ERKAM BİN EBİ'L ERKAM - Evi ilk vakıf olan sahâbî kimdir hayatı hakkında kısa bilgiler

Hz. Erkam'ın ataları Mekke'nin sayılı zengin ve reisleri idiler. Bu sebeple eskiden beri saygı ve i'tibâr görürlerdi. Kâ'be-i muâzzamanın batı taraflarında yüksek bir evleri vardı. Beytullahı ziyâret edenler mutlaka onların evi önünden geçmeye mecburdular. Safâ tepesinde bulunduğu için uzaktan bile Kâ'be'yi görmek mümkündü.


Evim evinizdir

Hz. Erkam Müslüman olduktan sonra sevgili Peygamberimizi evlerine da'vet etti. Peygamber efendimiz de münâsip bir zamanda Hz. Ebû Bekir'le birlikte şeref verdiler. Evin geniş ve ferah salonlarında topluca namaz kıldılar. Huzûr içinde sohbet ettiler uzun uzun konuştular. Bir ara Hz. Erkam dedi ki:

- Yâ Resûlallah evim evinizdir. Emrinizdedir. Nasıl ne zaman ve ne kadar arzû ederseniz kullanabilirsiniz.

O sırada ilk Müslümanlar gerçekten büyük baskı ve tehdit altındaydılar. En yakın akrabâları bile onlara eziyet ediyorlardı. Abdestlerini gizli alıyor namazlarını gizli kılıyorlardı. Çünkü müşrîkler puta tapanlar; büyük bir kin ve nefretle doluydular. Hz. Erkam'ın teklifi bu yüzden sevgili Peygamberimizi çok ferahlattı.

Hz. Erkam'ın tertemiz evi Müslümanlar için gerçek bir kurtuluş kalesi oldu. Bir dâr-ül İslâm ya'nî İslâm yuvası hâline geldi. Peygamber efendimiz sayıları 10-15'i geçmeyen mü'minler ile birlikte oraya yerleştiler. Rahatça ibâdet etmeye İslâm için çalışmaya devam ettiler.

İki Cihân Güneşi ve sevgili arkadaşları üç yıl kadar bu ilk İslâm Kalesinde bulundular. Birçok âyet-i kerîme orada nâzil oldu. Birçok meşhur kimse orada hidâyete erdiler Müslüman oldular. Sayıları kırka yaklaştığı bir gün Hz. Ebû Bekir sordu:

- Yâ Resûlallah! İnsanları açıkça İslâma da'vet zamanı daha gelmedi mi?

Peygamber efendimiz de buyurdu ki::

- Henüz sayımız azdır.

Fakat Hz. Ebû Bekir ısrar etti. Bunun üzerine hep beraber Kâ'be civârına çıktılar. Hz. Ebû Bekir ayağa kalkıp orada bulunanlara konuşmaya başladı:

- Ey Kureyşliler! Allahü teâlâ birdir. Muhammed aleyhisselâm O'nun Resûlüdür. Gelin birlikte İslâma dönelim. Felâha kurtuluşa erelim.

Utbe'yi sağ bırakmayız

Sevgili Peygamberimiz de onu dinliyorlardı. Hz. Ebû Bekir daha sözünü bitirmeden müşrikler hücûm ettiler. Hem Hz. Ebû Bekir'e hem de ötekilere saldırıyorlardı. Hâinliğiyle tanınmış Rebîa'nın oğlu Utbe yamalı ayakkabısıyla yüzüne gözüne vuruyordu. Her tarafı şişen Hz. Ebû Bekir sonunda düştü bayıldı...

Gürültüyü işiten Teymoğulları kabîlesi koşarak geldiler. Saldırganları dağıtıp akrabâlarını kurtardılar. Çünkü Hz. Ebû Bekir aynı kabîleden idi. O zamanlar kabîle mensupları Müslüman olsun müşrik olsun birbirlerini koruyorlardı.

Hz. Ebû Bekir'i bir çarşaf içinde evine götürürlerken dediler ki:

- Eğer akrabâmız ölürse; and olsun ki biz de Utbe'yi sağ bırakmayız!

Hz. Ebû Bekir'i müşriklerin elinden alıp evine götüren Teymoğulları ve anacığı Akşama kadar yatağı ucunda beklediler. Nihayet hava kararırken Hz. Ebû Bekir gözlerini açtı. İlk sözü:

- Allahü teâlânın Resûlü nasıllar oldu.

Kabîle büyükleri çıkıştılar:

- Sen bu hâle O'nun yüzünden düştün! Kendine bakmıyor da hâlâ O'nu mu soruyorsun?

Anası Ümm-ül Hayr başında gürültü yapanları kovaladı. Bütün gayretiyle sevgili oğluna bir şeyler yedirmeye çalışıyordu. O ise hep soruyordu:

- Resûlullah efendimiz nasıldır?

Onun ısrarlı soruları karşısında anası dedi ki:

- Yemîn ederim ki benim hiç haberim yok!

- Öyleyse sorup öğreniver!

Müjde oğlum!

