Konu içeriği: el-Mütekebbir el-Mütekebbir büyüklüğün kemâlinde her şeyden yüce her kötülükten münezzeh kullarına zulmetmekten berî her şeyde her işte ve hadisede aklın ve vehmin anlayış kabiliyetinin
el-Mütekebbirbüyüklüğün kemâlinde her şeyden yüce
her kötülükten münezzeh
kullarına zulmetmekten berî
her şeyde
her işte ve hadisede
aklın ve vehmin anlayış kabiliyetinin çok üstünde olan azâmet ve yüceliğini gösteren demektir.
Haşr sûresi (59)23: “O Allah ki
O’ndan başka ilâh yoktur. Melik (mülkünde istediği gibi tasarruf eden)tir
Kuddûs (her noksanlıktan münezzeh olan)dür
Selâm (her kusurdan ve âfetten sâlim olan)dır
Müheymin (her zaman gözetip
koruyan)dir
Azîz (kudreti daima üstün gelen)dir
Cebbâr (dilediğini yaptıran)dır
Mütekebbir (büyüklük ve yücelik kendisine mahsûs olan)dir. Allah
müşriklerin şirk koştuklarından münezzehdir.”
Allah (cc) HazretleriKur’ân-ı Kerîm’inde büyüklüğünün ve rahmetinin eseri olarak
biz kullarının
O’nu en iyi şekilde tanımamız
yalnız kendisine ibadet edip
başka kapılar aramamamız için
zâtını öyle güzel anlatır ki dostlar!
O muhteşem âyetleri okurkenyeri göğü titreten bir “ululuğu” hisseder
içiniz haşyetle dolarken
âyetlerin manevî havasındaki “rahmetle” de
ruhunuzun
engin bir rahmet denizinde serinlediğini fark edersiniz.
Hz. Musa“Kelîmullah” lakaplı büyük peygamber... O da bir insandı dostlar ve o da bir insan gibi fıtratında yazılı olanı
kendini “Yaratan”ı görmek istedi!
Rabbini; kendisine Tur Dağı’nda “seslenen!” Rabbinibaş gözüyle görmek istedi dostlarım!
Âyetleri dinleyin lütfen! el-Mütekebbir olan Yüce Allah’ın kelâmını dinleyinkulak verin o sese!
Hz. Musa ile Tur Dağı’nda konuşan Yüce Yaradan“Habibi”nin ümmeti ile Kur’ân-ı Kerîm vasıtasıyla
her an
her yerde konuşuyor dostlarım!
Ne olurbu “muhteşem sesi” duyun yüreklerinizde!
Hz. Musa da bir insandı!
Yüce Allah dileseydiinsanoğluna meleklerden de peygamberler gönderebilirdi. Ama o zaman biz aciz insanlar
“O bir melek
biz onun yaptığına takat getiremeyiz.” diyecektik.
Her işi hikmetli“el-Hakîm” olan Allah
her şeyin ezelî ve ebedî ilmi katında olan
“el-Alîm” olan Allah
insanoğluna kendi cinsinden
“insan peygamberler” gönderdi.
Kur’ân-ı Kerîm’de kıssaları anlatılanhayatlarından örnekler verilen peygamberlerin
acılarında
sıkıntılarında
kendinizi bulursunuz dostlar!
Kur’ân-ı Kerîm ile dost olun! O’nun ruhlara itmi’nan veren ikliminde yaşamaya başlayıncaher âyetin size hitap ettiğini görecek ve Rabbinizin; Hz. Musa ile Tur Dağı’nda konuşan Rabbinizin
sizinle Kur’ân-ı Kerîm vasıtası ile konuştuğunu anlayacak ve “kitabınıza” sevdalanacaksınız.
Dinleyin bu muhteşem kelâmı: A’râf sûresi (7)142
143: “Ve Musa’ya otuz geceye vaat verdik ve süreye bir on gece daha ekledik ve böylece Rabbinin mikatı (tayin ettiği vakit) tam kırk gece oldu. Musa
kardeşi Harun’a şöyle dedi: ‘Kavmim içinde benim yerime geç
ıslaha çalış ve bozguncuların yolundan gitme!’ Ne zaman ki
Musa
mikatımıza geldi
Rabbi ona kelâmıyla ihsanda bulundu. ‘Ey Rabbim
göster bana kendini de bakayım Sana.’ dedi. Rabbi ona buyurdu ki; “Beni katiyyen göremezsin ve lâkin dağa bak
eğer o yerinde durabilirse
sen de Beni görebilirsin.” Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi
Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: “(Allah’ım) Seni tenzih ederim. (Seni görme isteğimden) Sana tevbe ettim
sana döndüm ve ben inananların ilkiyim.”
el-Mütekebbir’dir Odostlar! Yücelerden yücedir! Bizim O’nu baş gözüyle görmemiz mümkün değil bu dünyada! Ama kalp gözlerimizle O’nun kudretinin eserlerine bakar
yüceliğini görür
secdelere kapanırız. Bizden beklenen de “iman etmemiz” zaten!
