İkindi namazı, gecenin bir kısım saatleri: akşam ile yatsı, gündüzün bazı taraflarındaki namaz ise öğle namazıdır. . . . : Kur'an'dan Bir Mesaj : . . . "Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar belli vakitlerde namaz kıl ve özellikle sabah namazını! Zira sabah namazı meşhuddur." [İsrâ Suresi 17,78] Hem gece hem de gündüz melekleri sabah namazında hazır olurlar, şahid olurlar. Sabahleyin bütün kâinat uyanır. 'İyilikler, Kötülükleri Silip Giderir' Sahabeden Selman (ra) anlatıyor: Bir gün Hz. Osman'la birlikte oturuyorduk. O sırada müezzin ezan okumak üzere geldi. Onun gelişini gören Hz. Osman su istedi. Kendisine bir kap içerisinde bir avuç kadar su getirildi. Abdest aldıktan sonra şöyle söyledi: "Hz. Peygamber bir gün benim biraz önce aldığım gibi abdest alarak şöyle buyurdular: "Kim benim abdest aldığım gibi abdest alır ve sonra da kalkıp öğle namazını kılarsa sabah ile öğle arasındaki günahlarına kefaret olur. Sonra ikindi namazını kılarsa öğle ile ikindi arasındaki günahlarına kefaret olur. Sonra akşam namazını kılarsa, akşam ile ikindi arasındaki, yatsı namazını kıldığında da akşam ile yatsı arasındaki günahlarına kefaret olur. Bundan sonra insan gece boyunca çeşitli günahlar işleyebilir. Ancak sabah olduğunda kalkıp abdest alarak sabah namazını kılarsa bu, onun gece boyunca işlemiş olduğu günahlarına kefaret olur. İşte bu namazlar, "İyilikler günahları siler" [Hud: 11/114] ayetinde belirtilen iyiliklerdir." [Terğib] 'Senin Günahının Kefareti Budur' Taberani'nin kaydettiğine göre, Ali bin Ebu Talib (ra) şöyle anlatmıştır: Bir gün mescitte Hz. Peygamber'le -salât ve selam ona olsun- birlikte oturmuş namazı bekliyorduk. Bu sırada adamın birisi Hz. Peygamber'in yanına gelip: "Ey Allah'ın Resulü! Ben bir günah işledim" dedi. Hz. Peygamber ona cevap vermedi. Namaz kılındıktan sonra adam sözlerini bir daha tekrarladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Sen şimdi bizimle birlikte namaz kılmadın mı? Bu namaz için de güzel bir abdest almadın mı?' diye sordu. Adamın 'Evet' demesi üzerine de: "İşte bu namaz, işlemiş olduğun o günahın kefaretidir" buyurdular. [Taberani] hadis4.jpg Abdest alarak sabah namazını kılarsa,onun gece boyunca işlemiş olduğu günahlarına kefaret olur.İşte bu namazlar,İyilikler günahları siler [Hud: 11/114] ayetinde belirtilen iyiliklerdir. Adeta Küçük Bir Ramazan; Zilhicce'nin İlk 10 Günü Ramazanın yarısından sonra başlayan ayrılık hüznü, Kadir Gecesi'nden sonra artar ve son teravih-son oruçla birlikte zirveye çıkar. Artık rahmet ve mağfiret ayı bitmekte, bire bin verilen geceler veda etmektedir. Maneviyata duyarlı nice mü'min gözyaşı döker, hatta bayramı buruk geçirir. Şevval ayında tutulan 6(altı) oruç acılı yüreklerimizi bir derece teskin eder. Sanki Ramazan'ın küçük bir devamı,uzantısını yaşarız. Kurban Bayramı'ndan önceki Zilhicce'nin ilk 10(on) günü ise, Ramazandaki bol sevaplı ve çok feyizli ibadetlerden ayrılan mahzun gönüllerimize âdeta bir "teselli armağanı"dır. "Keşke Ramazan biraz uzun olsaydı…" ya da "Ah, Ramazanı hakkıyla ihya edebilseydim…" diye yanan gönüllerimize muhteşem bir fırsattır bu 10(on) gece. Kur'an-ı Kerim'de Fecr Suresi'nin başında, "On geceye yemin olsun ki…" ifadeleriyle bahsedilen bu on gecenin ne muazzam bir hazine olduğunu ne yazık ki hakkıyla bilemiyoruz. Bazı kaynaklarda bu 10(on) gecenin Ramazan'ın son 10(on)günü veya Muharrem'in 10. cu onuncu gününe (Aşure Gününe) kadar olan 10(on) gün olduğu kayıtlı olsa da genel görüş ve kabul, bu mübarek 10(on) günün Zilhicce ayının ilk 10(on) günü olduğudur. Yani her senenin Kurban Bayramından önceki ilk 9(dokuz) günü ve Kurban bayramı günü olmak üzere tam "10(on) gün" Zilhicce, umumi af ve bağışlanma ayıdır Kamerî ayların 12'ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm'ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır. İşte bu mübarek ayın yukarıda da ifade ettiğimiz birinden onuna kadar olan zaman dilimi "leyâli-i aşere", yani 10(on) mübarek gecedir. Onuncu gün Kurban Bayramı'nın ilk günüdür. İşte bu günlerin kıymetini anlatan Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) muhteşem müjdesi: "Allah'a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce'nin ilk 10(on) gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir." (Tirmizi: Savm, 52; İbn Mace: Sıyam, 39) Demek ki, bugünlerde tutulan bir oruç, 360 gün oruca bedel olabilir. Rabbimizin rahmet ve bereketi o kadar coşmaktadır ki, 1(bir) günlük oruca 1(bir) yıllık oruç sevabı vermektedir. Böyle güzel ve tatlı bir müjdeye ilgisiz kalmak mümkün mü? Bu gecelerin Kadir Gecesine benzetilmesi ise, ayrı bir güzelliktir. Çünkü, Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır ve 83 yıllık ibadete bedeldir. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin Yine Efendimizden (s.a.v.) harika bir teşvik cümlesi: "Allah indinde Zilhiccenin ilk 10(on) gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi(Subhanallah), tahmidi(Elhamdülillah), tehli(Lilâilâheillâllah) ve tekbiri(Allahu ekber) çok söyleyin!" (Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257) Tesbih, sübhanallah; tahmid, elhamdülillah; tehlil, lâilâheillâllah; tekbir ise Allahu ekber demektir. Tesbih, tahmid ve tekbirin namazın çekirdekleri hükmünde olduğunu düşünürsek, bugünlerde nafile namazları arttırmanın ne kadar büyük sevap olduğunu anlayabiliriz. Yukarıdaki hadisi destekleyen şöyle bir rivayet daha vardır: "Günlerden hiçbiri yoktur ki onlarda yapılan bir iş Zilhicce'nin ilk on gününde yapılan işten daha faziletli ve yüce, Allah'a daha sevimli olsun…" (Tirmizi, Savm: 52; Darimî, Savm: 52) İbni Abbas'ın şu rivayeti ise, bugünlerdeki ibadetin cihattan bile faziletli olduğunu gösteriyor: Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyurdu: "Allah katında içinde bulunduğumuz şu günler (Zilhicce'nin ilk on günün)deki salih amelden daha sevimli (salih amelin bulunacağı) başka günler yoktur." Sahabeler, sordular: "Ya Resulallah, Allah yolunda cihat da mı?" Resulullah (s.a.v.) cevap verdi: "Evet, Allah yolunda cihat da. Meğerki bir adam canıyla ve malıyla cihada çıkıp da kendisine ait mal ve candan hiçbir şeyi geri getiremez olursa, o başka." (İbni Mâce, Sıyam: 39.İbni Hacer, 5:119) Buna göre, cihada çıkıp malını feda edip kendisi de şehit olan kimsenin ameli bu on gündeki amelden daha faziletlidir. Arefenin yeri başkadır Bugünlerde oruç tutup, gündüzünü ve gecelerini de ibadetle geçirmek hem affa, hem de büyük sevaplar elde etmeye vesile olur. Bu on gün içinde Arefe gününün yeri ise bambaşkadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Arefe günü tutulan oruç hakkında şöyle buyurmaktadır: "Arefe günü tutulan oruç, geçmiş bir senenin ve gelecek senenin günahlarına keffaret olur." (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 457) Hz. Ebu Bekir'in oğlu Abdurrahman, Arefe günü kardeşi Hz. Aişe'nin (r.a.) huzuruna girdi. Hz. Aişe oruçlu olduğu için hararetten dolayı üzerine su dökülüyordu. Abdurrahman ona: "Orucunu boz" dedi. Hz. Aişe: "Resulullahın (s.a.v.), 'Arefe günü oruç tutmak, kendisinden önceki senenin günahlarına keffaret olur' dediğini işittiğim halde iftar mı edeyim?" dedi. (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 458) "Keffaret olur", günahları örter, affettirir, demektir. Bizim gibi neredeyse bir günah denizinde yüzen ahir zaman Müslümanları için bundan daha büyük bir müjde olabilir mi? İşte af ve mağfiret fırsatı! Başka bir rivayette ise Hz. Aişe şöyle demiştir: "Arefe gününün orucu 1000(bin) gün oruç tutmak gibidir." (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 460) Demek ki, bir günlük arefe orucu, 3(üç) yıllık normal günlerde tutulan oruç sevabına denktir. Efendimiz, bugünün faziletini şöyle anlatır: "Arefe günü gelince, Yüce Allah rahmetini saçar. Hiçbir gün o günde olduğu kadar insan cehennemden azat olunmaz. Kim Arefe günü gerek dünya ve gerekse âhiret ile ilgili olarak Allah'tan bir şey isterse, Allah onun dileğini karşılar." Yine konuyla ilgili bir hadis şöyledir: "Arefe