Annesi yalvaran oğlunun hatırı için evden çıktı. Epeyce sonra geldi. Yüzü gülüyordu:

- Müjde oğlum! Merak ettiğin zât Erkam'ın evinde bulunuyorlarmış.

Hz. Ebû Bekir'in gözleri parladı. Sanki dünyalar onun olmuştu. Anacığı ise elinde yiyecek bir şeyler uzatıyordu.

- Yine de gidip O'nu kendim görmedikçe ahdim olsun boğazımdan ne su ne yemek geçmiyecektir deyince kadıncağız şaşırdı.

Ortalık kararıp herkes evlerine kapanıncaya kadar beklediler. Sonra Hz. Ebû Bekir'in koltuklarına girip sokağa çıktılar. Doğruca Hz. Erkam'ın evine yollandılar. Peygamber efendimizi sağ-sâlim görünce; sarılıp öpmeye koklamaya başladı. Dâr-ül Erkam'da bulunan Müslümanlar da onu öpüyorlardı. Bu göz yaşartıcı sahne uzun zaman devam etti...

Annem de hidâyete erse

Peygamber efendimizin şefkatli bakışlarından kendisine çok acıdığını hisseden Hz. Ebû Bekir ricâda bulundu:

- Yâ Resûlallah! Anam babam size fedâ olsun. Lütfen benim için üzülmeyiniz. Çünkü o kâfirler yüzüme biraz fazlaca vurdular o kadar. Fakat şu benim vefâlı anacığım çocukları için çok merhametlidir. Onun için Allaha duâ buyursanız da hidâyete kavuşsa ve böylece de Cehennem ateşinden kurtulmuş olsa?

Sevgili Peygamberimiz tebessüm ettiler. Sonra Allahü teâlâya duâda bulundular. Ümm-ül Hayr hazretlerine îmân ve İslâmı teklif ettiler. O temiz kalbli ana hiç tereddüt etmeden Müslüman oldu. Kurtuluşa erdi. Böylece Hz. Erkam'ın evi bir kere daha bereketini gösterdi.

Çok geçmeden Hz. Hamza da Müslümanlar arasına katılınca; sayıları 39'a yükseldi. Peygamber efendimizin o bahadır amcaları ile Müslümanların gücü çok yükseldi. Çünkü onun kılıcının keskinliği herkes tarafından iyi bilinmekteydi. Bütün Mekkeliler Hz. Hamza'nın cesâret ve kahramanlığından korkarlardı.

Hz. Hamza Müslüman olduktan sonra bir ikindi vakti inananlar yine Hz. Erkam'ın kutlu evinde toplanmışlardı. Namaz kılınmış sohbet ediyorlardı. Kapı hızlı hızlı çalındı. Gidip bakan zât haber verdi:

- Yâ Resûlallah Hattâb'ın oğlu Ömer gelmiş. Kılıcı da elinde bulunuyor.

Bunun üzerine ba'zıları dediler ki:

- Kapıyı açmıyalım!

Ba'zıları da aksini söylediler.

İşte o zaman yiğit Hz. Hamza sevgili Peygamberimize dönerek dedi ki:

- Bırakınız yâ Resûlallah! Şâyet hayır için geldiyse hayır görür. Şer kötülük için geldiyse kendi kılıcıyla kellesini uçururum.

Hâlâ vazgeçmiyecek misin?

Kapı açıldı. Ve bütün heybetiyle Hattâb'ın oğlu içeri girdi. İki Cihân Sultânı ayağa kalktılar. Önlerine gelince onu omuzlarından tutup sarstılar:

- Ey Ömer! Hâlâ vazgeçmiyecek misin?

Hattâb'ın oğlu tâ iliklerine kadar sarsıldı. Ve olanca gücüyle dedi ki:

- Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah!

O anda Müslümanlık şerefine erişti. Hz. Ömer oldu. Bütün Eshâb-ı kirâm yüksek sesle:

- Allahü ekber! Allahü ekber! Vallahü ekber! Tekbîrleriyle yeri göğü inletmeye başladılar. O kadar ki Mekke'nin en uzak yerindekiler bile işittiler. Çünkü Müslümanların sayısı 40'a yükselmişti. Bunu öğrenen Hz. Ömer:

- Ey Allahın Resûlü! Müsâade buyurunuz da gidip hep birlikte Beytullahın içinde namaz kılalım teklifinde bulundu. Peygamber Efendimiz kabûl ettiler.

İşte o gün Hz. Erkam'ın sırlarla dolu güzel evi Dâr-ül Erkam; vazîfesini tamamlamış oldu. Çünkü o günden sonra Müslümanlar ibâdetlerini artık açıkça ve her yerde yapmaya başladılar...

Allahü teâlânın emriyle sevgili Peygamberimiz Medîne'ye Hicret ettikleri zaman; Hz. Erkam da fazla gecikmedi. Herkes gibi o da; Mekke'deki güzel evlerini topraklarını akrabâlarını terketti.

