el-Vekîl



el-Vekîl işlerini kendisine bırakanın işlerini en iyi şekilde yapan kendisine dayanılıp güvenilen her şeyi tedbir ve idare eden

gözeten yarattığı bütün varlıkların işlerini idare eden her şeye karşı her şeyin hakkını müdafaa eden hakkı yerine getiren demektir.
Müzzemmil sûresi (73) 9: “O doğunun ve batının Rabbidir. Ondan başka ilâh yoktur. O halde yalnız O’nu vekil tut.”
Hz. Âdem’den bu yana dünya sadece iki grup insanı ağırlamaktadır: İnananlar ve inkâr edenler. Bu keyfiyet kıyamete kadar böyle devam edecektir.
İnananların mücadelesi devam ederken inkârcılar da binbir bahane ile küfürlerini sürdüreceklerdir.
İman eden kullar yaradılış gayeleri doğrultusunda bir taraftan emr-i bil maruf nehy-i anil münker (iyiyi emredip kötülükten sakındırmak) ile meşgul

olurken; diğer bir taraftan da sürünün çobanı olarak ailesinin geçimini temine çalışır ve dünyevî mücadelelerini sürdürür.
O Yüceler Yücesi rahmetin ve engin sevginin sahibi Allah (cc) kullarını hiçbir zaman yalnız bırakmaz. Hz. Allah kullarının her durumda kendisine

sığınmasını ve güvenmesini ister. Allah kendisini “dost” edinmiş sabırlı ve kararlı mü’minleri eninde sonunda her konuda zafere ulaştırır...
Âl-i İmrân sûresi (3) 173: “İnsanlar onlara: “Düşmanlarınız size karşı ordu topladı onlardan korkun.” dediklerinde bu onların imanını artırdı ve şöyle

dediler: “Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.”
Vekili Allah olanın sırtı yere gelir mi hiç?
Vekili Allah olanın kaldıramayacağı zorluk yoktur! İnananların tarihi bunun sayısız örneği ile doludur. Mütevekkil kul “Verin bana bir değnek dünyayı

yerinden oynatayım” der ve kendisini dinleyenlerin akıllarını oynatır yerinden.
Allah’ın güzel isimlerini bilmek farklı; bu güzel isimleri yaşamak ise çok daha farklı boyutlardır Hz. Allah bizlere öğrendiklerimizi yaşamayı nasip etsin!

Âmin...
En’âm sûresi (6) 102: “İşte Rabbiniz Allah bu! O’ndan başka ilâh yoktur; O her şeyin yaratanıdır. O’na kulluk edin O her şeye vekildir.”
Allah’ı vekil edinenin ümitsizliğe düşmesi mümkün değildir. Çünkü o bilir ki O el-Vekîl olan Allah el-Fettâh’tır aynı zamanda... Bir kapıyı kaparsa bin

kapıyı birden ardına kadar açar.
Zorluklarla mı karşılaştın ümitsizlik yok! Zira sen el-Vekîl’in el-Fettâh’ın kulusun. Kapıyı yalvararak edeple çalmayı biliyorsan eğer o kapı

açılacaktır bekle!
Şirke bulaşmamışsa yüreğin kapının ardına kadar açıldığını göreceksin sabret!
Karanlıklar mı bastı gönül dünyanı? Ümitsizlik yok! Sen el-Vekîl’in en-Nûr’un kulusun. O kulunu karanlıklardan aydınlıklara çıkarandır! Uzat aciz ellerini

hiçliğini bilerek yalvar. “Sen Vekîl’imsin Sen her şeye kâdir olansın Rabbim” de. Bir değil bin güneş birden doğacaktır gönül ufkuna.
Furkân sûresi (25) 58: “Sen ölümsüz ve daima diri olan (Allah)’a tevekkül et/Allah’ı Vekîl kıl (Allah’a güvenip dayan)...”
Talâk sûresi (65) 3: “...Kim Allah’a güvenirse O ona yeter...”
Nisâ sûresi (4) 132: “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter.”
Allah’ı (cc) vekil bilmek “tevekkül” kavramını getirir beraberinde dostlar. Tevekkül etmek manevî bir güç kazanma dayanarak kazanma yoludur. Bir iş için

bize verilen cüz’î iradeyi sonuna kadar kullanıp kul olarak üzerimize düşen görevi sonuna kadar yapıp gücümüzün üstünde kalan kısmı için Allah’a dayanmanın

işleri “el-Vekîl” olan Yüce Kudret’e bırakmanın adıdır “Tevekkül”.
Sarf edilen bütün tedbirlerden sonra işin sonucunu Allah’a havale etmek O’ndan işlerin hayırla neticelenmesi için yardım dilemek ve dua etmektir tevekkül.
“Tevekkül etmek” huzur ve saadetin kapısını açar inanan kula. Tevekkül etmek insana muazzam bir güç verir.
O “kulu”na bir dua öğretir; yerden alıp saçtığı bir avuç toprakla müşrikleri “görmez” hâle getirir.
O kâinata meydan okuyan Nemrutları minicik bir sineğe mağlup ettirir!
el-Vekîl’dir O!
Dayanılacak güvenilecek yegâne güçtür O!
O halde gelin hep birlikte “Beni yaratan yokluktan çıkarıp bana vücut nimeti veren zat “Bana yeter” diyelim.
Bana hayat nimeti bağışlayıp yaşatan kendisini bulmama yardım eden Zat bana yeter!
Dünya ve ahiretimi nimetlerle dolu iki sofra haline getirerek bana iman nimetiyle takdim eden ve bana mü’min sıfatını layık görerek beni şereflendiren Zât

bana yeter!
“Habîb’im” dediği İki Cihan Serveri Efendimiz (s.a.s.)’e beni ümmet eyleyerek bana ilâhî sevgiyi ve sevgiliyi bağışlayan ve bu sevgiyle imanımda gelişmeler

yaşatan Zât bana yeter!
Beni hayvan ya da nebat yaratmayıp beni mahlûkatın en üstünü olarak yaratan Zât bana yeter!
“Beni ne yerim içine aldı ne göğüm lakin mü’min bir kulumun kalbi Beni içine alır!” (Aclûnî Keşfu’l-Hafâ II 195; İmam Rabbânî Mektûbât-ı Rabbânî 287.

mektup.) kudsî hadisiyle beni isimlerinin tecelligâhı kılıp yüreğime teşrif eden Zât bana yeter!
Vücudumdaki zerrelerin; kâinattaki zerrelerle çarpımı adedince O’na şükür ve hamd ederek; “Hasbünallahu ve ni’mel vekîl ni’mel Mevlâ ve ni’men-nasîr.”

diyorum.