gününden daha faziletli bir gün yoktur. Allahü Teala o gün, yer ehli ile meleklere karşı övünür ve (Arafat'taki hacıları kast ederek) şöyle buyurur: 'Kullarıma bir bakın. Saçları başları dağınık, toz toprak içinde her uzak ilden bana geldiler. Bu hâlleri ile onlar, rahmetimi ümit etmekteler, azabımdan dahi korkmaktalar. Şahit olunuz, onları bağışladım. Onların yerlerini cennet eyledim.' Melekler derler ki: 'Onların arasında biri var ki; yalancıktan bu işi yapar. Falan kadın da öyle.' Allahü Teâla şöyle buyurur: 'Onları da bağışladım.' Arefe günü olduğu kadar, hiçbir gün cehennemden daha çok azat edilen olmaz." Bu arada şunu hatırlatalım: Hadislerde zikredilen Zilhicce'nin ilk 10(on) gününden maksat ilk 9(dokuz) günüdür. Çünkü Zilhicce'nin 10. cu (onuncu) günü Kurban Bayramı'nın birinci günüdür, bugün oruçlu olmak caiz değildir,HARAMDIR; ancak o gün de ibadet günüdür. Müstehap olan oruç, Kurban Bayramı'ndan önceki ilk dokuz gündür. On geceye ise, Kurban Bayramı'nın gecesi dahildir. Çünkü geceler önce gelmektedir. Ayrıca Zilhicce'nin 8.ci (sekizinci) gününe "terviye günü" dokuzuncusuna "Arefe günü"; Kurban bayramı gününe (onuncu güne) "nahr=kurban günü", ondan sonraki üç güne de "teşrik günleri" denilmiştir. Bu günlerde kazası olmayanlar, beş vakit namaza ilaveten nafile ibadetlere de ağırlık vermelidirler. Kazası olanlar ise daha çok kaza namazları kılmalıdırlar. Bu on günü hangi ibadetlerle değerlendirmeliyiz? Her şeyden önce her zaman ve zeminde en vazgeçilmez ibadet olan beş vakit namazı asla ihmal etmemeliyiz. Çünkü, hiçbir nafile ibadet farzların yerini tutamaz. Namazlarda cemaate katılmak için gayret etmeli, daha bir dikkat ve huşu ile eda etmeliyiz. Mümkünse bugünlerde oruç tutup zamanımızı Kur'an, istiğfar, salavat, zikir ve dua ile geçirmeliyiz. Her zaman yapamayanlar bile hiç değilse bugünlerde kuşluk, evvabin, teheccüt gibi namazları kılmalı, affa nail olmak için çırpınmalıdır. Hatta affa ve rızaya nail olmayı hedef kabul ederek, bu on günü sanki Ramazan'ın son on günüymüş gibi geçirmeliyiz. Buna güç yetiremeyenler, hiç değilse arefe gününü ve bir gün öncesini oruçla ve ibadetle geçirmelidirler. On gece içinde, bilhassa terviye, arefe ve bayram gecelerini ihya etmenin özel bir yeri vardır. Arefe günü 1000(bin) İhlâs Suresi okumak çok faziletlidir. Çünkü arefe, tevhidin, azamet ve kibriyanın tam hissedilip ilan edildiği gündür. Bunun için Arefe gününün sabah namazında başlayıp bayramın 4. cü (dördüncü) gününün ikindi namazına kadar 23 vakit farzlardan sonra teşrik tekbirlerini getirmek vaciptir. Hatta bu tekbirleri on gün içinde müsait oldukça söylemek büyük sevaptır. Bugünlerde milyonlarca mü'min haccetmek için mukaddes topraklara gitmiş, kimi Kâbe'yi tavaf ediyor, kimi ağlayarak dua ediyor, kimi Medine'de Ravza-yı Mutahhara'da gözyaşı döküyor, kimi zikir ve dua ile sa'y ediyor, kimi Makam-ı İbrahim'de gözyaşıyla namaz kılıyor, kimi Mültezem'de af için yalvarıyor… Hepsi kendileri ve mü'minler için af, mağfiret, rıza, tevfik ve hidayet istiyor. Arefe günü ise, hepsi Arafat'a gelmiş, TELBİYE denilen "Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk" sadalarıyla asumanı inletiyor, gözyaşıyla kıldıkları namaz ve ettikleri dua ile Rabbimizin rahmetine sığınıyor. İşte kendimizi hayalen hacda hissetmek, onları izleyerek kendimizi onların içinde saymak yoluyla manevî bir hâl kazanabiliriz. İnşallah dua ve ibadetlerimizin hacıların yaptıkları ubudiyete dahil olmasını ümit ederek ibadet edelim. Şunu da unutmayalım ki, hadislerde verilen müjdelere nail olmak için o günleri nicelik ve nitelik olarak en üst seviyede değerlendirmemiz gerekir. Böylece bambaşka bir halete bürünür, ibadetin hazzını yaşar, inşallah Kurban Bayramı'na affedilmiş olarak girebiliriz. -"Allah indinde Zilhiccenin ilk 10(on) gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi(Subhanallah), tahmidi(Elhamdülillah), tehli(Lilâilâheillâllah) ve tekbiri(Allahu ekber) çok söyleyin!" (Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257) - Kamerî ayların 12'ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm'ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır. Bu mübarek ayın birinden onuna kadar olan zaman dilimi "leyâli-i aşere", yani on mübarek gecedir. Onuncu gün Kurban Bayramı'nın ilk günüdür. - Bu on günde beş vakit namazı asla ihmal etmemeliyiz. Namazlarda cemaate katılmak için gayret etmeli, daha bir dikkat ve huşu ile eda etmeliyiz. Mümkünse bugünlerde oruç tutup zamanımızı Kur'an, istiğfar, salavat, zikir ve dua ile geçirmeliyiz. Her zaman yapamayanlar bile hiç değilse bugünlerde kuşluk, evvabin, teheccüt gibi namazları kılmalı, affa nail olmak için çırpınmalıdır. On Günlük İhyanın Püf Noktaları - Birçok insan bugünlerin kıymetini bildiği halde günlük işlerin ve ilişkilerin içinde tam bir ihya programı yapamıyor. Ya unutuyor ya dünya işlerine zaman ayırıyor ya da tam istifade edemiyor. Bunun için şu basit, ama etkili tavsiyelere dikkat edin: - Her yılın Kurban Bayramı öncesi 9 günü ile Kurban Bayramı gününü yani Zilhicce'nin ilk on gününü ajandanıza veya her gün gördüğünüz bir yere not edin. Bu on gün içinde sizi meşgul edecek misafirlik, yolculuk ve yorucu işlerden uzak durun. Bu tür programları ya öne alın veya erteleyin. - Seçici olmadan maç, dizi, haber izlemek gibi boş ve sizi ilgilendirmeyen işlere zaman ayırmaktan her zaman kaçının; bu on günde ise daha bir titiz olun. - Bugünlerde sağlığınıza özel bir önem verin ki, ibadet ve zikirden geri kalmayın. Ameliyat ve uzun tedavileri bugünlere denk getirmeyin. -Eğer ev hanımı, emekli, yaşlı gibi mesaiye bağlı bir işiniz yoksa bu on günü sanki i'tikafa girmiş gibi dolu dolu geçirin. - Öğrenci, memur, işçi gibi belirli bir uğraşınız varsa, mümkün olduğu kadar izin ya da tatil günlerinde oruç ve ibadete ağırlık verin. - İş, okul vs. sizi mutlaka meşgul etse bile aralardaki "ölü zamanları" değerlendirin. Bunlardan kastımız, iş ve okula gidip gelirken, teneffüs, sıra bekleme gibi durumlardaki boş zamanlardır. Bu zamanları Kur'an, salavat, dua, istiğfar ve zikirle değerlendirin. - Yanınızda sürekli küçük ebatlı bir Kur'an veya bir evrad kitabı taşıyın. Boş zamanlarda birkaç sayfa bile okusanız kârdır. - Kur'an okumasını bilmeseniz bile, ezberinizde olan sureleri defalarca okumanız büyük sevaptır. - Bu on gecede daha az uykuyla idare edin ve uykunuzu kaçıracak çay, kahve gibi içecekleri daha çok tüketin. - On günün hepsinde oruçlu olamadıysanız fırsat bulduğunuz gün Cuma'ya denk gelse bile yine oruç tutun. Çünkü, başka günlerde tutmaya imkanı olduğu halde Cuma günü tutmak mekruhtur. Öyle bile olsa, mekruh sevabından biraz eksilir demektir, yoksa hiç tutmayan zaten hiç sevap kazanmamış olur. - Zaman kazanmak için bayramlık ve kurbanlık alış verişini önceden yapmaya çalışın. Cemil Tokpınar Moral Dünyası Dergisi
  2. YİĞİDO

    YİĞİDO Üye

    GÜNE NASIL MI BAŞLAMALI? İnsan, en iyisi, bunun çeşitli tedbirlerini uygulayarak, imsâk’tan 1 saat kadar önce uyanmalı.Uyku mahmurluğundan çabuk kurtulmak ve metabolizmayı hızlandırmak için; biraz tatlı meyve, içecek gibi şeylerin tadına bakamlı. Veya kuvvetli bir kahvaltı yapmalı. İmsâk’tan önce, 2 (ikişer) rekattan toplam 8(sekiz) rekat teheccüd namazı kılmalı,bu vesileyle de kaza namazı borcumuz varsa onları da aradan çıkarmalı. İmsâk’tan sonra, sabah ezanına kadar, Kur’an, zikir ve tefekkürle meşgul olmağa çalışmalı. Ezan okununca, sabah namazının sünnetini evde, farzını ise camide cemaatle kılmalı. Namaz sonrasında, zihnin o en verimli zamanında vakti müsaitse faydalı ilimle meşgul olmalı. Araç kullanmadan ve oturarak seyahat ediyorsa, süreyi faydalı okumalarla değerlendirmeli.Seyahatinin süresince, yanındakilerle ve gün boyunca da kimseyle, mâlâyâni konuşmamalı. TV denilen o malum cihazın, en kıymetli sermaye olan ömrünü mahvetmesine izin vermemeli. Ömür, birer günlük birimler halinde yaşanır. Ömrün günleri nasıl yaşanıyorsa, ömür de öyle yaşanmış olmaktadır. Her günü iyi yaşamak için, güne iyi bir başlangıç yapmakta fayda vardır.
