Alaya ve Eğlenceye Alma

kurtuluş

KF Ailesinden
Özel Üye
HAZRET-İ MUHAMMED Aleyhisselâm

“Alaya ve Eğlenceye Alma”
Mekke’de her gün müslüman olanlar çıkıyor, hiç tahmin etmedikleri kişiler İslâmiyet’le şerefleniyorlardı. Bir kimsenin müslüman olduğunu görür görmez peşine takılır, onu hiçbir yerde rahat bırakmazlar, nereye giderse oraya varırlar, halka onun hakkında yalanlar iftiralar atarlardı. Kendisine durmadan takılırlar, ipe sapa gelmeyen sorularla bunaltırlar, bazı şeyleri ispatlamasını isterler, sonra da devamlı itiraz ederlerdi. Maksatları onları tekrar sapıklığa düşürmekti.

Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:

“Rabb’lerinden kendilerine gelen her yeni zikri (öğüt ve uyarıyı) mutlaka alaya alarak dinlerler. Onların kalpleri gaflet içerisindedir.” (Enbiyâ: 2-3)

Diğer taraftan var güçleriyle inananları küçük düşürmek ve eğlenmek için alay kampanyası başlattılar. Bazen fakirliklerini, bazen garipliklerini devamlı alay konusu yaparlar, gözleriyle ve elleriyle birbirlerine işaret verirlerdi. Bu iğrenç fenâlıklarından büyük bir zevk duyarlar ve alaylı alaylı gülüşürlerdi. Müminler ise bu duruma sabretmekten başka bir şey yapamıyorlardı. Onların hep iyiliklerini istedikleri halde, her vesile ile Hakk’a dâvet edip, dalâletten kurtarmak, hidayetlerine vesile olmak istedikleri halde; onlar inananların inançlarıyla, ibadetleriyle, örtüleriyle hep alay ediyorlardı.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:

“Resul’üm! Andolsun ki senden önceki milletler arasında da elçiler gönderdik. Onlara herhangi bir peygamber geldiğinde mutlaka onunla alay ederlerdi.” (Hicr: 10-11)

Bu durum onların bozulmuş olan fıtratlarında bulunuyordu.

“Hayır! Onlar bir şüphe içindedirler ve eğlenip duruyorlar.” (Duhân: 9)

Allah’ın kitap indirdiğine, peygamber gönderdiğine inanmıyorlar, alay edip eğleniyorlar.

“Kâfirler seni gördükleri zaman: ‘Sizin ilâhlarınızı diline dolayan bu mudur?’ diyerek seni hep alaya alırlar. Oysa onlar Rahman’ın zikrini inkâr edenlerin tâ kendileridir!” (Enbiyâ: 36)

Kendileriyle alay edilmeye, küçümsenmeye ve kınanmaya onlar daha lâyıktırlar. Çünkü onlar kendi elleriyle yonttukları heykellerden medet umuyorlar, insanlığın şeref ve haysiyetini ayaklar altına alıyorlar.

“Seni gördüklerinde: ‘Bu mu Allah’ın elçi olarak gönderdiği?’ diye mutlaka alaya alırlar.” (Furkân: 41)

İman etmemekle kalmıyor, Resulullah Aleyhisselâm’ı hafife alıyorlar, ulviyetini takdir edemiyorlar.

“Hayır! Sen onlara şaşıyorsun. Onlar ise alay ediyorlar.” (Sâffât: 12)

Gün gibi ortada olan hakikatlere itiraz ve inkâr etmelerine sen hayret ediyorsun, onlar ise cehâletleri sebebiyle bu ilâhî dâveti eğlenceye alıyorlar.

“Suçlular inananlara gülerlerdi.

Yanlarından geçtikleri zaman, birbirlerine göz kırparlardı.”
(Mutaffifîn: 29-30)

Kaş ve göz işaretleriyle müminleri birbirlerine göstermek isterlerdi.

