Hz. Aişe’ye atılan iftira

Konusu 'İSLAMİ ÖNEMLİ KONULAR' forumundadır ve ömr-ü diyar tarafından 21 Mart 2011 başlatılmıştır.

  1. ömr-ü diyar

    ömr-ü diyar لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللّهَ مَعَنَا Yönetici Genel Sorumlu

    Sponsorlu Bağlantılar
    Hz. Aişe’ye atılan iftira (ifk) olayında Allah Rasulü (s.a.s.) ona şöyle hitap etmiştir: “Ey Âişe!
    Senin hakkında bana şöyle şöyle şeyler ulaştı. Eğer bunlardan beri isen Allah seni tebrie edecek (temize çıkartacak) tir. Eğer bir günaha bulaştıysan Allah’tan af dile ve O’na tevbe et. Çünkü kul itirafta bulunur ve tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder.”Buhârî, Megazî, 34.

    Peygamberimiz,dedikoduların alıp yürüdüğü bir ortamda, gerekli soruşturmaları
    yapmış ve en önemlisi, olayın netlik kazanmadığı
    dönemde bile eşine kötü muamelede bulunmamıştır.

    Bu hadis, Hz. Aişe’nin, hayatında karşılaştığı en talihsiz olaylardan biri olan
    “ifk hadisesi” ve akabinde geçirdiği sıkıntılı günleri detayıyla anlatan uzun
    bir rivayetin parçasıdır. İfk hadisesi, hicretin 6. yılında, Hz. Peygamber’in,
    Müstalikoğullarına karşı düzenlediği seferin dönüşünde meydana gelen bir
    olay dolayısıyla patlak vermiştir. Allah Rasulü (s.a.s.) ile birlikte bu sefere
    katılan Hz. Aişe, dönüş yolculuğunda, ordunun konakladığı bir yerde, tam
    hareket edilmek üzereyken, devesi üzerinde taşınan ve hevdec adı verilen
    kapalı, yuvarlak ve üstü kubbeli kafesinden def-i hacet için çıkmış ve bu ara-
    da gerdanlığını kaybetmişti. Gece karanlığında gerdanlığını ararken biraz
    oyalanmış ve bu arada ordu hareket etmişti. Hz. Aişe’nin dışarı çıktığını gör-
    meyen taşıyıcılar, genç ve zayıf olan Hz. Aişe’yi içinde zannederek hevdeci-
    ni deveye yükleyip yola koyuldular. Geri döndüğünde ordunun uzaklaştığı-
    nı gören Hz. Aişe, kendisini almaya gelirler umuduyla olduğu yerde bekler-
    ken uykuya daldı. Bu esnada ordunun artçılarından olan Safvan b. Muattal
    ismindeki sahabi, Hz. Aişe’yi görüp uyandırdı ve devesine bindirerek ordu-
    ya yetiştirdi. Hz. Aişe ile Safvan’ın yalnız geldiklerini gören münafıkların re-
    isi Abdullah b. Übey, onlar hakkında iftiraya başladı. Buna alet olan birkaç
    kişinin katılımıyla iftira ve dedikodu yayılmaya başladı. Olayın gerçek ma-
    hiyetinden haberdar olmayan
    sevgili Peygamberimiz ailesiyle ilgili dediko-
    dulardan son derece rahatsız oldu. Kendisine yapılan iftirayı duyan Hz. Aişe
    de Hz. Peygamber’in izniyle babasının evine gitti ve üzüntüsünden günlerce
    ağladı. Bu olaydan bir ay sonra Hz. Aişe’nin suçsuz olduğunu bildiren ayet-
    ler geldi. Bu ayetlerde, yapılan dedikoduların tamamen asılsız ve iftira oldu-
    ğu bildirildi. Hz. Aişe’nin namuslu olduğu haber verildi. Müminlerin bu ola-
    yı işittiklerinde iftira olarak değerlendirmeleri gerektiği hatırlatıldı ve bu şe-
    kilde hareket etmeyenlerin tavrı kınandı. Allah’ın, müminleri, bir daha buna
    benzer bir durumu tekrarlamaktan sakındırıp uyardığı açıklandı. İnananlar
    arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzu eden kimselerin çetin bir azaba
    uğrayacağı bildirildi.
    (Nur, 11-21.)

    Allah Rasulü, masum olduğunu bildiren ayetlerin nazil olduğunu büyük bir sevinçle Hz. Aişe’ye müjdeledi. Ancak, yapılan dedikoduların etkisinde kaldığını düşündüğü ve bu yüzden kırgın olduğu anlaşılan Hz. Aişe’nin Allah Rasulü’ne
    verdiği cevap oldukça manidardı: “Aziz ve Celil olan Allah’a hamd ediyorum sana değil.”
    (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6/30.)

    Hz. Peygamber halka bir açıklama yaparak durumu bildirdi ve olayla ilgili nazil olan ayetleri okudu. İftiraya karışanlara kazf cezası (Bk. Nûr, 4.)
    uygulanmasını emretti. İfk olayını anlatan uzunca rivayetin orijinalinde yer alan “elmemti” kelimesi, aslında, Allah Rasulü’nün, Hz. Aişe’nin böyle bir şey yapabi-
    leceğine fazla ihtimal vermediğini göstermektedir. Arapçada “elemme” fiili bir şeye yaklaşmayı ifade eder. “Ellememu” ise, “bir günahı işlemeden ona yaklaşma” olarak tanımlanmış ve küçük günahları ifade için de bu kelime kullanılmıştır.(İbnu’l-Esîr, en-Nihâye, 4/556.)
    Nitekim Kur’an-ı Kerim’deki kullanımı da böyledir.(Necm,32.)