  3. YİĞİDO

    YİĞİDO Üye

    SÜLEYMAN SARGIN Sofranızda misafir eksik olmasın Bir ikram ve paylaşma mevsimine daha kavuşmanın huzurunu yaşıyoruz. Aslında ikramın ya da elindekini paylaşmanın bir mevsimi olmamalı. Ancak mübarek Ramazan, insanın içinde potansiyel olarak bulunan güzelliklerin ortaya çıkması için önemli bir fırsat. İkram ve paylaşma da insanoğluna Yüce Yaratıcı tarafından verilen önemli hasletlerden. Elindekini bir başkasıyla paylaşabilmek cömertliğin, cömertlik de imanın alametidir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir hadislerinde "Kim Allah'a ve Resûlü'ne inanıyorsa misafirine ikramda bulunsun!" buyurarak, cömertliğin ve paylaşma duygusunun temelinde imanın olduğunu vurgulamıştır. Bütün güzelliklerde olduğu gibi vermede ve ikramda bulunmada da en güzel örnek Nebiler Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem)'dir. O, her mevzuda olduğu gibi bu mevzuda da Cenâb-ı Hakk'ın en zirvede bir halifesiydi.. ve yeryüzünde O'ndan daha kerim bir ikinci insan gösterilemezdi. O isteseydi, dünyanın en zengin insanı olabilirdi. Bir fikir vermesi bakımından, sadece Huneyn'den O'nun payına düşen ganimetten 1/5(beşte biri) arz etmek yerinde olacaktır: 40.000 koyun, 24.000 deve, 6.000 esir, 4.000 dirhem gümüş ki, 1(bir) dirhem 4(dört) kilo demektir. Diğer muharebelerde elde edilen ganimetlerle krallardan gelen hediyeler de düşünülecek olursa, Efendimiz'in oldukça müreffeh bir hayat yaşamasına mani hiçbir şey yoktu. Ancak O, en fakir bir insanın yaşadığı hayatı yaşıyor, eline geçenleri ise bütünüyle halka dağıtıyordu. İbn Abbas'ın ifadesiyle, bilhassa Ramazan ayında O, önüne kattığı her şeyi sürükleyip götüren bir rüzgâr gibi cömert kesilirdi. Yani, elinde-avucunda kalan en son şeyleri de dağıtıverirdi. Bu, bir ruh ve irade meselesiydi. O, hiç kendi için yaşamamış, sürekli başkalarının mutluluğunu düşünmekten ömrü boyu kendini düşünmeye fırsat bulamamıştı. O, kendisinden bir şey istenildiğinde varsa verir, olmadığı takdirde de vaad ederdi. Bazen üzerine giydiği tek elbisesini bile isteyen olur, O da hiç çekinmeden hemen verirdi. Ebu Hureyre'nin bir rivayeti, bulunmamız gereken noktayı anlatması açısından oldukça manidardır: Efendimiz'e bir adam geldi ve; "Ey Allah'ın Resûlü! Ben muhtaç ve dermansızım." dedi. Bunun üzerine Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), derhal kendi evine haber gönderdi. Ancak evden; "Seni hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki, evimizde sudan başka bir şey yoktur." cevabı geldi. Bunun üzerine Yaver-i Ekrem; "Bu adamı bu gece misafir edecek yok mu? Allah ona rahmet eylesin." dedi. Ensar'dan bir kişi kalktı; "Ben varım ey Allah'ın Resûlü!" dedi ve hemen o adamı alıp evine götürdü. Eşine evde yiyecek bir şeyler olup olmadığını sordu. Eşi; "Vallahi evde küçük çocuklarımın azığından başka bir şey yok." dedi. Adam, "O halde sen, çocukları bir şeyle avutup eğlendir. Misafirimiz içeriye girdiği zaman kandili söndürüver de o bizim de yediğimizi zannetsin. O, yemeğe uzandığında sen kandile doğru kalk da onu söndürüver." diye talimat verdi. Nihayet sofraya oturdular ve misafir karanlık odada önüne konulan yemeği yedi. Ev sahibi, karanlıkta yemeğe kaşık sallamış ama misafiri aç kalmasın diye hiçbir şey yememişti. Sabah olup da Efendimiz'in huzuruna varınca Nebiler Sultanı; "Bu gece Allah, her ikinizin misafirinize karşı yaptığınız muameleden çok hoşnut oldu." buyurdu. Zira bu hadisenin üzerine Haşir Sûresi'nin 9. ayeti kerimesi nazil olmuş ve Allah bu bahtiyar aileye; "Onlar, ihtiyaç içinde olsalar da başkalarını kendilerine tercih ediyorlar." beyanıyla iltifat buyurmuştu. Sahabenin önde gelenlerinden Abdullah b. Ömer'in, yanında bir yetim olmadan hiçbir zaman sofraya oturmadığı rivayet edilir. Zira evde misafir ağırlamak, yedirip içirmek imanın bir tezahürü olarak kabul edilmiştir. Abdülkadir Geylani Hazretleri, "Cenab-ı Hakk'ın namazdan sonra en çok hoşlandığı ibadet, kulların birbirlerine ikramda bulunmalarıdır." buyurarak, bu hususa işaret eder. Dolayısıyla gerek mesai yoğunluğundan gerekse nefsimizin sürekli ertelemelerinden kaynaklanan sebeplerle birazcık ihmal ettiğimiz evde iftar ya da sahur verme âdetimizi yeniden hayata geçirmenin, evimizi, soframızı misafirlerle donatmanın, rahmete ve berekete davet çıkarmanın tam zamanıdır. Haydi öyleyse... * * * * * * * * * * * * Çocuk ağlayınca namazı çabuk bitirdi Allah Resûlü, herkesin kendisinden istifade ettiği rahmet timsali bir insandı. Mü'min, O'ndan istifade eder; çünkü O, "Ben mü'minlere, kendilerinden daha yakınım." buyurmaktadır. Biz O'nu kendi canımızdan daha çok severiz; Allah Resûlü de kendisine bu denli muhabbet besleyenleri aynı ölçüde sever; çünkü O, en büyük mürüvvet insanıdır. Bu, bir muhakeme ve mantık sevgisidir. Bu sevginin hissî yanı olsa da daha çok mârifet buudlu ve mantık derinliklidir. Şayet kurcalanıp işlettirilebilse insanda öyle bir kökleşir ki; insan, Mecnun'un Leyla'sını aradığı gibi her yerde Resûlullah'ı arar durur. Arar durur da her adını anışta burnunun kemikleri sızlar ve O'nsuz geçen hayatı, kendisi için bir hicran kabul eder.. ve O'nun için bir ney gibi inler gezer. Evet, Allah Resûlü bize kendi nefislerimizden daha yakındır. Nasıl olmasın ki, biz nefislerimizden çok kere kötülük görürüz. Hâlbuki O'ndan hep kerem, iyilik, merhamet, şefkat ve mürüvvet gördük. O, Allah'ın rahmetinin temsilcisidir. Öyleyse elbette bize bizden daha yakındır. Dünya ve ahirette Allah Resûlü, mü'minlere kendilerinden daha yakın olma keyfiyetiyle bir rahmettir. O'nun bu rahmet yönü ebedlere kadar da devam edecektir. O, münafıklar için de bir rahmettir. Münafıklar, bu engin rahmet sayesinde dünyada azap görmediler. Camiye geldiler, Müslümanların içinde dolaştılar ve Müslümanların istifade ettiği bütün haklardan istifade ettiler. Allah Resûlü, onlar hakkında perdeyi yırtmadı. Onların çoğunun iç yüzünü biliyordu. Bununla beraber İslâm onları fâş etmedi. Kâfir de Allah Resûlü'nün rahmetinden istifade etmiştir. Zira Cenâb?ı Hak, daha önceki millet ve kavimleri küfür ve isyanları sebebiyle toptan helâk etmiş olmasına karşılık, Allah Resûlü'nün bi'setinden sonra toptan helâk etmeyi kaldırdı, dolayısıyla da insanlar, böyle bir azap çeşidinden kurtulmuş oldular. Bu da kâfirler için dünya adına büyük bir rahmettir. O, yerinde ağlayan bir çocuk görse oturur, onunla ağlar, inleyen ananın ızdırabını vicdanında duyardı. İşte Hz. Enes'in rivayet ettiği bir hadis ve O'nun dillere destan şefkati: "Ben namaza duruyor ve onu uzun kılmak istiyorum. Sonra bir çocuk ağlaması duyuyorum. Annesinin ona duyacağı heyecanı bildiğim için hemen namazı hızlı kılıp bitiriyorum." Allah Resûlü, namazlarını oldukça uzun kılardı. Bilhassa nafile namazları, sahabinin bile tâkatini aşacak mahiyette idi. İşte O, böyle bir namaz kılma niyetiyle namaza duruyor, sonra da namaz esnasında bir çocuk ağlaması duyunca hemen namazı hızlandırıyordu. Çünkü o günlerde kadınlar da Allah Resûlü'nün arkasında namaz kılmak için cemaate iştirak ediyorlardı. Efendimiz, ağlayan çocuğun annesi mescitte olabilir mülâhazasıyla namazı hızlandırıyor ve böylece kadını rahatlatıyordu. (Sonsuz Nur'dan...)
