Fıkıh mezhepleri

Konusu 'FIKIH VE AKAİD' forumundadır ve Münzevi tarafından 9 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. Münzevi Genel Düzenleyici Yönetici Super Moderator

    a) Kavram ve Tarihçe

    Fıkıh kelimesi sözlükte "bir şeyi bilmek, iyi ve tam anlamak, içyüzünüve inceliklerini kavramak" anlamına gelir. Terim olarak fıkıh hicrî ilk asırlardazihnî çaba ile elde edilen dinî bilgilerin tamamını ifade etmişken, imanve itikad konularının ayrı bir ilim dalı olarak teşekkül etmesine paralel olarak,ileri dönemlerde İslâm'ın fert ve toplum hayatının değişik yönleriyleilgili şer‘î-amelî hükümlerini bilmenin ve bu konuyu inceleyen ilim dalınınözel adı olmuştur. Fıkıh ilminde uzman olan kimselere de fakih (çoğulufukahâ) denir. Öte yandan fıkıh, ilk dönem literatüründe, şer‘î delillerdenhüküm elde etme faaliyeti olan ictihad anlamında kullanılmış, fakih vemüctehid eş anlamlı kabul edilmişken, ileri dönemlerde ictihad yetkinliğineulaşamamış fakat fıkhî hükümleri delilleriyle birlikte bilen veya fıkıh ilmi ilemeşgul olan kimselere de fakih denmeye başlanmıştır.Bir bakıma müslümanın davranış bilgisi demek olan fıkhın iki ana kaynağı,Kur'an ve Sünnet’tir. Kur'an'ın nüzûlü ve Hz. Peygamber'in bu dini insanlığatebliği milâdî 610-632 yılları arasına rastlayan yirmi üç yıla yakın bir zamandilimine yayılmıştı. İslâmî öğretilerin doğru anlaşılabilmesi ve sağlıklı biçimdeuygulanabilmesi için kuşkusuz İslâm tebliğinin bir bütün olarak düşünülmesigerekir. Ancak, bu kapsamdaki hükümlerin tebliğinde izlenen metodun ve esasalınan öncelikler sıralamasının dikkate alınması da, bütünün iyi kavranmasıaçısından önemlidir. Konuya bu açıdan bakıldığında İslâm tebliğinin farklı özelliklertaşıyan biri Mekke dönemi diğeri Medine dönemi olmak üzere iki anadöneme yayıldığı görülür.Gerçekten Hz. Peygamber, hicrete kadar geçen on iki yılı aşkın süreiçinde (Mekke döneminde) şirk ve sapıklıkla mücadele etmiş, insanların İslâm'ıninanç ve ahlâk esaslarına gönülden bağlanmaları için çaba harcamıştır.Bu dönemde inen Kur'ân-ı Kerîm âyetleri, kalplere tevhid inancını, yardımlaşmave fazilet duygusunu yerleştirmeyi hedef alıyor, evrendeki varlıkve olaylar üzerinde düşünmeye yönlendiriyor, yer yer somut anlatımlarlahemen bu hayatın peşi sıra bir âhiret hayatının bulunduğunu vurguluyor,geçmiş toplumların tarihinden ibret levhaları gösteriyor; böylece daha sonratebliğ edilecek hükümler sisteminin ruhunu ve küllî esaslarını hazırlıyordu.Bu dönemde inen âyetlerde amelî hükümler pek nâdirdi.Hz. Peygamber Medine'ye geldikten sonra, örgütlediği toplumun barışiçinde yaşayabilmesini sağlayacak bir ahidnâme (antlaşma metni) düzenlemeişine öncelik verdi. Resûlullah'ın bu girişimi, onun bu dönemde, ashabına vetüm insanlığa hayatın dinî, siyasî ve medenî bütün yönlerine ait uygulamalıbir model ortaya koymayı planladığını gösteriyordu. Sıra, Mekke dönemindeoluşturulan sağlam inanç ve ahlâk temellerinin üzerine, dünyevî hayatı âhirethayatı ile dengeli biçimde düzenleyecek bir sistemin sütunlarını oturtmayagelmişti. İşte böyle bir süreç içinde ortaya konan fıkhî esaslar ve hükümler,daha sonra müstakil bir ilmin ve zengin bir hukuk hazinesinin ana malzemesinioluşturmuştur.Hz. Peygamber hayatta iken vahiy devam ettiğinden, karşılaşılan meselelerdoğrudan doğruya Resûlullah'a arzedilir, konu hakkında ya âyet iner veyaHz. Peygamber onu doğrudan kendisi çözümlerdi. Bu ikinci yol, Hz. Peygamber'inkendi ictihadına göre hükmetmesiydi. Esasen Resûlullah'ın ictihadı vahyinkontrolünde olduğundan, onun ulaştığı sonuçların isabetsiz olması halinde,o şekli ile kalması düşünülemez ve -son tahlilde- bu hükümler de sünnetkapsamında sayılır. Resûlullah'ın bu yola başvurmasının asıl önemli yönüise, sahâbeyi ictihada alıştırması ve özendirmiş olmasıydı. Nitekim Hz. Peygamber'inMuâz b. Cebel'i Yemen'e kadı olarak gönderirken ona, önüne getirilenuyuşmazlıkla ilgili Allah'ın kitabında ve Peygamber'in sünnetinde bir hükümbulunmadığında ne yapacağını sorması üzerine Muâz'ın "Kendim ictihadederim" cevabını vermesi Hz. Peygamber'i ziyadesiyle memnun etmişti(Tirmizî, “Ahkâm”, 3).Hz. Peygamber'in vefatından sonra sahâbenin hem Kur'an ve Sünnet'inçizdiği istikametten ayrılmama hem de karşılaştıkları yeni