Ve O Yüceler Yücesinin rahmetini hissedin şimdi de!
Allah’ın “Habibim” dediği“Kulum” ve “Resûlüm” diye övdüğü peygamberler silsilesinin “tâcı”
Muhammed Mustafa (sav) anlatıyor:
Ebû Hüreyre radıyallahü anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm buyurdular ki:
“Kıyamet günü Azîz ve Celîl olan Allah şöyle buyuracak:
“Ey âdemoğlu! Ben hasta oldum Beni ziyaret etmedin!” Kul diyecek:
“Ey RabbimSen Rabbülâlemin iken ben Seni nasıl ziyaret ederim?” Rab Teâla diyecek:
“Bilmedin mifalan kulum hastalandı
fakat sen onu ziyaret etmedin
bilmiyor musun? Eğer onu ziyaret etseydin
yanında Beni bulacaktın!”
Rab Teâla diyecek:
“Ey âdemoğlu! Ben senden yiyecek istedim ama sen Beni doyurmadın?” Kul diyecek:
“Ey Rabbimben Seni nasıl doyururum? Sen ki âlemlerin Rabbisin?” Rab Teâla diyecek:
“Benim falan kulum senden yiyecek istedi. Sen onu doyurmadın. Bilmez misin kieğer sen ona yiyecek verseydin onu Benim yanımda bulacaktın.” Rab Teâla diyecek:
“Ey Âdemoğlu! Ben senden su istedim bana su vermedin!” Kul diyecek:
“Ey Rabbimben Sana nasıl su içirebilirim
Sen ki Âlemlerin Rabbisin!” Rab Teâla diyecek:
“Kulum falan senden su istedi. Sen ona su vermedin. Bilmiyor musuneğer ona su vermiş olsaydın
bunu Benim yanımda bulacaktın!” (Müslim
Birr 43
(2569)
“el-Mütekebbir”dir Odostlar!
Yücelerden yücedirkimse bilmez nicedir!
O’na yermekân atfetme yanlışlığına düşmeyin!
Oher yerdedir!
Hastabîtap kulunun gönlündedir!
Aç ve zavallı bir kulun yanı başındadır!
İhtiyaç sahibinin “âh” dolu dualarındadır!
Ve dostlar! “Beni ne yerim içine aldı ne göğümlakin mü’min bir kulumun kalbi Beni içine alır!” (Aclûnî
Keşfu’l-Hafâ
II
195; İmam Rabbânî
Mektûbât-ı Rabbânî
287. mektup.)” buyuran Yüce Allah
Kendisini “şirksiz” seven her gönüldedir! “Büyüklük”
“ululuk” budur işte!
Hz. Mûsa gibiYaradanınızı görmek mi istiyorsunuz? Bir hastayı ziyaret edin
O’nu
orada bulacaksınız! Bir fakire yedirin
sofradaki huzurda
fakirin duasında O’nu hissedeceksiniz!
Bir susuzunsusuzluğunu giderin! Sizin ruhunuzun
bir rahmet pınarından coşan damlalarla
esenliğe ulaştığını görecek ve Rabbinizin size gülümsediğini hissedeceksiniz.
Sır burada dostlar! Ululuk O’nasadece O’na ait. O
bizden varlığımızla büyüklenmeden
zor durumdakilere el uzatmamızı
yani yukarılara değil; aşağılara bakarak yaşamamızı ve bir kul olduğumuzu bilerek
yüzü secdelerde mütevazı insanlar olmamızı ve “gariplerini” unutmamamızı istiyor. “El-Mütekebbir” isminin tecellileridir bunlar dostlar!
Ne kadar “küçük” olduğunuzu idrak edebilirsenizo kadar büyürsünüz O’nun katında!
Ne kadar “verirseniz” varlığınızdano kadar zenginleşirsiniz O’nun katında!
Dünyayı ne kadar “değersiz” kabul ederne kadar önemsemezseniz dünyalıkları
ahiretiniz o kadar değerlenir O’nun katında!
Hele helene kadar yaralı
kırık gönüllü
mazlum ve garip bulur
ne kadar sevindirirseniz onları
o gönüllerde
Hz. Mûsa’nın Tur Dağı’ndaki buluşması gibi Rabbinizle buluşur
O’nun “has kulu” olursunuz iki cihanda da.
İnsan sûresi (76)8: “Yoksula
yetime ve esire
kendilerinin arzu ve ihtiyaçları varken/seve seve yemek yedirirler.”
Bilmeye yolculuktayız dostlar!
Bulmaya yolculuktayız...
Bilip de sevmeye yolculuktayız...
Ve…
Sevgiyi ispata yolculuktayız!
Yollarımız açık olsun! Âmîn!