el-Ehad



el-Ehad bir olan bir tek olan; şebîh/benzeri ve nazîri/dengi olmayan iki olma ihtimali bulunmayan demektir.
İhlâs sûresi Yüce Yaradanın kullarına sunduğu kimliktir bir anlamda. Manevî değerinin Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birine denk olduğu belirtilen muhteşem âyetler
İhlâs sûresindedir.
“De ki; O Allah’dır bir tektir. Allah Sameddir (Bütün varlıklar O’na muhtaç fakat O hiç bir şeye muhtaç değildir.) Doğurmadı ve doğurulmadı. Kimse de

O’nun dengi değildir.” (İhlâs sûresi (112) 1-4.)
İhlâs sûresini seviyorum diyen kişiye Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) muştusu şöyledir: “Söyleyin o kişiye Allah da onu seviyor.” (Buhârî Tevhîd1;

Müslim Salâtü’l-Müsâfirîn 263; Nesâî İftitah 69.)
Hıcr sûresi (15) 21: “Her şeyin hazineleri yalnız Bizim yanımızdadır. Fakat Biz onu ancak ihtiyaca göre belli ölçülerde indiririz (veririz).”
Her şeyin dizgini O Tek olanın elindedir!
Yaratılmış her şey; bileşimindeki atomdan gezegenler sistemindeki en büyük galaksilere kadar her şey o muhteşem dizaynlarındaki birlik ile “Ehad Ehad”

diyerek şahadette. Çekirdek etrafında bir yörüngede dönen atom güneşi çekirdek ederek onun etrafındaki yörüngede dönen dünya görebilen gözlere
hissedebilen kulaklara sevgiyle gülümseyerek “Ehad Ehad” diyerek şahadette!
Kâinat tüm mevcudatındaki düzenle bir fabrikanın çarkları gibi birbirine bağlı olayları ve bünyesindeki eşsiz denge ile “Ehad Ehad” diyerek şahadette!

Yaprağıyla sapıyla nakışlı güzel yüzüyle baharda açan her çiçek bir çiçek formunda binlerce değişik çiçek oluşuyla “Ehad Ehad” diyerek şahadette!
Ya insan... Ya insan dostlarım!
Sadece parmağına 1 cm2’lik bir parmak boğumuna atılmış muhteşem bir imza olan “parmak izi” Hz. Adem’den kıyamete kadar gelecek insanoğlunun her birinin

tek bir parmak formunda sayısız parmak izleri ispatınca “Ehad Ehad” diyerek şahadette!
İşte o parmak her zerresi ile yaradanını zikrederken bir an bile O’ndan gafil olmayan hayatı Kur’ân-ı Kerîm’in emirleri ile donatılmış bir hayat ahlâkı

Kur’ân ahlâkı olan “nûr”u bütün âlemlere nûr olan bir bedene ait ise dostlar O parmak kamere yöneldiğinde ayın “Beni işaret etti Beni Rabbine delil
kıldı” diyerek cezbeye tutulup ikiye ayrılması ile şahadette!
Koca bir taşın altında inleyen Bilâl’in (ra) bedeni acılar çekerken ruhu neler hissediyordu ki atmosfere aşk çığlıkları gibi işlenen sesi 14 asırdır dün

söylenmişçesine “Ehad Ehad” diyerek şahadette!
Her sene baharda bir renk cümbüşü ile yeniden doğan ve her kışta bembeyaz bir kefene sarınarak ölüme koşan yüzüyle arz “Ehad Ehad” diyerek şahadette!
Her an ruhlar âleminden dünya âlemine alınıp imtihan edileceklere kucak açan ve vazifesi tamamlanan kulların ruhlarını meleklere emanet edip bedenlerini

bağrında saklayan toprak akıl edip düşünene “Ehad Ehad” diyerek şahadette!
Zaman; “Asr’a and olsun ki” denilerek Kur’ân-ı Azîmüş-şan’da üzerine yemin edilen zaman minicik bir bebeğin saf masum gülümseyişinden yaşlı bir yüzdeki

derin çizgilere kadar iz bırakarak işleyen zaman saniye saniye dakika dakika yürüyerek günleri yılları ve ömürleri tüketen zaman gidişin O tek olana
olduğunu hatırlatarak şahadette dostlarım!
“De ki; O Allah’dır bir tektir. Allah Samed’dir (Bütün varlıklar O’na muhtaç fakat O hiç bir şeye muhtaç değildir.) Doğurmadı ve doğurulmadı. Kimse de

O’nun dengi değildir.” (İhlâs sûresi (112) 1-4.)
O Yaratandır dostlar. Kimse güneşi batıdan getiremez. Kimse uzayda inanılmaz bir hızla genişleyen kâinatı durduramaz. Kimse yeri ve gökleri tutamaz ve

hiç kimse yoktan bir şeyi var edemez... Değil bir gözü; bir sinek kanadını bile var edemezler.
Hacc sûresi (22) 73: “Ey insanlar! Bir misal verilmektedir şimdi ona iyi kulak verin: Sizin Allah’ı bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler bir sinek

bile yaratamayacaklardır. Sinek onlardan bir şey kapsa onu kurtaramazlar. İsteyen de istenen de âcizdir.”
Bir sinek bile kanadı ile şahadette!
Dağlardan köpürerek ağlayarak başını hasretten taşlara çarpa çarpa aslına; denize koşan ırmak damlaları sayısınca “Ehad Ehad” diyerek şahadette!
O muhteşem avuçta taşlar da şahadette!
Bakara sûresi (2) 74: “...Çünkü taşlardan öylesi var ki; içinden nehirler kaynıyor yine öylesi var ki çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor öylesi de

var ki Allah korkusundan yerlerde yuvarlanıyor...”