meseleleri bu çerçevedeçözüme kavuşturma zaruretiyle karşı karşıya kaldığı, bu sebeple de dinîçözüm üretme (fetva) ve ictihad faaliyetini yoğun olarak sürdürdüğü, bilhassaHz. Ömer'in devlet başkanı sıfatıyla birçok farklı görüş ve uygulamayı gündemegetirdiği bilinmektedir. Sahâbe dönemini takip eden tâbiîn ve tebeu’ttâbiîndöneminde sosyal şartlardaki ve siyasal yapıdaki değişim, normatifilimlerin oluşum seyrine uygun olarak, fıkhın da gitgide nazarî bir renk kazanmasınazemin hazırladı. Sahâbîlerin, o günkü İslâm coğrafyasının değişikyerleşim merkezlerine dağılarak başlattığı tebliğ, eğitim ve öğretim faaliyetidaha sonraki nesillerde meyvesini vermeye başladı, üstat ve muhit farklılığınınyanı sıra önceki nesilden intikal eden sünnet malzemesi ve re’y ictihadıkarşısında tavır farklılığı da hadis ekolü (ehl-i hadîs) ve re’y ekolü (ehl-i re’y)adıyla iki ana temayülün ve gruplaşmanın sebebini teşkil etti.Emevîler'in sonu ile Abbâsîler devrinin başlarında Hicaz (veya Medine)merkezli olarak oluşan fıkıh ekolü ehl-i hadîs (veya ehl-i eser), Irak merkezliolarak oluşan fıkıh ekolü de ehl-i re’y adıyla anılmaya başlanmıştı. Her ikiekol de kitap, sünnet ve sahâbe icmâını hüküm kaynağı olarak kullanmaklabirlikte, Hicazlılar Medine halkının örfüne Hz. Peygamber'in yaşayan sünnetidiyerek ayrı bir değer verdiler ve muhitleri gereği ellerinde bulunan zenginhadis malzemesiyle yetinmeye çalıştılar. Hayat tarzının ve karşılaşılanmeselelerin oldukça sade olması sebebiyle bölgede re’y faaliyetine ciddi birihtiyacın bulunmadığı, ayrıca bu fakihlerin de hadisten cevabını bulamadıklarıyeni fıkhî meselelerde ictihad etme konusunda hayli çekingen davrandıklarıbilinmektedir. Iraklı fakihler ise, bölgede hâkim olan fikrî ve siyasîkargaşanın, sosyal şartların Hicaz'a nisbetle hayli farklı oluşunun tabii sonucuolarak, karşılaştıkları yeni meselelerin dinî hükmünü ictihad ederekbelirleme ve inisiyatifi kaçırmama, rivayet edilen hadisleri de titizlikle inceleyerekdaha ihtiyatlı karşılama yolunu seçtiler. Bu iki ekol bir bakıma,Kur'an ve Sünnet metinlerini anlamada ve yorumlamada lafızla yani söylenenleyetinme ile lafzın yanı sıra maksadı yani söylenmek isteneni de gözönünde bulundurma ve rivayetlerin içerik tenkidine de yer verme şeklindeözetlenebilecek ve her dönemde İslâm bilginleri arasında varlığını koruyacakolan iki farklı temayülü bünyesinde barındırmakta veya kısmen temsil etmekteydi.Tâbiîn ve tebeu’t-tâbiîn dönemlerinde başta Hicaz ve Irak olmak üzereçeşitli bölgelerde ve merkezlerde devam eden re’y, fetva ve tedrîs faaliyetininhicrî II. yüzyılın ortalarından itibaren daha sistemli ve doktriner halegeldiği, önce Kûfe'de Ebû Hanîfe ve öğrencilerinin ehl-i re’y fıkhını, sonra daMedine'de İmam Mâlik'in ve öğrencilerinin ehl-i hadîs fıkhını zenginleştirerekekolleştirdiği, bu ilim halkalarında doktriner bir fıkıh eğitim ve tartışmaortamının kurulduğu ve bunu verimli tedvîn faaliyetinin izlediği görülür.Bunu tepkici veya sentezci diğer fıkhî ekolleşmeler takip etmiş ve neticedehürriyetçi ve hoşgörülü bir ictihad ortamında zengin doktriner tartışmalarınyapılmasına ve ileride mezhep olarak şekillenecek yeni fıkhî oluşumlarınortaya çıkmasına imkân hazırlanmıştır.İctihadî görüşler ve fıkhî ekolleşmeler hakkında iyi niyetle yapılan hatalıictihad için bile ecir olduğu ilkesinden hareketle, hak-bâtıl, sünnet-bid‘atayırımı ve nitelendirmesi doğru olmayıp en fazla isabetli-isabetsiz, yanlışdoğrugibi nitelendirmeler yapılabilir. Siyasî ve itikadî bir hareket olan Şîa'-nın aynı zamanda kendine özgü fıkhî doktrin ve çözüm de ürettiğini, ancakŞîa'nın Ehl-i sünnet dışında tutulmasının sebebinin mezhebin fıkhî görüşlerideğil siyasî tutumu ve itikadî görüşleri olduğunu burada tekrar hatırlatmakgerekir. Şîa kısmının ayrı bir blok oluşturması ve hicrî ilk asırlarda münferitgörüş ve ekollerin çoğunun da zamanla unutulması veya taraftarlarınınkalmaması sonucu, Sünnî dünyada Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerikalmış, Şîa kesiminde de Ca‘feriyye ve Zeydiyye mezhepleri kaydadeğer ölçüde yaygınlık kazanmış ve günümüze kadar belirli yoğunluktayaşama imkânı bulmuştur.

    Kunfeyekun.Org
    Kaynak:Diyanet İlmihali
     
    1 kişi bunu beğeniyor.

Sayfayı Paylaş