el-Hakk



el-Hakk varlığı ve ulûhiyeti kesin olan inkârı mümkün olmayan ezelî ve ebedî olan ve değişmeksizin var olan nihâî gerçek kimseye

muhtaç olmayan sözü en doğru olan eşyayı hikmetin gereğine göre icad eden demektir.
Lokmân sûresi (31) 30: “Bu da şundandır ki Allah Hakk’dır. (İnsanların) O’ndan başka taptıkları ise mutlaka batıldır. Şüphesiz ki Allah çok yücedir çok

büyüktür.”
Etrafımızdaki her şey; yaratılmış her şey gelip geçici şeylerdir dostlar. Bu hakikati yaşı belirli bir olgunluğa ulaşmış herkes fark eder hayat yolunda.
Sadece kendi zaman dilimimizde olanları bile ibretle seyredersek insanların olayların tek bir gerçek etrafında seyreden tüm varlığı o gerçeğe bağlı olan

mahlûklar olduklarını görürüz.
Tarih Hz. Âdem’den bu yana akan seyriyle de milyarlarca olaya; saltanata zorbaya muhteşem hükümdarlara binlerce milyarlarca gönül ehline açtı bağrını

konuk etti onları sahnesinde... Ama hepsi geldi geçti dostlar... İyisi de kötüsü de geldi ve geçti... İnsanların her biri ellerinde “amel defterleri” ile

on metrelik bir kefen bezine sarılarak yanlarına başka hiçbir şey alamadan dünya sahnesinden göçerken sahne dekoru değişircesine yeryüzünde bitkiler

tabiat manzaraları değişti sadece... Olaylar akışlarıyla bile insanlara bir büyük mahkemeye gidilmekte olduğunu anlatırcasına noktalandı dostlar.
Sahne değişti figüranlar değişti dekor değişti ama değişmeyen tek gerçek “Allah’ın varlığı” olarak kaldı.
Mü’minûn sûresi (23) 116: “Mutlak hâkim ve Hakk olan Allah çok yücedir. O’ndan başka ilâh yoktur. O bereketli Arş’ın sahibidir.”
Hakk olan tek gerçek olan Cenâb-ı Hakk bu hakikatin kulları tarafından en iyi şekilde anlaşılması ve şu yalan dünyadaki kısacık ömürlerin boş şeylerle

geçirilmemesi için kullarına elçiler ve kitaplar göndermiştir dostlarım.
O Yüceler Yücesi engin rahmetiyle kullarının oyalanmadan yanlışlara düşmeden acılar çekmeden O’nun varlığını bilerek O’na güvenerek ibadet etmelerini

ister.
Hz. Allah (cc) biz ahir zaman ümmetine Sevgilisini İki Cihanın Nuru Muhammed Mustafa’yı (s.a.s.) elçi göndererek zamanın bitiş sinyallerini vermiş Son

Peygamber Hatem-ü’l Enbiyâ peygamberler zincirinin son ama en muhteşem halkası; insanlık âleminin zirve ismiyle dünya hayatının “zirve”sini göstermiştir

bize.
Bilmek öğrenmek ve yaşamak O’nun hayatıyla örnek yaşantısıyla fiiliyata dökülmüştür dostlar.
İsrâ sûresi (17) 81: “(Ey Muhammed!) De ki: “Hak geldi batıl yok oldu. Elbette batıl yok olmaya mahkumdur.”
Yüce Yaradan “el-Hakk” olandır!
Yüce kelâmı ile insanlığa gönderdiği mesaj da tek “Hakk”tır. Dünya hızla kıyametine koşarken ilim ulaştığı noktada bağıra bağıra Allah’ın varlığını kör

gözlere sağır kulaklara ve mühürlenmiş kalplere ilan ederken biz inanan Rabbinin rahmetinden ümitli O’nun sevgisine mazhar olamama korkusuyla hüzünlü

kullara düşen; Hakk olan Rabbimiz için çalışmak; O’nun rızası doğrultusunda ameller işlemek ve bu dünya sahnesinden vazifelerini tam yapmış insanların