  4. YİĞİDO

    YİĞİDO Üye

    Ameller ALLAH-u Teâlâya Pazartesi,Perşembe günleri arz edilir.Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini istiyorum. buyururdu." "Receb-i Şerifin 1 gün başında,1 gün ortasında ve 1gün de sonunda oruç tutana,Recebin hepsini tutmuş gibi sevap verilir". ÜÇAYLARA GİRİNCE OKUNACAK DUA Mübarek üç aylardan ilki olan Receb ayının önemi ve değeri hakkında Enes b. Malik ( radyallahü anh)'dan şöyle rivayet edilir: Receb ayı girdiğinde Hazreti Peygamber (AVS) şöyle derdi: ”ALLAHÜMME BARİK LENA Fİ RACEBE VE ŞA’BANE VE BELLIĞNA RAMEDAN” "ALLAHIM! Recep ve Şaban'ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan'a ulaştır." (Ahmed bin Hanbel, Müsned, 1/259) "Recep ayı ALLAH’IN ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır." (Aclûnî, Keşful-Hafâ, 1/423) *Recep ayına girince yedi defa “Estağfirullâhe'l-Azîme'llezî la ilahe illâ hû el-Hay-yü'l-Kayyûmu ve etûbü ileyh. Tevbete abdin zâlimin li-nefsihî lâ-yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ.” Mânâsı: “Hayat sahibi olan, her şeyi idare edip ayakta tutan, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan ALLAH'tan mağfiret dilerim. Kendi nefsine zulmetmiş kulun tevbesi gibi Ona tevbe ederim. Öyle bir kul ki, kendi nefsi adına ne ölüme, ne hayata ve ne de tekrar dirilmeye sahip değildir.” Denirse ALLAH-U TEALA Bu kulumun günah defterini yırtın emrini verir.” *Hazreti. Aişe ( radyallahü anh ) validemiz, “Resûlullah, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmaya çok önem verirdi.” buyuruyor. Çünkü Hadis-i Şerifte, Ameller ALLAH-u Teâlâya Pazartesi ve Perşembe günleri arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini istiyorum. buyururdu.” (Tirmizî) *“Receb büyük bir aydır. Allahu Teala bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında 1(bir) gün oruç tutana, 1(bir) yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. 10(On) gün oruç tutana, ALLAH istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, Geçmiş günahların affoldur der. Receb ayında ALLAH ü Teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti.” [Taberânî] “Kim Receb ayında, takva üzere 1(bir) gün oruç tutarsa, oruç tutulan günler dile gelip Ya Rabbi onu mağfiret etderler.” [Ebû Muhammed] "Cennete bir saray vardır ki, ona Recep ayında oruç tutanlardan başkası giremez." “ALLAHü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.” “Receb-i Şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Recebin hepsini tutmuş gibi sevap verilir”. [Miftah-ül-cenne] ”Ramazan ayı dışında ALLAH rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.” [Ebu Yale] • Receb ayında yapılan dua kabul edilir, günahlar affedilir. Bu ayda günah işleyenin cezası da kat kat olur. Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyuruyor: "Recepte bir gün ve gece vardır ki, o günde oruç tutan ve gece namazı kılan için 100(yüz) sene oruç tutmuş ve yüz sene ibadet etmiş gibi ibadet sevap verilir." “Receb-i Şerîfin 1.ci gününde oruç tutmak 3(üç) senelik, 2.ci günü oruçlu olmak 2(iki) senelik ve yine 3.cü günü oruçlu bulunmak 1(bir) senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.buyuruyorlar.” (Camiü-s Sağir) "Receb’in ilk cuma gecesini ihya edene, ALLAHü teâlâ, kabir azabı yapmaz. Duâlarını kabul eder. Yalnız, 7 kimsenin duasını kabul etmez: Faizci, Müslümanları aşağı gören, ana babasına eziyet eden, Müslüman olan ve dinin emirlerine uyan kocasını dinlemeyen kadın, çalgıcı, livata ve zina eden, beş vakit namazı kılmayan." [Bu günahlardan vazgeçmedikçe, duaları kabul olmaz.] [Saadet-i Ebediyye] Enes b. Mâlik (r.a) Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Kim haram aylarda 3(üç) gün oruç tutarsa; kişi için 900(dokuz yüz) senelik ibadet sevabı yazılır." (İhyâ) Rivayet edildiğine göre ; Receb ayının ilk cuma günü gecenin üçte biri geçince bütün melekler Receb ayında oruç tutanlar için istiğfar ederler "Şu dört gecede dualar reddedilmez: 1- Receb ayının ilk gecesi. 2- Şaban ayının 15.ci gecesi olan Berât gecesi. 3- Cuma gecesi. 4- İki bayram (Kurban ve Ramazan bayramları) gecesi." (Deylemî; Firdevsü’l-Ahbâr) "Kim Receb ayının 27.ci günü (Miraç Kandilinden sonraki gün) oruç tutarsa, o kişi için 60(altmış) aylık oruç sevabı yazılır." (İhyâ) Enes b. Mâlik (r.a) anlatır: Resûlullah’tan (s.a.v) işittim, şöyle demişti: “Cennette Recep isimli bir nehir vardır. Sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır. Kim recep ayında bir gün oruç tutarsa ALLAH (c.c) o kimseye bu nehirden su içirecektir.” (Süyûtî) Bir defasında, Peygamber efendimiz, Receb ayında tutulacak oruçların fazîletini anlatıyordu. Orada bulunanlardan, yaşlı ve pîr-i fânî bir zât ayağa kalkıp: - Yâ ResûlALLAH, ben Receb ayının hepsini oruçlu geçiremem, dediğinde; Peygamber efendimiz: - Sen Receb ayının 1.ci, 15.ci, sonuncu günleri oruç tut, hepsini tutmuşcasına sevabına kavuşursun. Çünkü sevaplar 10(on) misli yazılır. Fakat sen Receb-i Şerîfin ilk cuma gecesinden gafil olma ki, melekler o geceye Regâib gecesi demişlerdir. Zîra o gece, gecenin üçte biri geçtikten sonra göklerde ve yerde bir melek kalmaz, hepsi Kâbe-i Muazzama etrafında toplanırlar. ALLAH-ü Teâlâ onlara hitâben: "Ey meleklerim dilediğinizi benden isteyiniz." buyurur. Onlar: "Yâ Rabbî, istediğimiz, Receb ayında oruç tutanları mağfiret etmendir." deyip, isteklerini arzederler. ALLAH-ü teâlâ: "Ben, Receb ayında oruç tutanları mağfiret ettim “buyurur.. Receb Ayında İstiğfar: “Receb ayı tevbe ayıdır." demişler. Yâni kul ne yapacak?.. "Yâ Rabbi! Ben anlayamamışım, hatâ etmişim, bilememişim, suçluyum, kusurluyum; beni affet..." diyerek hatâsını itiraf edip, hatâsından dönerek, Cenâb-ı Hakk'ın yoluna girecek "Her kim Receb ayında, sabah akşam 70(yetmiş) kere istiğfarda bulunursa şüphesizki ALLAH (c.c.)'u Teâlâ onun cesedini ateşe haram kılar." "Receb ayında istiğfarı çok yapın. Zira onun her bir saatinde, ALLAH (c.c.)'u Teâlâ'nın, cehennemden âzadlıları vardır." Hadis'i Şerif, Safûri, Nüzhetü'l mecâlis,1/140 Receb Ayında İhlâs'ı Şerif: "Her kim Recebde, bir