el-Veliyy



el-Veliyy seven yardım eden gerçek ve yegâne dost yardımcı olan kâinatın ve bütün mahlûkatın işlerini yürüten sevk ve idare eden

demektir.
Bakara sûresi (2) 107: “Bilmez misin ki hakikaten göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır hepsi O’nundur. (Bilin ki) size de Allah’tan başka ne bir dost ne

de bir yardımcı vardır.”
“Dost” ismi üzerinde uzun uzun düşündüm Allah’ım! İlk etapta tutunabileceğim “kuvvetli ve sıcak bir el” geldi aklıma. Öyle bir dostum olmalı ki dedim

kendi kendime hayat yolunda zorlandığım an onun eline uzanabilmeliyim ve “dostumun” elleri sıkıca sevgi ile tutabilmeli elimi.
Her zorlukta onu yanımda bulabilmeliyim dedim. O’nun varlığını yanı başımda hissedince güven dolmalıyım hayata karşı dedim. O dost beni asla terk

etmemeli diye düşündüm. O dost bana öyle sevgi ile bakabilmeli ki eksiğimle yanlışımla bütün acziyetimle kucaklayabilmeli beni ve en ufak bir hatamda

ellerimi bırakmamalı beni bırakıp gitmemeli beni olduğum gibi sevebilmeli dedim.
Öyle bir dost olmalı ki ondan güç alabilmeliyim dedim. Güvenmeliyim ona dedim!
O’nun gücü “çok büyük” olmalı ki aciz kaldığım her noktada güç kuvvet kaynağı olmalı dedim.
O dostun hayatımın sadece bir bölümünde değil “ol” emrinden “öl” emrine dek bütün hayat çizgimde yanımda olduğunu hissetmeliyim dedim.
Ve öyle bir dostum olmalı ki beni sevmeli dedim. O’nun beni sevdiğini ne yaparsa beni sevdiği ve iyiliğimi istediği için yaptığını bilmeliyim dedim kendi

kendime.
Ve bu sevgi beni adam edebilmeli diye düşündüm!
“Öyle büyük öyle kudret sahibi öyle muhteşem öyle sevgi dolu bir dostum var ki o dostuma yakışmalıyım” diyebilmeliyim! O beni seviyor diye “adam”

edebilmeliyim kendimi.
Bu dostu aramak bu dostu bulmaktır yaşamın tadı.
İşte bu arayış da fıtratımıza kodlanmıştır dostlar. Hep güzele güzelliklere ulaşmaya çalışan bir yaradılış formu verilmiştir bize.
Ömür o “dost”u “gerçek” ve “tek dost”u aramakla geçer. O’nu bulmak ise en büyük kurtuluştur!
Mâide sûresi (5) 55: “Sizin asıl dostunuz Allah’tır O’nun Resûlüdür ve namazlarını kılan zekâtlarını veren ve rükû eden mü’minlerdir.”.
Âl-i İmrân sûresi (3) 150: “Hayır! Sizin mevlanız Allah’tır. O yardım edenlerin en hayırlısıdır.”
Bakara sûresi (2) 257: “Allah iman edenlerin velîsidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır...”
Kur’ân-ı Kerîm’in nurlu iklimini hissedebiliyor musunuz dostlar? Daha yolun başında kulunun düşe kalka değil; dosdoğru bir yol üzerinde sabit adımlarla

yürümesini isteyen bunun için de kuluna “gerçek dost”un kim olduğunu tâ baştan bildiren o sevgi dolu sesi duyabiliyor musunuz? Lütfen yüreğinizi açın

Kur’ânı Kerîm’e. Çok şeyler hissedeceksiniz...
Nisâ sûresi (4)’nde (45): “Allah sizin düşmanlarınızı çok iyi bilendir. Gerçek bir dost olarak Allah yeter. Ve yardımcı olarak da Allah yeter.” buyuruyor

sevgi dolu bu ses size!
Şûra sûresi (42) 28: “İnsanlar ümitlerini kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini her tarafa yayan O’dur. Övülmeye layık olan gerçek dost O’dur.”
Elemler acılar yorgunluklar ayrılıklar ve yanlış anlaşılmalar yüreğinizi yakar kavurur çöle döndürür bu dünya hayatında. Ümitlerinizin bittiği noktada

