el-Celîl



el-Celîl azamet sahibi celâlet ve ululuk sahibi demektir.
Rahmân sûresi (55) 78: “Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!”
Esma-i Hüsnâ içinde Kebîr Celîl ve Azîm isimleri birbirlerine yakın anlamlar taşır dostlar. Kebîr ism-i şerîfi Allah’ın zâtının; Celîl ism-i şerîfi sıfatlarının; Azîm ism-i şerifi ise hem zâtının ve hem de sıfatlarının kemalinin ifadesinde kullanılır.
el-Celîl ism-i şerîfi kendisine hürmet edilen saygı duyulan uluhiyet yücelik ve aşkınlığı herkes tarafından bilinen kabul edilen manalarına da gelmektedir.
“Allah” lafza-i celâlinin anılmasından sonra bir saygı ifadesi olarak kullanılan “Celle Celâluhû Celle Şânuhû Celle ve Alâ Azze ve Celle” ifadeleri de “azameti büyük” “şanı yüce” ve “ulu olan” anlamlarına gelir.
Rahmân sûresi (55) 26 27: “Yer üzerinde bulunan her şey fânîdir. Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâti) bâkıy kalacaktır.”
el-Celîl’dir O!
Varlığı ile “el-Celîl”dir. O’nun büyüklüğü hiçbir ölçü ile anlatılamaz dostlar. Ama O Yüce Allah kutsî bir hadiste “Beni ne yerim içine aldı ne göğüm lakin mü’min bir kulumun kalbi Beni içine alır!” (Aclûnî Keşfu’l-Hafâ II 195; İmam Rabbânî Mektûbât-ı Rabbânî 287. mektup.) buyuruyor.
Bu kudsî hadiste belirtildiği üzere Hz. Allah (cc) kulunun kalbine teşrif ederek sevgisiyle tüm ruh dünyasını doldurur ve insanın yüreğini mekân boyutunda yerlerden göklerden üstün kılar.
Bunda öyle ince nükteler vardır ki dostlar; “kalp” Allah’ın nazargâhı kılınarak; “Ben kulumun kalbine günde 70 kez nazar ederim” buyrulmuştur başka bir hadîs-i kudsîde.
Söyler misiniz bana “...Ben kuluma şah damarından daha yakınım.” (Kaaf sûresi (50) 16) “Ben kulumun kalbine günde 70 kez nazar ederim” buyuran ve kul ile Rabbinin en yakın olduğu yerin “secde” mahalli olduğunu söyleyen Rabbimize ulaşmak bu kadar kolayken; O’ndan bu kadar gâfil bu kadar uzak olmamızın sebebi “bilmemek” değil mi dostlar?! Bilmeye yolculuk bu! Bulmaya yolculuk bu! Sevgiyi ispata yolculuk bu!
İlmi ile el-Celîl’dir O!
O’nun ilmi her şeyi kuşatmıştır. Evvelinden ahirine her şeyin ilmi O’nun katındadır. Olacaklar Levh-i Mahfuz’da yazılmıştır. O’nun bilmediği hiçbir şey yoktur.
Saklananı dışa vurulanı fısıldananları kötü söyleyenleri güzel işleri ve sözleri ve dahi “sinelerin özü”nü bilendir O!
Bu mübarek ismin tecellileriyle her hayrın her güzelliğin kudret ve ululuğun O’na ait olduğunu bilmeli; “Doğrusu güldüren de ağlatan da O’dur. Öldüren de dirilten de O’dur. Şüphesiz erkeği dişiyi iki eş yaratan O’dur atıldığı zaman bir nutfeden. Şüphesiz tekrar diriltmek de O’na aittir. Şüphesiz zengin eden de fakir kılan da O’dur.” (Necm sûresi (53) 43-48.) demeli; O’ndan başka hiçbir kapıya el açmamalıyız dostlar.