huzuruyla Rabbimize yürümek olmalıdır...
O bizim Yaradanımız... O bizim ve âlemlerin tek sahibi!
Semaları ve benim minicik yüreğimi aynı anda kudret elinde tutan Rabbim var diye düşün dostum.
İmanın neşesini yaşa! O seninle ise ne gâm!
Varsın dünya; şu fani dünya şu yalan dünya bin bir sıkıntı ile geçsin... Sonunda geçecek ya... Acılarla dolu olsa da en uzun saatin bile “60 dakika”

olduğunu unutma. Fani olan her şey geçecek...
Sadece “Hakk” olan tek gerçek olan Allah’ın (cc) zatı bâkî kalacak!
Bu düşüncenin bile imanına nasıl bir güç verdiğini düşün ve kavramaya çalış. Seni üzüp yoruyor mu insanlar? Onlardan kötülük mü görüyorsun? Üzülme dostum!

Senin Allah’ın var. O zavallıların sonunda dayanabilecekleri tek bir dostları bile olmayacak.
Kehf sûresi (18) 43 44: “Onun Allah’tan başka yardım edecek adamları yoktur ve Allah’a karşı kendi nefsini de kurtaramadı. İşte burada yardım (ve

hâkimiyet) yalnız hak olan Allah’a aittir. Sevap verme bakımından en hayırlı O’dur sonuçlandırma bakımından da en hayırlı yine O’dur.”
Dostum! Bunlar Kur’ân’ı Kerîm’in âyetleri... Yüce Yaradan kulları ile böyle konuşur işte. Ne olur okuyun Kur’ân-ı Kerîm’i. O Rahmân ve Rahîm olan Raûf ve

Halîm olan Vedûd ve Afûvv olan O sevgi deryası Yüce Allah’ın kullarıyla nasıl konuştuğunu görün dostlar...
Kur’ân-ı Kerîm okuyarak Allah’ın kullarına Kendisini nasıl anlattığını görünüz onlara huzur dolu yolunu nasıl gösterdiğini idrak ediniz. O engin sevgiyi

yudum yudum içiniz âyetleri soluklayınız âyetleri yüreğinize işleyiniz dostlarım.
Kur’ân-ı Kerîm’i okudukça “Benim Rabbim Hakk’tır; benim Rabbim tektir; benim Rabbim vekilimdir ve velimdir” diyeseksiniz...
Hacc sûresi (22) 6 7: “İşte bunlar gösteriyor ki Allah şüphesiz haktır. Şüphesiz ölüleri o diriltir ve o her şeye kadirdir. Kıyamet ise şüphesiz gelecek

ve muhakkak ki Allah bütün kabirlerde olan kimseleri tekrar diriltecektir.”
Hacc sûresi (22) 14: “Şüphe yok ki Allah iman edip salih amelleri işleyenleri altından ırmaklar akan cennetlere koyacak. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.”
Fussilet sûresi (41) 53: “Biz onlara hem ufuklarda ve hem kendi nefislerinde delillerimizi göstereceğiz ki O’nun (Kur’ân’ın) hak olduğu kendilerine açıkça

belli olsun. Senin Rabbinin her şeye şâhid olması kâfi değil mi?”
Rabbimiz ufuklarda; bizi çevreleyen dış dünyada varlığını sayısız belgelerle nakış nakış yarattığı tüm eserlere işlemiştir.
Hz. Allah nefsimize; biyolojik ve ruhî yapımıza hücrelerimize ve atomlarımıza varıncaya kadar her nesnemize imzasını atmıştır.
Hz. Allah ellerimize 99 ismini; parmaklarımıza da mührünü işlemiştir.
Hz. Allah mutasavvıfların büyük âlem ve küçük âlem diye tarif ettiği bu iki âlemde de bize şahdamarımızdan daha yakındır.
Hz. Allah tek kapımız tek yaratıcımız ve tek dostumuzdur.
Ey Rabbimiz! Seni tanıma yolculuğundayız; Seni bilme yolculuğundayız... Yol azığımızı sevgin eyle...
Ey Rabbimiz! Hayat enerjimiz tükendiğinde; ömrümüz nihayete erdiğinde bizi rızana ulaştır.
Ey Rabbimiz! Sadece ve sadece Sana layık olmak için bir ömür geçirenlerden eyle bizi... Âmîn.