“O dost” rahmet yağmurları yağdırır gönlünüze çöl bir yüreği vahaya çevirir.
Bunu âlemlerin Rabbinden başka kim yapabilir? Aciz senin benim gibi kul olarak yaratılmış birisi yapabilir mi bunu! Kendisi gibi acizleri dost edinip

onlardan yardım umanların hali şöyle anlatılır Kur’ân-ı Azîmüşşan’da:
Ankebût sûresi (29) 41: “Allah’tan başka dost edinenlerin durumu kendine yuva yapan örümceğin durumu gibidir. Hâlbuki evlerin en çürüğü şüphesiz örümcek

yuvasıdır. Keşke bilselerdi.”
Dinimiz “iman etmiş” Müslümanları birbirine dost olmaya çağırır. Allah (cc) bu anlamda onları “Velîy” isminin tecellisini yaşamaya davet eder:
Tevbe sûresi (9) 71: “Erkek ve kadın bütün mü’minler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler kötülükten vazgeçirirler namazı

kılarlar zekâtı verirler Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlar Allah’ın rahmetiyle yarlığayacağı kimselerdir. Çünkü Allah Azîz’dir Hakîm’dir.”
Nisâ sûresi (4) 144: “Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin...”
Sevgi ispat ister... Eğer O’nu sevdiğimizi iddia ediyor ve O’nun tarafından sevilmek istiyorsak kendimize şu soruları sorabilmeliyiz dostlar: O’nun

emirlerine uyuyor muyuz? O’nun dinine sahip çıkıyor muyuz? Onun emirlerini yerine getiriyor muyuz? Onun yasak ettiklerinden kaçınıyor muyuz?
Âl-i İmrân sûresi (3) 31: “De ki siz gerçekten Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah

Ğafûr/bağışlayıcıdır ve Rahîm/çok esirgeyici.”
Ya Allah Resûlü’nün (s.a.s.) sünnetine ne kadar uyuyor ve onun sünnetini ne kadar yaşıyoruz dostlar?
Allah’ın sevdiği kulları seviyor muyuz? O sevgili kulların dertleri ile dertlenip sevinçleriyle mutlu olabiliyor muyuz acaba? Ne dersiniz?
Peki bizim “dost” bildiklerimiz Allah’ın bize tarif ettiği dost kavramına uyuyor mu?
Mümtehıne sûresi (60) 13 “Ey inananlar Allah’ın gazab ettiği kimselerle dostluk etmeyin. Kâfirler mezarlık halkından nasıl ümidi kesmişse onlar da

ahiretten öyle ümidi kesmişlerdi.”
Ey “tek dost”um “tek kapı”m dert ortağım! Ey “Velî”m olan Allah’ım! Yalnızca sana güvenip sana sığınıyorum.
Furkân sûresi (25) 58: “Sen ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan...”
Talâk sûresi (65) 3: “...Kim Allah’a güvenirse O ona yeter...”.
Ey Rabbim! Sana sığınıyor Sana güveniyor yalnız Senin ilah olduğuna inanıyorum!
Varsın birsin Allah’ım sen Velî’msin dayanağımsın. Bırakma beni Rabbim tut elimi Allah’ım. Sana Kur’an-ı Kerîm’in gölgesinde yalvarıyorum:
“Ey Rabbim! Sen bana dünya mülkünden nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden Rabbim! Dünyada da

âhirete de benim Velîm Sensin benim canımı müslüman olarak al ve beni salih kulların arasına kat!...” (Yûsuf sûresi (12) 101)
Bir kudsi hadiste şöyle buyruluyor: Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
“Her kim bir velime/dostuma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulum Bana kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli herhangi bir şeyle

yakınlık kazanamaz. Kulum Bana (farzlara ek olarak) nâfile ibâdetlerle durmadan yaklaşır nihayet Ben onu severim. Ben onu (kulumu) sevince de (sanki) Ben

onun işiten kulağı gören gözü tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden her ne isterse onu mutlaka veririm; bana sığınırsa mutlaka onu korurum. Ben

yapılmasını dilediğim hiçbir şey hakkında mü’minin ölümü karşısındaki tereddüdüm gibi tereddüt etmedim. Zira o (kulum) ölümden hoşlanmıyor Ben de onu üzmeyi

sevmiyorum.” (Buhârî Rikâk 38.)
Ey Rabbimiz! Sana Peygamberim Muhammed Mustafa’nın (s.a.s.) yol göstericiliğinde yöneliyor ve Hz. Davûd (as) gibi yalvarıyorum.
Ebu’d-Derdâ (ra) Hazret-i Rasûlullah’ın Dâvud peygamber için İnsanların en çok ibadet edeniydi- dedikten sonra şöyle anlatıyor:
“-Dâvud’un duasında sözü şuydu: “Allah’ım Senden Seni sevmeyi Seni seveni sevmeyi Senin sevgini ulaştıracak ameli sevmeyi dilerim. Allah’ım sevgini bana

nefsimden ailemden ve soğuk sudan daha sevgili kıl!” (Tirmizî Deavât 73 Tefsîru’l-Kur’ân 39.)
Ey Rabbimiz! Senden Seni sevmeyi ve Seni sevenleri sevmeyi istiyoruz. Böylelikle bizi dostluğuna yaklaştır... Bizi dostluğuna yaklaştır ki; yanına “dostun

dosta kavuşması” gibi varalım... Tâ ki Sana sunacağımız ömür kefemiz rızan için yaşanmış dostluklarla dolu olsun… Âmîn.