kere İhlâs okusa, ALLAH (c.c.)'u Teâlâ onun elli senelik günahını bağışlar." Hadis'i Şerif, EnîSü'l celîs, sh:195 Hannani(RA) şöyle demiştir: "Her kim, Recebin her günü bir tane bile İhlâs Sûresi okusa, 10(on) bin deve yükü kâğıda sahip olur ki, göklerin ve yerin bütün sakinleri, ellerinde altın kalemlerle toplanıp o İhlâs'ın sevabını o kağıtlara yazarlar" (50 İhlâs okuyanın 50 senelik günahları silinir, 100 kere okuyan cehennemden berat alır, 1000 kere okuyan canını cehennemden satın alır.) Receb Ayında Sadaka: "Herkim Recebde sadaka verirse, ALLAH (c.c.)'u Teâlâ onu yavruyken yuvasından havaya uçup en yaşlı çağında ölen karganın ömrü kadar(beşyüz sene), onu cehennemden uzaklaştırır. " Hadis'i Şerif, Abdulkadir Geylani, Gunye,1/325, Nüzhetü'l mecalis,1/141 "Eğer kişi, Receb ayından(oruç) tuttuğu hergün, azığına(bütçesine) göre bir sadaka verirse, heyhat! Heyhat! Ne Yapsınlar! Bütün yaratıklar ALLAH (c.c.)'u Teâlâ'nın o kula vereceği sevabın ölçüsünü takdir etmek için bir araya gelseler, ALLAH (c.c.)'u Teâlâ'nın o kuluna bahşedeceği mükafattan yüzde birin(i hesab etmeye)e ulaşamazlar." Hadis'i Şerif, Abdulkadir Geylani, Gunye,1/325, Ebu Muhammed erl Hallâl Recep Ayı Namazı Recep ayı içinde 30(otuz) rekat namaz kılınır. Bu otuz rekatın 10(on)rekatı Recep ayının ilk 10(on) günü içinde kılınır. İkinci 10(on) rekatı da 2.ci 10 günü içinde kılınır. 3.cü 10 rekatı da 3.cü 10 günü içinde kılınır. Her rekatta Fatiha okunduktan sonra 3(üç) kere İhlas suresi okunur, İhlası okuduktan sonra da 3(üç) kere de Kâfirun suresi okunur. Bütün rekatlar bu şekilde okunarak tamamlanır. Bu namazın kılınma zamanı nafile namazların kılınacağı vakitlerdir. Belli bir vakti yoktur. REGAİB KANDİLİ Regaib Nedir? Regâib, arapça bir kelimedir ve \"reğa-be\" kökünden gelmektedir. \"Reğa-be\", kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir.. Receb’in ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini melekler vermişlerdir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. ALLAHü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir. Bu gecede öncelikle yapılması gereken, nefis muhasebesidir. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kur’an-ı kerim okur, tesbih çeker, tövbe istiğfar eder. Perşembe günü oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Receb ayında oruç tutmak faziletlidir. Peygamberimiz (a.s.m)’ ın Ramazan ayından sonra en çok oruç tuttuğu ay Receb ayıdır. Bu Receb ayında oruç tutmanın muazzam, muhteşem sevabları var.Amellerin hasat edileceği üç ayların bu ilk kandilinde Yüce Mevlâ'dan af ve mağfiret dilenilir, ihsan ve ikram beklenir. Bu gece, Hz. Âmine Validemiz'in (r.a) Resûlullah Efendimiz'e (s.a.v) hamileliğini farkettiği gece olduğu için de ayrı bir öneme sahiptir. İşte Regaib Kandili, sözünü ettiğimiz nefis muhasebesinin yapılması bakımından bizim için bulunmaz bir fırsattır. Şu halde bu gece hatalarımız varsa onları terketmeli, kötü duygu ve düşüncelerimizi kalplerimizden atmalıyız. ALLAH C.C ve Resulü’nü bize unutturan şeyleri bir tarafa bırakmalıyız. Gönül sarayımızı bulandıran haset, kin, düşmanlık, haksızlık ve zulüm çamuruna bulaşmaktan sakınmalı, birbirimize, anne ve babamıza, yakınlarımıza sevgiyle ve iyilikle yaklaşmalıyız MİRAÇ KANDİLİ (Receb ayının 27. gecesi) “Recep ayında öyle bir gece vardır ki, o geceyi ihya edene yüz senelik ecir ve mükâfat vardır. Bu gece, recebin bitmesinden üç gün önceki gecedir.(miraç kandili) Bu gecede, (her iki rekâtta bir selâm verilerek) on iki rekât namaz kılıp ardından yüz kere ‘Sübhanallah, vel-hamdülillah, vela ilâhe illallahü vallahü ekber’ diye dua eden ve yine yüz kere istiğfarda bulunan, Resûlullah’a (s.a.v) yüz defa salâvat getiren, sonra da kendi nefsi için ister dünyevî ister uhrevî olsun duada bulunan ve oruçlu olarak sabahlayan kimsenin duasını ALLAH (c.c) kabul eder.” (Beyhakî) " Receb ayının ilk Perşembe günü oruç tutulmalıdır. O günün akşamı Cuma gecesi,akşamla yatsı arasında on iki rekat namaz kılmalıdır
  5. YİĞİDO

    YİĞİDO Üye

    Her çocuk için on fidan diksek Her çocuk için 10(on) fidan diksek ÜÇ günden beridir yurtdışındayım. Avrupa kıtasının tümünde ağaçlandırılmamış boş bir alan bulamazsınız. Coğrafyanın ferahlatıcı bir görüntüsü var. Karayolundan giderken ağaçlardan ötürü neredeyse göğü göremezsiniz. Ağaçların kesafeti sizi etkiliyor. Benim ülkem niye böyle değil diye düşündüm. Dünyanın en güzel coğrafyasında yaşıyoruz. Yüce Allah’ın bizlere sunduğu sonsuzca nimeti var. Bir günde 4(dört) mevsimi yaşayacak bir coğrafyamız, verimli bir toprağımız var. Ama düzensiz, lakaytız. Her şeyi oluruna bırakmışız. Ciddiyetimiz yok. En azından neden böyleyiz sorusuna cevap verecek yeterli vaktimiz yok. Kısır siyasi çekişmeler, hazımsızlıklar, magazinsel boyuta odaklanmış dünya bakışımız, hükümetten hükümete 180 derece değişen -gelecek Türkiye- profilimiz bizi hak ettiğimiz yerin çok gerisinde tutuyor maalesef. Herhangi bir kurumun başındaki sorumlu değiştiğinde elzemmiş gibi kurumun idari kadrosu, uzmanlığına ve kabiliyetine bakılmadan yandaşlar tarafından istila edilir ve daha önceki dönemde faydalı olması niyetiyle başlatılmış bütün projeler hasıraltı yapılır. Genellikle bu böyle. Bir kısmımızın siyasi dünya görüşü, ülkemizi sevme sevdasının önüne geçtiği için de bu yanlışlığı, yağmayı, hatayı çoğu kez görmeyiz. Görmezlikten geliriz. Uzun yıllardır bu kısırdöngü böylesine devam edip gidiyor. * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Bu yazımı dönüş yolunda uçakta kaleme alıyorum. Londra-İstanbul arasında uçuyoruz. Yazımın başında ele aldığım ağaçlandırma meselesini biraz açmak istiyorum ve benim gibi düşünenlerden destek isteyerek bazı tekliflerde bulunmak istiyorum. Belki duyacak bir kulak, hak verecek bir yoldaş akıl bulabilirim diye de sesleniyorum. 1- Türkiye’nin genelini kapsayacak -tabii ki devlet destekli- bir ağaçlandırma ve yeşillendirme hamlesi başlatabilir miyiz? 2- Ağaçlandırma hamlesinde her vatandaşımızın en azından 100(yüz) fidan dikmesi, yani nüfusun yüz katı bir ilk hedef tespiti mümkün olamaz mı? 3- Ziraat fakülteleri ve bu konunun uzmanlarının her bölge için hangi tür ağacın daha verimli olacağına dair geliştirecekleri raporlarla bu iş daha bilimsel bir zemine kaydırılamaz mı? 4- Bu hamlede, Silahlı Kuvvetlerimiz, öğrencilerimiz, muhtarlıklar, din adamları başta olmak üzere ülkemizin bütün insanları seferber edilemez mi? 5- Her ilçeye, her kasabaya, hatta her köye kadar vatan sathının tümüne yayılacak özel ormanlıklar ve ağaçlandırma bölgeleri tespit edilemez mi? 6- Orman Bakanlığı bu konuda toplumsal bir seferberlik başlatamaz mı? Yoksa yapıyor da biz mi haberdar değiliz? 