    Allah’ın bildirmediği ve kendisinin de başka yollardan haberdar olmadığı bir olay hakkında Allah Rasulü’nün tereddüt içinde kalması gayet doğaldır. Gaybı bilmediğine ve insanların kalplerinden geçeni de okuyamayacağına göre,
    yapılan dedikodulardan etkilenmesi kaçınılmazdır. Buna rağmen ailesine ve Safvan b. Muattal’a güvendiğini, onun hiçbir zaman evine yalnız başına girmediğini belirtmiş, Hz. Aişe’nin hizmetçisi Berîre’den ve eşi Zeynep’ten de Hz. Aişe ile ilgili bir şüpheleri olup olmadığını sorarak onların tezkiyelerini almıştır.
    (Buhârî, Megâzî, 34.) İşte bu noktada Hz. Peygamber, sevgili eşine, bu günahı işlediğine açıkça delalet eden bir kelime yerine, ona yaklaştığı ya da bulaştığı ihtimalini ifa eden bir kelime seçerek nasihatte bulunmuşve bir kusur işlediyse Allah’tan af dilemesini istemiştir. Bu hadisten çıkarabileceğimiz ilk önemli sonuç,kulun hata ve günahtan masun (korunmuş) olmadığı, günahların kefaretinin de ancak yapılan iyilikler ve Allah’tan samimi bir kalple af dilemek olduğu hususudur. Görüldüğü üzere sevgili Peygamberimiz, dedikoduların alıp yürüdüğü bir ortamda, gerekli soruşturmaları yapmış
    ve en önemlisi, olayın netlik kazanmadığı dönemde bile eşine kötü muamelede bulunmamıştır. Çünkü erkek olsun kadın olsun herkes kendi
    yaptığından sorumludur.(Tur, 21.)
    Kimse kimsenin günahını çekmeyeceği gibi(Fâtır,18.)
    bilfiil cezalandırmada da bulunamaz. Hz. Peygamber’in bu olaydaki tutumuyla, basit bir şüphe ya da söylenti karşısında, karısını, kızını, şüphelendiği diğer insanları gözünü kırpmadan öldürebilen ve bunu da namus adına yaptığını söyleyen günümüz Müslümanlarının tutumu arasında bir karşılaştırma yapmak anlamlı olacaktır.

    Hadisten çıkartılabilecek ikinci sonuç,
    İnsanlar hakkında su-i zanda bulunmamak ve ispat edilememiş olaylardan dolayı kimseyi suçlamamaktır. Bilindiği gibi, kişilerin, özellikle hanımların dış
    görünüşüne, kılık kıyafetine ve bazı davranışlarına bakarak olumsuz yargılarda bulunmak özellikle erkeklerin çok yaptıkları bir iştir. Ağzımıza çılınca, sadece hedefteki kişi değil, yedi sülalesi de bizim kafamızdaki kötü insan nitelemesin-
    den nasibini almaktadır. Hâlbuki Cenab-ı Hak, iffetli kadınlara zina isnadında bulunup da dört şahit getiremeyenlere 80 sopa vurulmasını ve şahitliklerinin ebediyen kabul edilmemesini emretmiştir.(Nur, 4.)
    Ayette, erkeklere değil de, özelikle kadınlara yapılan iftiradan bahsedilmesi; bu
    işin daha çok erkekler tarafından kadınlara yönelik işlenmesi ve bundan da en çok kadınlaın etkilenmiş olmasından dolayıdır. Nitekim Hz.
    Aişe’nin kendisine yönelik iftiradan dolayı ne kadar büyük acı çektiği, kaynak olarak verdiğimiz hadis kitabındaki uzun rivayet okununca görüle-
    cektir. Onun çektiği bu sıkıntı ve üzüntüyü belli ölçüde Allah Rasulü de paylaşmış ve Hz. Aişe’nin masumiyeti anlaşılınca ona iftirada bulunanları
    Allah’ın emri gereğince derhal cezalandırmıştır.
    Bu, İslam Dininin, insan onuruna ne kadar büyük bir değer verdiğinin çok somut bir örneğidir.Hadisten elde edilebilecek üçüncü sonuç ta şu-
    dur: Hz. Aişe bu sıkıntılı günlerinde bir ay boyunca babasının evinde kalmış ve anne-babasından çok yakın destek ve teselli görmüştür. Bu tür iftira ve isnatlara maruz kalan günümüz kadınlarının birçoğunun en başta ailelerinden gördükleri şiddet ve dışlama düşünülürse Hz. Aişe’nin ebeveyninin takındığı tavır örnek alınacak bir tavırdır. Çünkü dinimiz, bir sıkıntıya maruz kalan din kardeşinin yardımına diğerlerinin koşmasını emretmekte, bir yanlışa düşene, diğerlerinin,
    “iyiliği tavsiye ve kötülükten sakındırma” görevini yeri ne getirmesini istemektedir. Bu görevleri öncelikli ve en etkili şekilde yapabilecek olanların da kişinin ailesi olduğunda şüphe yoktu.
    T.C Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı
    Diaynet Aylık Dergisi Şubat 2011

    Prof. Dr. İ. Hakkı Ünal
    Din İşleri Yüksek Kurulu
    Üyesi

Sayfayı Paylaş