“Kendi taraftarlarının yanına döndükleri zaman da inananlarla alay etmenin zevkini tadarlardı.” (Mutaffifîn: 31)

Müminlerle alay etmiş olmaları hoşlarına gider, onlara karşı yaptıkları maskaralıkları anlatarak zevklenirlerdi.

“İnananları gördüklerinde:

‘Bunlar sapık insanlar.’ derlerdi.” (Mutaffifîn: 32)

Hakaret kastıyla onları sapıklıkla suçluyorlardı.

“Oysa kendileri inananlara gözcü olarak gönderilmemişlerdi.” (Mutaffifîn: 33)

Aksine kendi nefislerini düzeltmekle emrolunmuşlardı.

Ahirette ise durum tam tersine dönecek, gülme sırası müminlere gelecek.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“İşte bugün de inananlar kâfirlere gülerler.” (Mutaffifîn: 34)

Çünkü kâfirler ahirette çok gülünç durumlara düşecekler, onları görenler gülmekten kendilerini alamayacaklar.

“Tahtlar üzerinde: ‘O kâfirlerin yaptıkları şeylerin karşılığı verildi mi?’ diye (onların hâlini) seyrederler.” (Mutaffifîn: 35-36)

Allah-u Teâlâ’nın intikamının azametini gözleriyle bizzat görürler.

Nitekim diğer bir Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:

“Andolsun ki senden önceki peygamberler ile de alay edilmişti. Fakat alay ettikleri şey, onlarla alay edenleri çepeçevre kuşatıverdi.” (En’âm: 10)

Alaylarının vebâli altında büsbütün mahvolup gittiler.



Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde inkârcı zâlimlerin, kendi eşleri ve tapmış oldukları ilâhları ile beraber mahşerde toplanacaklarını, sonra da cehenneme sevkedileceklerini haber vermektedir:

“Zâlimleri ve onların eşlerini toplayın, onların Allah’tan başka taptıklarını da. Ve onları cehennem yoluna götürün.

Durdurun onları! Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.” (Sâffât: 22-24)

Cehenneme atılmadan önce bütün yaptıklarından ve sözlerinden hesaba çekilecekler, sonra da lâyık oldukları yere sevkedileceklerdir.

Kınama ve azarlama yoluyla onlara şöyle denilir:

“Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?” (Sâffât: 25)

Şimdi anladınız mı sapıklıkta olduğunuzu? Fakat faydası ne mümkün?



Müslümanlar yeri geldikçe:

“Allah bize zafer verecek, müşriklerle bizi birbirimizden ayıracak.” diyorlardı.

Müşrikler ise sağırlık ve körlükleri dolayısıyla iman etmedikleri gibi, bu gibi sözleri duydukça onlarla alay etmekten geri kalmadılar.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“‘Eğer doğru sözlü iseniz bu fetih ne zaman?’ derler.” (Secde: 28)

Bir taraftan böyle bir şeyi uzak bir ihtimal gördükleri, diğer taraftan da yalanlamak maksadıyla ve inat olsun diye söylüyorlardı.

“De ki: Fetih gününde kâfirlere imanları hiçbir fayda vermez, kendilerine mühlet de tanınmaz.” (Secde: 29)

Siz en iyisi bir an önce İslâm’ın kurtuluş gemisine girmeye bakın.

Azapla karşı karşıya geldiğiniz zamanki inanmanız size bir fayda sağlamaz.

“Onlardan yüz çevir ve bekle! Zaten onlar da beklemektedirler.” (Secde: 30)

Gerçekten de çok geçmeden Allah-u Teâlâ’nın yardımı müminlere erişmiş, büyük bir fütûhat bahşetmiş, onların inananlar hakkındaki beklentilerini boşa çıkarmıştır.




"Bu eser, Pakistan Devleti tarafından 1997 yılında düzenlenen Dünya Sîret yarışmasında birincilik ödülüne layık görülmüş ve Muhterem Müellif'e bir liyakat belgesi verilmiştir."

ÖMER ÖNGÜT -kuddise sırruh
 
Son düzenleme:
Üst