7- Birkaç hafta önce, ki umre yolculuğumda Mekke-Medine arasında kumlar üzerine yükselmiş, taşıma toprakla ayakta tutulan yapay ormanları görünce hayıflanmadım değil. Biz bu kadarını da mı beceremiyoruz? 8- Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu ve İç Anadolu bölgeleri neden bu kadar kıraç? Neden akıllı, vicdanlı ve merhametli eller bu bölgelere dokunmuyor. Neden uygun zeminlerden, içimizi aydınlatacak ağaçlar fışkırmıyor. Bu işi kime bırakıyoruz? Yoksa her birimiz hasbelkader geldiğimiz makamlarda daha ne kadar kalabilirizden başka hesap yapmıyor muyuz? Sorumlulukların emanet olduğu bilmeliyiz. Allah’ın makamların hesabını soracağını bilmeliyiz. 9- Orman Bakanlığı ve ilgili sivil kuruluşlar -TEMA- beraberce yapılandırılacak bir yol haritası çizmek için daha sık ve etkili anlamda bir araya gelemezler mi? Ülkenin her tarafını kapsayacak müthiş bir bilinçlendirme ağı kurulamaz mı? 10- Mesela şu tür kararlar alınamaz mı? "Doğan her çocuk için ebeveynleri, yaşadıkları bölgedeki tespit edilen alana şu özellikte 10(on) ağaç dikmekle yükümlüdür." Bu sadece bir örnekleme. Benzeri binlerce örnek karar alınabilir. 11- İkinci Dünya Harbi’nde tarumar edilmiş, yanmış, bombalanmış dünya coğrafyası bir anda nasıl ayağa kalktı, silkindi ve bugünkü hale geldi. Peki, biz neden yerimizdeyiz! Hálá işin kabuğuyla meşgulüz. 12- Gelecek nesillerimize nasıl bir coğrafya bırakacağız. Babalarımızdan, dedelerimizden daha çok çalışmak zorundayız. Onların imkánları azdı ve bizim imkánlarımız çok. Teknik ilerledi. Yollar açık. Millet iyi niyetli yöneticilerin arkasında büyük işlere imza atmaya hazır. Yeter ki yürekler birleşsin. Boş işlere enerji tüketilmesin. Akıllıca, bilimsel verilerle hareket edilsin. Bu çağrıyı sevgi peygamberinin bir hadisiyle bitirelim: "Kıyamet kopacağı anda elinizde bir ağaç filizi olsa onu dikiniz." SORALIM ÖĞRENELİM Soru: Dini açıdan kocamı boşama yetkim var mı? Cevap: Dini açıdan koca, boşama yetkisini kısmen veya tamamen eşine devredebilir. Bu durumda kocanın boşama yetkisi devam eder. Ama bu yetkiyi alan kadın da kendisini eşinden boşayabilir. Bu durumdaki kadının, kocasına "Kendimi senden boşadım" veya "Seni boşadım" sözü geçerli olur. Soru: Kırkı çıkmayan loğusa kadın, başka birinin çocuğunu ziyarete gidebilir mi? Cevap: Tabii ki gidebilir. Loğusa bir kadının dışarı çıkmasında veya çocuk ziyaretine gitmesinde herhangi bir sakınca yoktur. Soru: Bir insan "Şöyle yaparsam Allah’ımı inkár etmiş olayım" derse durumu nedir? Cevap: Bir defa böyle bir söz İslam terbiyesine aykırıdır. Bu tür bir söz yemin sayılır. Öncelikle bu sözü söyleyenin tövbe ve istiğfar etmesi gerekir. Daha sonra, sözü yerine getiremezse 10 fakire birer fitre miktarı (en az 8-10 TL) para vermesi veya üç gün üst üste oruç tutması gerekir. Soru: Ölen kişinin karnının üzerine bıçak koyulması nedendir? Bidat mi? Cevap: Bilindiği gibi ölen insanın karnı, bir müddet sonra sindirim sisteminde oluşan gazlar nedeniyle şişer. Bu nedenle de cesedin fazla şişmemesi için tedbir anlamında ölenin karnı üzerine bıçak veya metal bir alet konulması ádet haline gelmiştir. Soru: Cünüpken diş dolgusu yaptırılabilir mi? Cevap: Cünüpken diş dolgusu yaptırmakta herhangi bir sakınca yoktur. Soru: Cep telefonuna ezan ve Kuran-ı Kerim’i, çağrı uyarısı olarak koyuyoruz. Arandığımızda ezan okunuyor, bir sakıncası var mı? Cevap: Ezan ve Kuran-ı Kerim, belli şartlarda okunması ve dinlenmesi gereken kutsal ifadelerdir. Bu nedenle de cep telefonlarına çağrı müziği olarak kullanılması doğru değildir. Çünkü telefon her ortamda çağrı alabilir. Kuran-ı Kerim ve ezanın uygun olmayan ortamlarda duyulması sakıncalıdır. Kişi isterse Kuran-ı Kerim’i telefonuna kaydeder ve uygun şekilde dinler. Soru: Oturarak namaz kılabilir miyim? Cevap: Ayakta duramayan veya yerde rahatça oturamayıp rüku ve secdelerini normal şekilde yerine getiremeyen hasta veya engelliler, sandalye ve benzeri şeylere oturarak namaz kılabilirler. Namazlarını ima ile (rükuda ve secdede daha da eğilerek) kılarlar. Soru: Hz. Ádem’in çocuklarının evliliği nasıl olmuştur? Cevap: Hz. Havva her doğumda bir erkek ve bir kız olmak üzere ikiz doğururdu. Yirmi batında (doğumda) 40 çocuk dünyaya geldi. Yüce Allah birinci batında doğanı, ikinci batında doğanla evlendirmeye müsaade ederek böylece çaprazlama evlenmelerini meşru kıldı. Çoğalmak için bu gerekiyordu. Daha sonraki peygamberlerin döneminde bu hüküm kaldırılmıştır. Bilindiği gibi helal ve haram ölçüsünü yüce Allah belirler. Şu anda böyle bir evlilik meşru değildir. Soru: Bir cenaze için birden fazla namaz kılınır mı? Cevap: Cenaze namazı bir defa kılınarak farz yerine getirilmiş olur. Ancak cenaze namazında bulunmayan kişiler, daha sonra münferit olarak aynı cenaze için namaz kılabilirler. Peygamberimiz cenaze namazında hazır bulunmadığı Ümmü Sa’d için daha sonradan cenaze namazını kılmıştır. (Tirmizi, Cenáiz, 47) Önceki Sorulara Cevaplar.... Soru: Cenaze namazının abdestsiz kılınabileceğini söyleyenler var. Siz ne düşünüyorsunuz? Cevap: Cenaze namazı da şartları itibarıyla diğer namazlar gibidir. Namazlarda aranan hadesten ve necasetten taharet (yani abdestli ve gusüllü olmak ile elbisenin temiz olması), kıbleye dönmek, avret bölgesinin kapalı olması ve niyet gibi farzlar cenaze namazında da farzdır. Bu nedenle cenaze namazı abdestsiz kılınmaz. Soru: Sadece farz namazlarını kılsam yeterli mi? Cevap: Namazların sadece farzını kılan kişi namazı eda etmiş olur. Ancak farzdan önce,özellikle sabah namazının sünneti, sonra öğle ve akşam namazlarının sünnetleri ile yatsının son sünneti güçlü sünnetlerdendir. Soru: Allah dostu kavramını açıklar mısınız? Cevap: Allah dostu kavramını, Allah'ın emir ve yasaklarını doğru bir şekilde öğrenip gerçek anlamda hayatına uygulayan Müslüman için kullanırız. Ayet bunu şöyle açıklar: "Bilesiniz ki Allah dostlarına (evliyalarına) korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar iman etmiş ve takvaya ermiş olanlardır." (Yunus, 62, 63) Soru: Peygamberimiz ve dostları için "Hazret" kelimesini kullanıyoruz. Bu ne demektir? Cevap: Hazret, bir övgü ifadesidir. Yüce Allah için, peygamberler ve büyük álimler için bu ifadeyi kullanmak uygun olur. Soru: Regl günlerinde hanımıma yaklaşamaz mıyım? Böyle bir şey olsa ne yapmam lazım. Cevap Muayyen günlerde cinsel ilişki günah sayılmıştır (Bakara, 222). Böyle bir hata yapan kişi tövbe ve istiğfar etmelidir. Ayrıca en az 5 gram değerinde sadaka dağıtılmalıdır. Soru: Teyze ve hala çocukları evlenebilir mi? Cevap Kuran-ı Kerim’de kimlerle