Konu içeriği: el-Ğaniyy el-Ğaniyy el-Ğaniyy kendisindekiyle ve mâlik olduğu şeyle kâmil olup müstağnî olan hiçbir şeye muhtaç olmayan zatında ve sıfatında başkası ile ilgisi olmayan herkesin
el-Ğaniyy
el-Ğaniyykendisindekiyle ve mâlik olduğu şeyle kâmil olup müstağnî olan
hiçbir şeye muhtaç olmayan
zatında ve sıfatında başkası ile ilgisi olmayan
herkesin kendisine muhtaç olduğu
çok zengin olan demektir.
Fâtır sûresi (35)15: “Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise zengin ve her hamde lâyıktır.”
Nisâ sûresi (4)131: “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere ve size Allah’tan korkmanızı emrettik. Eğer inkâr ederseniz
biliniz ki
göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir
hamd ve senâ O’na yakışır.”
Biz insanlar ancaküzerinde yaşadığımız dünyanın
yeraltı ve yer üstü kaynaklarının kapasitesinin ne kadar büyük olduğunu bilemiyor ve asırlardır tükenmeyen bu zenginlikleri insanoğlunun hizmetine sunan yüce Allah’ın mülkünün hudutlarını kavrayamıyoruz...
Osadece
bize lütfettiği suyu elimizden alsa
ne hale geleceğimizi tefekkür etmekte dahi zorlanıyoruz değil mi? Ancak
Mülk sûresi (67)’nin 30’uncu âyet-i kerimesinde; “Ve yine de ki
bana haber verir misiniz
suyunuz yerin dibine çekilmiş olsa
kim size akar su getirebilir?” buyuran Sanî-i Zülcelâl’in huzurunda boynumuzu büküyor
secdelere kapanıyoruz...
Oyerin
göğün sahibi
el-Ğaniyy olan Allah
zenginliğinden
sahip olduğu hazinelerinden
dilediği kuluna vererek onu zengin kılandır!
Necm sûresi (53)48: “Şüphesiz zengin eden de sermaye veren de O’dur.”
Allah kuluna verdiği zenginliğidiğer kulları ile paylaşmasını emreder dostlar. Kur’ân-ı Kerîm’de namaz emri ile zekât emri
pek çok âyette ardı ardına gelir. Böylece İslâm dini
namaz ile Rab; yani Yaradan ile yaratılan arasında muhteşem bir bağ oluştururken
infak ile zekât ile kullar arasındaki sevgi bağını kuvvetlendirerek
kişiyi “ben” demekten kurtarıp “biz” bilincine ulaştırır.
İslâm’da zekât emriâkil olan kişileri
“yalnız benim olsun” egosundan kurtarıp “bende olan
mü’min kardeşimin evinde de olsun” düşüncesine kavuşturur. Bu keyfiyet
yaratılışımızın gayesidir dostlarım.
İslâm dini“ben” değil
“biz” diyebilenlerin dinidir!
AllahĞaniyy’dir.
AllahĞaniyy isminin tecellisi ile zengin kıldığı kulunun bu zenginliğinin
Rabbinin lütfu olduğunu bilmesinden ve kendi yolunda sarf etmesinden hoşlanır. İslâm’da zekât ve sadaka
“verme”nin değişik yolları olarak çıkar karşımıza.
Zekâtİslâm’ın beş şartından biridir. Sadaka ise
garibin dualarıyla
Yaradanın hoşnutluğunu kazanıp
kazayı
belâyı def etmenin en güzel yoludur.
Kurân-ı Azimüşşan’da inanan kullara “karz-ı hasen” mefhumu öğretilir dostlarım.
Karz-ı hasenvermenin “aşk” boyutudur. Anlamı
“güzel bir borç” olarak verilir lügatte.
Yüce AllahTegâbün sûresi (64)’nde (17); “Eğer Allah’a güzel bir borç verirseniz
Allah onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah çok mükâfat verendir
halîmdir.” buyurmaktadır.
Hadiseye bakın dostlar! OĞaniy olan Allah
kuluna
akıl gücü
beden gücü veriyor; hazinesinden mülk vererek
onu
dilediği zenginliğe ulaştırıyor. Yine O
el-Ğaniyy olan Allah
Rahmân ve Rahîm isimlerinin tecellisi ile kulunun yüreğine merhamet depoluyor
kulunu
yarattığı her şeyi seven
onlara acıyan
onların sıkıntılarını paylaşan bir insan haline getiriyor... “Verme”nin zevkini tadan kul da başlıyor vermeye... Zekâtı
sadece kırkta bir değil; Sahabeler gibi
dörtte bir
üçte bir oranında vermek için bahaneler
yollar aramaya başlıyor. Ve O
Ğaniyy olan Allah
bu kuluna
bir gün:
“Haydigüzel kulum
bana biraz borç ver” diyor! Bu sınır
aklın durduğu
kalbin kanatlandığı bir sınırdır dostlarım.
Mal-mülk zaten O’nun! Veren O! Zengin kılan O! Kulundan “borç isteyen” de O!
BuO
Yüce Sevgilinin
kulunu seven
O Yüce Yaradanın
kulunun iyiliği için
vererek zenginleşmesi için
hayırlarını artırarak
O’na yakınlaşmasını sağlamak için
“aşk” boyutunda isteyişinin adıdır dostlar.
Bu noktada aşkı yaşayan gönülleryanar
tutuşur âdeta!
Karz-ı hasenaşk ile verişin
naz ile alışın adıdır!
Karz-ı hasenvererek büyüyen gönlün kanatlanışın adıdır!
Karz-ı hasenkulun Rabbine tam bir teslimiyetle inanışının adıdır.
Karz-ı hasenâşık ile maşukun
birbirine güveninin
aşk literatüründeki adıdır!
Ancakgüvendiğiniz ve size geri vereceğine emin olduğunuz kişiye borç verirsiniz değil mi?
Zenginliksadece para ile mal ile elde edilen servetin adı değildir dostlar. Gül Nebi Muhammed Mustafa (sav); “Gerçek zenginlik
mal çokluğu değil
gönül zenginliğidir” buyuruyor. (Buhârî
Rikâk
15; Müslim
Zekât
130; Tirmizî
Zühd
40.) Bu da ancak kanaat ile elde edilebilir.
Manevî zenginliğin getirisi muhteşem bir huzur ikenmaddî servetin getirisi
huzursuzluk
dünya telâşı ve malı kaybetme korkusudur.
Manevî zenginlikte; gönül zenginliğinde dayanak Hz. Allah’tır...
Rabbim! SanaVeysel Karâni gibi yalvarıyorum:
“Sen Ğaniyy’sin ben fakirim.
Sen Kerîm’sin ben âcizim.
Sen büyüksün ben küçüğüm.”
Yâ Rabbi! BiziĞaniyy isminle sar! Gönül dünyamızı Ğaniyy isminle zenginleştir
bu dünyada bizi “veren el” eyle!
Yâ Rabbi! Biziveren el eyle
verdiklerinden verelim.
Yâ Rabbi! Biziveren dil eyle
bildiklerimizden verelim.
Yâ Rabbi! Biziveren gönül eyle
sevgimizden verelim. Sevelim
sevilelim... Sevgiyle rızana erelim... Âmîn.