Peygamber Efendimiz Medîne'de onu Hz. Zeyd bin Sehl ile din kardeşi yaptılar. Huzur içinde yaşıyabilmesi için Beni Züreyk mahallinde bir miktar arazi verdirdiler...

Ne tarafa gidiyorsun?

Hz. Erkam fevkalâde dindar ahlâklı ve cömert bir Müslümandı. Bilhassa namaza çok önem veriyordu. Bir gün yol kıyâfetiyle Peygamber efendimizin huzûrlarına girip selâm verdi. Sevgili Peygamberimiz selâmını aldıktan sonra sordular:

- Ne tarafa gidiyorsun?

O da eliyle Beyt-i Makdîs'i Kûdüs taraflarını işâret etti. Peygamber Efendimiz tekrar sordular:

- O tarafa seni sevkeden nedir ticâret mi?

- Hayır ey Allahın Resûlü. Maksadım ticâret değildir. Sâdece Beyt-i Makdîs'te namaz kılmak istiyorum.

Sevgili Peygamberimiz Mekke taraflarını işâret ederek buyurdu ki:

- Mescîd-i Harâm'da kılınan bir namaz; oradan başka mescîdlerde kılınan bin namazdan hayırlıdır.

Medîne'de parlayan İslâm Güneşi ışıklarını; önce yakınlara sonra uzaklara yaymaya başladı. Allah rızâsı için Allahın dîni olan İslâmı yaymak için savaşlar yapıldı.

Önce büyük Bedir sonra ibretli Uhud daha sonra Hendek ve öteki gazâlar kazanıldı. Nihâyet İslâmın doğduğu mübârek belde olan Mekke müşrikliğin merkezi durumundan kurtarıldı ve fethedildi. Oradan da dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Hz. Erkam'ın nûrlu evinde Dâr-ül İslâmda yetişen 40 büyük" sahâbî bugün yeryüzünde yaşayan 400 milyon Müslümanın yıldızları önderleri ataları oldular.

Tam bir sığınak oldu

Hz. Erkam'ın evi İslâm târihinde çok önemli bir rol oynamıştır. İlk Müslümanlar kendilerine yapılan eziyet ve işkencelerden kurtulmak için bu eve sığınmışlardı.

Hz. Ömer'in katılmasıyla 40 kişi oluncaya kadar Dâr-ül Erkam onlara tam bir sığınak oldu. Ayrıca birçok âyet-i kerîme de burada nâzil oldu...

Hz. Erkam'ın evi Dâr-ül İslâm olarak; uzun müddet önemini korudu. Çocuklarına vakfettiği için onlar da satmadılar. Fakat Halîfe Mansûr zamanında devletin eline geçti. Yıkılmaktan kurtarmak için ta'mir edildi. O zaman da evin aslı kayboldu.

Bu mübârek eve fazla kıymet vermemiz; şüphesiz onun taşına toprağına değildir! İslâmiyet zâten böyle bir şeye izin vermez. Saygımız sâdece orada toplanan ve İslâm ve îmânları için her fedâkârlığı göze alan ilk Müslümanların hâtırâları sebebiyledir.

Erkam'ın babası; Ebî'l Erkam anası; Ümeyme kabîlesi; Mahzûmoğulları künyesi; Ebû Abdullah'tır. İslâmiyeti ilk kabûl edenlerin 7. veya 11.'sidir. Ailesi Mekke'nin sayılı asîllerinden idi. Bu sebeple Müslüman olmadan önce de çok saygı görürlerdi.

Mazlûmun hakkını arayanlar

Hz. Erkam aynı zamanda; Mekke'de Mekkelilerden ve onlar dışında Mekke'ye girecek olan sâir insanlardan zulme ve haksızlığa uğramış kimse bırakmamak; mazlûmun hakkı geri alınıncaya kadar zâlime karşı mazlûmla birlikte hareket etmek üzere ahidleşen; denizlerin bir kıl parçasını ıslatacak kadar suyu bulundukça Hirâ ve Sebîr dağı yerlerinde durduğu ve üzerlerinde dağ tekeleri yayıldığı müddetçe bu ahid ve sözlerine bağlı kalacaklarına yemin eden Hılfül fudûl eshâbından idi.

Hz. Erkam Bedir Uhud ve diğer gazâlara katıldı. Hepsinde büyük yararlıklar gösterdi. Allahü teâlânın Resûlü zaman zaman onu zekât toplamakla vazifelendirdiler. Her zaman olduğu gibi bu vazifeyi de severek ve başarıyla yaptı.

Geçimini ziraat ve ticâretle temin ederdi. Kimseye muhtaç olmadan yaşadı. Dürüstlük ve dindarlık; ahlâkının temel taşlarıydı. İki oğlu vardı: Abdullah ve Osman. Kızları: Meryem Safiyye ve Ümeyye adlarını taşıyordu.

Hicretin 53. yılında 83 yaşlarında Medîne'de vefât eyledi. Namazını vasiyeti üzerine aynı günlerde Müslüman oldukları; Hz. Sa'd bin Ebî Vakkâs kıldırdı. Bakî' kabristanına defnolundu.