evlenilmeyeceği açıklanır (Nisa 4/24). Ayetin devamında bunların dışında kalanlar helaldir denir. Kuzenler (hala, teyze, amca, dayı çocukları) de helal olanlarıdır. Ama evlenmeden önce gerekli tıbbi testlerin yapılması uygun olur. Bilindiği gibi Peygamberimiz, kızını amca çocuğu olan Hz. Ali’yle evlendirmiştir. Soru: Hz. Peygamberimiz ve Hz. Ali’nin resimleri yapılmış mıdır? Cevap Peygamberimizin veya herhangi bir sahabesinin resmi yapılmamıştır. Elimizde böyle bir resim yoktur. Hz. Ali’nin gerçek resmi yoktur. Hz. Ali’nin elde bulunan resmi, gönülden geçen çizgilerin káğıda yansıtılmış halidir. Soru: Kocamdan habersiz sadaka verebilir miyim? Cevap Hz. Peygamber’e gelen Hayr ismindeki bir kadın, sadaka için mücevher getirir. Peygamberimiz, eşinin haberi var mı anlamında kocası Kab’a sorar. O da haberim var deyince kabul eder. Ve fakirlere dağıtır (İbn Mac’e, Hibad 7). İslam álimleri, ufak tefek bağışlar hariç ciddi bir bağış-hayır konusunda eşin haberinin olması gerektiğini belirtmişlerdir. En güzeli bu konuyu eşinizle paylaşmanızdır. Soru: Bir kadın ölen eşini yıkayabilir mi? Cevap Bilindiği gibi kocası ölen kadın dört ay on gün boyunca iddet gün sayar. Bu süre içinde başka bir erkekle evlenemez. İşte bu olay ölen erkekle hanımı arasında bir bağın henüz devam ettiğini gösterir. Bu nedenle de kadın ölen kocasını yıkayabilir. Soru: Annem kendisine kefen satın aldı. Bu doğru mu? Cevap: Annenizin kefen satın almasında bir sakınca yoktur. Çünkü neticede bu kefene ihtiyaç olacaktır. Soru: Mezar yeri satın almak dinen sakıncalımıdır. Cevap: Mezar yeriyle ilgili bir problem varsa mezar için toprak satın alınmasında bir sakınca yoktur. Ancak sırası gelen yeri satın almak yerine başkasının elinden güzel yeri satın almak suretiyle bir ayrımcılık yapmak haram olur. Bir de Hz. Ebubekir’in bir sözünü iletelim. Elinde kazma kendisine mezar hazırlamaya giden birine Hz. Ebubekir şöyle demişti: "Kendine mezar hazırlayacağına, kendini mezara hazırla." Soru: Cinlerden peygamber gelmiş midir? Cevap: Álimlerimizin çoğunluğuna göre cinlerden peygamber gelmemiştir. İnsanlardan gelen peygamberlere uymak cinler için de farzdı. Álimlerden sadece Kelbi ve Vahidi’nin ilettikleri bir rivayette şöyle denir: Hz. Ádem’den önce cinlere onlardan Yusuf isimli bir peygamber geldi ve cinler bu peygamberi öldürdüler. (Bedrüddin Şibli, Ahkamül Cán,54). Bu konuyla ilgili Enam Suresi’nin 130. Ayeti’ne bakılabilir. Soru: Cennette uyku var mıdır? Cevap: Kesin bir bilgi olmamakla beraber "Cennette ölüm ve uyku yoktur" (Keşfül hafa, 2/2868) şeklindeki rivayetten esinlenerek cennette uyku olmadığı söylenmiştir. Çünkü uyku, yorgunluk ve bir ihtiyaçtan dolayıdır. Cennette ise böyle bir ihtiyaç olmayacaktır. Soru: Kocam, annem ve babama uğramamı yasaklıyor. Buna hakkı var mı? Cevap: Eşinizin, baba ve annenize uğramanıza engel olma hakkı yoktur. Zira akrabalarla bağı kesmek yasaklanmıştır. Kuran, baba ve anneyi iyiliği emreder. Bu emre engel olmak büyük günahlardandır. Soru: Ölüler mezar başındaki sözlerimizi duyarlar mı? Cevap: Peygamberimiz, Bedir Savaşı’nda ölen müşriklerin başında durup, "Siz Rabb’inizin dediğinin doğruluğunu işte şimdi gördünüz" buyurdu. Sahabe, sizi duyuyorlar mı diye sorunca da şöyle cevap verdi: "Onlar, sizden daha az duyuyor değiller." Bundan dolayı álimler, ölülerin mezar başında konuşulanları duyduklarını söylerler. Sadece Hz. Ayşe bu rivayeti tartışır ve "Peygamberimiz kabirdekiler duyuyorlar demedi; biliyorlar dedi. Hadisi rivayet eden İbn Ömer yanlış duydu" der ve delil olarak Neml Suresi’nin 80. Ayeti’ni okur.
  6. YİĞİDO

    YİĞİDO Üye

    1- Namazı tadil-i erkan ile kılmak.1- Namazı tadil-i erkan ile kılmak. Hadis- Şerifte “Bir adamı namazın ruku ve secdesini hafifletir (tadil-i erkanı terk eder) görürseniz onun çoluk çocuğuna acıyınız”(Ruhul Beyan) Yani tadil-i erkanı terk eden maişet,geçim darlığına düşer, tadil-i erkana riayet eden ise maişet,geçim genişliğine kavuşur. 2- Zekatını tam, hatta fazla fazla vermek. Malın şükrü mal iledir. Yani zekat, malın şükrüdür. Toprak mahsullerinin zekatı 1/10(onda bir) dir ve “öşür” diye isimlendirilmiştir, ticari malların ve paranın zekatı ise 1/40(kırkta bir) dir. Şükür ise malın artmasına sebeptir. Ayeti Kerimede “…Eğer nimetime şükrederseniz onu elbette ve elbette çoğaltırım…” (Sure-i İbrahim: 7) buyurmuştur. Yani zekat, malı hem telef olmaktan muhafaza eder, hem de ilahi hazineden artmasına üstelik fakirin duasını almaya da bir vesiledir. 3- Sabah namazı vaktinde,güneş doğmadan uyanık olmak. Hadis-i Şerif “Sabah uykusu rızka manidir” (Tergib) Yani bir müslüman sabah namazını ve manevi ilticalarını ihmal etmemelidir. 4- Vakıa suresini okumaya devam etmek. Hadisi Şerif “Kim ki Vakıa suresini her gece okursa ona ebediyyen sefalet isabet etmez, kim ki bu sureyi her sabah okursa ona ebediyyen fakirlik yaklaşmaz.” (Havassul Kuran-İmamı Ya’fi) 5- Duha (KUŞLUK) namazına devam etmek. Duha namazı güneş doğduktan 45 dakika sonra başlayıp öğle namazına 20 dakika kalıncaya kadar kılınan ve en büyük fiili teşekkür olan 6 rekatlık nafile namazdır. Duha (bir nevi teşekkür) namazının ilahi ücretinin çoğu dünyada verilir. 6- Geçim darlığı çeken,borçlarını ödemekte zorlanan kimselerin ALLAH rızası için kurban keserek ve o kurbanı tasadduk ederek tıkanıklığı açmaya çalışmaları ehlullahın tavsiyesidir. 7- Güneş doğarken 1 “Euzu”, 300 “Besmele” ve 100 “salavat-ı şerife” okumaya devam edenleri, Allahu Teala ummadıkları yerden rızıklandırır ve 1(bir) sene geçmeden "nisaba malik" hale gelmelerine vesile olur.(Tefcirut Tesnim Sh.18) 8- Namazlardan sonra okunması sünnet olan tesbihatı (33 Subhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 ALLAH-u Ekber) okumayı asla terk etmemek. Çünkü kelime-i tenzih (Subhanellah) günahları söküp atar, kelime-i tahmid (Elhamdülillah) her türlü nimete şükürdür, kelime-i tekbir (Allahu Ekber) ise kulun ibadetini ve tevbesini Allahu Tealaya layık hale getirir. 9- Yemeklerden sonra mutlaka yemek duası yapmak. Çünkü bu dua hem şükür hem de rızık duasıdır. Duaya başlarken 3 kere “Elhamdülillah” denilmesindeki hikmet: Kul 1.ci defa ‘Elhamdülillah’ dediğinde Cenab-ı Hak ‘Kulumun şükrü bana ulaştı’ der, 2.ci defa ‘Elhamdülillah’ dediğinde ‘sana nimetlerimi artıracağım’ der, 3.cü defa ‘Elhamdülillah’ dediğinde ise ‘kulumu affettim’ der. 10- Nimeti israf etmemek, ayakta su içmemek, ekmek kırığını toplamak ve tabakta hiç bir yemek kırıntısı bırakmamak yani sünnetlemek. Yukarıdaki hususlara riayet edilmesi, maişet,geçim,rızıkta berekete vesile olduğuna dair tecrübe ve rivayetler vardır...
  7. YİĞİDO

    YİĞİDO Üye

    Çocuğumuzu ne kadar sevelim? M. Fethullah Gülen Çocuklarımızın mükemmel yetiştirilebilmesi için vasat ve ortamın mükemmel olması şarttır. Her çocuk ortama göre şekillenir ve bir mânâda o ortamın çocuğu sayılır. En önemli vasat;yer yuva,aile yuvasıdır. Sâniyen mektep,okul, sâlisen arkadaş ve dost çevresi, râbian ders mütalâa arkadaşlığı gelir. Hayat-ı içtimaiyede, terzi dükkânı, marangoz atölyesi, ütücü dükkânı, elbise temizleme merkezi ve diğer iş alanlarını da zikredebiliriz. Siz çocuğun gezip-tozacağı bu vasatı, iyi belirleyememiş, onun insiyaklarını,dürtülerini bu istikamette geliştirememiş iseniz, çocuğunuzun bir gün mutlaka herhangi bir virüs kapması kaçınılmazdır. Onun için vasatı, hânenizden başlamak suretiyle, yolun her menzilinde ve hayatın her ünitesinde çocuğunuzun mükemmel yetişmesine müsait hâle getirmelisiniz; çünkü, olan olduktan sonra zamanı geriye işletip durumu düzeltmemiz mümkün değildir. Çocuğun, anne karnındaki teşekkülünün ilk döneminden başlayarak onun helâl ve meşrû rızıkla beslenmesi de fevkalâde önemlidir. Kat'iyen bilmeliyiz ki, çocuğun gelişme sürecinde, Allah'a bağlama mecburiyetinde olduğumuz herhangi bir hadisedeki kopukluk, negatif bir 'vaka,hadise,olgu' olarak -muvakkaten dahi olsa- çocuğa da aksettiği çok görülen vak'alardandır. Damarlarınızdaki bir parça haram ya da şu veya bu şekilde elde ettiğiniz şüpheli bir nesne -aynı şeyler hanımınız için de söz konusudur- o çocuğun muvakkat veya müebbet kayma sebeplerinden biri olabilir. Çocuk dünyaya geldikten sonra, gıdasına, bakımına, görümüne dikkat ettiğimiz gibi, onun kem ve hâin nazarlardan korunması da çok önemlidir. Aile ortamını düzenleme Hadis-i şerifte; 'Çocuğun ilk söyleyeceği söz 'Lâ ilâhe illallah' olmalıdır.' buyuruluyor. Çocuk daha 2-3 yaşındayken ağzından çıkan ilk sözün tabiî olanı 'anne-baba', irâdîsi de 'Allah (cc)' olmalıdır. Çünkü Allah Evvel'dir, 'Allah Ezelî'dir, Allah Ebedî'dir. Sonra bu esaslı atkı üzerine diğer şeyler bina edilecek, yaşına ve idrak ufkuna göre vatan, toprak, bayrak, hürriyet, istiklâl vb. terimler de bunun etrafında örgülenecektir. Şayet, çocuk ilköğretimde okuyorsa ona göre malumat verilecek.. Lisede okuyor, felsefe ve sosyal bilimler, içtimâî bilimlerle iştigal ediyorsa, o seviyenin malzemeyle takviye edilecektir. Bir evde, Allah'a karşı saygı var ise ve sıkça Allah'tan bahsediliyorsa, çocuğa diyeceği şeyi dedirtme konusunda hedefe kilitlenmiş sayılırız. Evet, bir evde, Allah denilip rükûa ve secdeye gidiliyor, Allah denildiğinde ayakların bağı çözülüyorsa çocuğun ilk kelimesinin 'Allah (cc)' olması da kolaylaşacaktır. Çünkü böyle bir evde her şey yörüngesinde sayılır. Cenâb-ı Hak, bir çocuk ihsan edince, -Kur'ân'ın bir âyetinde de ifade edildiği gibi- bütün kalbimizle ve sınırsız bir muhabbetle ona yönelerek -hâşâ ve kellâ- Allah'ı (cc) sevme ölçüsünde bir alâka ifratına da girmemeliyiz. Allah (cc), nazarında bu, bir nevi şirk sayılabilir. Evet, doğrudan doğruya evlât sevgisine inhimak edip Allah'ı (cc) unutmanın büyük bir yanlış olduğu şüphesizdir. Ayrıca, bir yönüyle çocuğa karşı sizi böyle hesapsız hareketlere sevk edecek derecede bir sevgi de zararlıdır. İşte Allah (cc) nezdinde memnû',yasak olan sevgi de bu olsa gerek. Allah'a (cc) karşı göstereceğiniz muhabbeti, herhangi bir fâniye tevcih ettiğinizde o sevgi bazen gayretullaha dokunabilir. Çocuğa güzel örnek olmak gerekir Şu hususlardan ötürü sevgide i'tidal çok önemlidir: 1. Gönüllerin sultanı Allah (cc)'tır. Gönülde O'nun muhabbetinin yerini hiçbir muhabbet almamalıdır. 2. Kat'iyen bilmeliyiz ki, bu yavru, Allah'ın (cc) bize bir emanetidir. Bizim o yavruya duyduğumuz sevgi ve alâka, o emanetin bakım ve görümü için verilmiş bir avans ve bir teşvik primidir. Evet, sizin o yavruya karşı sevginiz, sadece Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın (cc) bir hediyesidir ve Allah'ın (cc) size tevdi ettiği o emanete kusursuz bakmanız için verilmiştir. Yetiştirme durumunda olduğumuz çocuklarımıza karşı duygularımız, düşüncelerimiz, sözlerimiz, kalbî hayatımız, davranışlarımız hep örnek olma hedefine bağlanmalıdır. Onların mükemmel şekilde yetişmesini istiyorsak, bu hususa fevkalâde dikkat etmek zorundayız. Meselâ, onların namaz kılmalarını arzu ediyorsak, namazı gözlerinin önünde kemâl-i ihtimam ile eda etmeli, Allah'a karşı edebin sınırları konusunda tavrımızı ortaya koymalıyız. Hep doğru söylemeli ve yalandan uzak olmalıyız. Onların uygunsuz söz söylemelerini arzu etmiyorsak, o evin içinde, uygunsuz hiçbir söz söylenmemeli ve onların hafıza lûgatlarına uygunsuz kelimeler kat'iyen yazılmamalıdır. Aziz olmalarını, namuslu yaşamalarını, ırzımız kadar başkalarının ırzına, namusuna karşı hassas olmalarını düşünüyorsak, aynı vaziyetin o evin içinde yaşanmasını sağlamalı ve bu işin ilk kahramanları biz olmalıyız. Kur'ân-ı Kerim okumalarını, Kur'ân'ın hakikatlerine aşina olmalarını istiyorsak, o evin içinde sabah akşam, hem de onların duyacağı şekilde Kur'ân okuyup müzakere etmeli, Kur'ân'ın o muallâ mevkiine ihtiram göstermeliyiz ki, onları çelişkiye itmeyelim. Binaenaleyh söz, duygu, kalbî heyecanlar ve davranışlar evde en müessir eğitim esaslarıdırlar ve mutlaka değerlendirilmelidirler. Yoksa meseleyi sadece, başkasına havale ederek 'şuna bir şeyler anlatın' demeye bağlarsanız çocuğa hiçbir şey anlatamazsınız. ÖZETLE 1.Çocuklarımızın mükemmel yetiştirilebilmesi için vasatın mükemmel olması şarttır. Her çocuk ortama göre şekillenir ve o ortamın çocuğu sayılır. 2.Cenâb-ı Hak, bir çocuk ihsan edince, sınırsız bir muhabbetle ona yönelerek -hâşâ ve kellâ- Allah'ı (cc) sevme ölçüsünde bir alâka ifratına girmemeliyiz. 3.Kat'iyen bilmeliyiz ki, bu yavru, Allah'ın bize bir emanetidir. Bizim o yavruya duyduğumuz sevgi o emanetin bakım ve görümü için verilmiş bir avanstır.

Sayfayı Paylaş