Konu içeriği: ed-Dârr ed-Dârr ed-Dârr zarar verenleri ve zararlı yönleri de olmak üzere her şeyi yaratan elem verici şeyleri de halk eden demektir. Bu isim zıt
ed-Dârr
ed-Dârrzarar verenleri ve zararlı yönleri de olmak üzere her şeyi yaratan
elem verici şeyleri de halk eden demektir.
Bu isimzıt anlamlısı olan ve hayır ve menfaat veren şeyleri yaratan anlamına gelen en-Nâfî’ ismi ile birlikte Esmâ-i Hüsnâ hadisinde yer alır dostlar.
Yüce Allahher şeyi zıddıyla dengeleyerek
o eşsiz kudretini gösterir kullarına. Ve böylece onların
ellerindeki nimetlerin; kendilerini kuşatan güzelliklerin kıymetini bilmelerini
anlamalarını ve idrak etmelerini ister.
ŞayetAllah (cc) zarar veren şeyleri yaratmasaydı
faydalı olanların kıymetini bilebilir miydik? Ne dersiniz dostlar?
Kaldı kiO Yüce Allah
her zararlı şeyi de insanoğlunun yararına halk etmiştir. Allah
insanoğluna akıl nimeti vermiş
aslında insan için pek çok faydaları olan şeylerin zararlarını
akıl yoluyla önleyip
onları
insanlığın hizmetinde kullanmayı öğretmiştir.
Ateşiçine düşen her şeyi yakar dostlar.
Ama ateşin keşfi insanoğlunun yaşamının adeta başlangıcı olmuştur.
Yâ-Sîn sûresi (36)80: “Size o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O’dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız.”
Cehennem de ateştirhiç düşündünüz mü? Ve cehennemin varlığı
insan yapısına işlenen
fıtratındaki güzelliklere ve huzura olan eğilimle
kulları cennete sürüklemek için hazırlanmış muhteşem bir rahmet ocağıdır anlayana...
Ogüzeller güzeli Yüce Yaradan
cehennemi yaratarak
adeta “Bakın
burada ateş var
can yakacak bir azap var
dünyada buraya düşmemek için gayret edin ki
sizleri ebedi âlemde
cennetimde ağırlayayım” buyurur.
Kur’ânın muhteşem huzur ikliminde cehennem bile dillenir dostlarkonuşur insanlarla. Feryat eder adeta... Nasıl yolunu şaşırdın da benim kapıma geldin
cennete gitmek varken
der insana...
Mülk sûresi (67)8: “Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak. Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa
onun bekçileri onlara; Size bu azab ile korkutucu bir peygamber gelmemiş miydi? diye sorarlar.”
ed-Dârr’dır Odostlar.
Hayrı da şerri deiyiliği de kötülüğü de
aydınlığı da karanlığı da
acıyı da mutluluğu da
tatlıyı da tuzluyu da yaratan O’dur!
Ve her şeyibir hikmetle kulunun yararına yaratandır O! İnanan insanın başına gelen bela ve musibetler
o kulun hayat yolunda olgunlaşması ve manevî yönden terakkî etmesi için gereklidir. Nice acı olaylar
kulun kendine gelmesini
Rabbine yönelmesini sağladığından
neticede o insan için hayır olur.
Çevrenize ibretle baktığınızda nice hayat hikâyesine şahit olursunuz.
Nice yangınlaryürek yangınlarıyla kurtuluşa; nice iflaslar
maddi bitişlerin içinden manevî dirilişlere; nice ölümler; arkada bırakılan insanlar için ahirete uyanmaya sebep olmuştur.
Yûnus sûresi (10)107: “Ve eğer Allah
sana bir zarar dokunduracak olursa
onu O’ndan başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse
o zaman da O’nun lûtfunu engelleyebilecek kimse yoktur. O
lütfunu dilediği kuluna nasip eder. Allah çok yarlığayıcı
çok esirgeyicidir.”
Bu dünya imtihan dünyasıdır. Yeri gelirhayat yolunda nice dert ve sıkıntılarla karşılaşır insan. Hastalıklara yenilir. Hâlbuki hastalıklar
manevî kurtuluşa vesiledir; aslında dert değil
dermanın tâ kendisidir dostlar. Zira hastalıklar
insana sağlığın kıymetini hatırlatır
zamanın kıymetini öğretir
acziyetini gösterir. İnsanoğlu hasta olduğu vakitlerde yaptığı ibadetlerle kat kat ecir alır; yapamadığı ibadetleri de yapılmış gibi sevap kazandırır. Bu açıdan bakılırsa
belâlar
musibetler bir ilâhî ihsan; bir rahmânî hediyedir dostlar.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) “Mü’minin her haline gıpta edilirşöyle ki
o başına bir musibet gelse sabreder
bu ona ecir kazandırır başına sevinilecek bir hal gelse ona da şükreder
bu da ona ecir kazandırır. Bu hal
sadece mü’mine hâstır” buyuruyorlar. (Müslim
Zühd
64.)
Nahl sûresi (16)52
53: “Göklerde ve yerde olan her şey yalnız O’nundur. Din de daima O’nundur. Böyle iken
siz Allah’tan başkasından mı korkarsınız? Nimet olarak
size ulaşan ne varsa Allah’tandır. Sonra size bir zarar dokunduğunda yalnız O’na yalvarırsınız.”
ed-Dârr’dır Odostlar.
Yegâne Yaratıcı O’dur. Kötülüklerisıkıntıları
belâyı
musibeti ve zarar verici şeyler de dâhil olmak üzere her şeyi yaratandır O.
Böylece birbirine zıt olan şeyleri yaratıpâlemde dengeyi kurandır O.
el-Kâbız-el-Bâsıt; el-Muhyî-el-Mümît ve el-Muızz-el-Müzill isimlerinde olduğu gibi ed-Dârr ismi de en-Nâfi’ ismi ile birlikte mütalaa edilincekâinattaki denge çok güzel fark edilir
dostlar.
En’âm sûresi (6)17: “Allah sana bir zarar dokundurursa
onu yine kendisinden başka açacak yoktur. Ve eğer sana bir hayır dokundursa
kuşkusuz O
her şeyi yapabilendir.”
Zümer sûresi (39)38: “Andolsun ki onlara: “O gökleri ve yeri kim yarattı?” diye soracak olsan: “Elbette Allah!” diyeceklerdir. De ki: “O halde gördünüz ya Allah’tan başka çağırdıklarınızı! Eğer Allah bana bir zarar vermek isterse
onlar O’nun zararını giderebilirler mi? Yahut bana bir rahmet dilerse
onlar O’nun rahmetini tutabilirler mi?” De ki: “Allah
bana yeter.” Tevekkül edenler
sadece O’na güvenip dayanırlar.”
Bize zararı dokunan şeylerde de hayır olabileceğini bilmeliyiz. Zararımıza olan hadiseleri imtihan vesilesi kılan Rabbimizinbizim teslimiyetimizi denediğini ve bu zararı da yalnız O’nun kaldıracağına iman etmeliyiz dostlar.
“Allah’ın gülü dikenli yarattığına üzüleceğimizedikenler arasında bir gül yarattığına şükretmeliyiz” der
Hz. Mevlânâ.
İman“lûtfun da hoş
kahrın da hoş” diyebilmekte. Marifet
yılana zehir verip
insana akıl yoluyla panzehirini buldurana; arının iğnesinin battığı dokuları amonyakla rejenere etmeyi öğretene
biberdeki acı ile vücuttaki ümminolojik savunma araçlarını kuvvetlendirene kul olabilmekte Dostlar.
Marifetkarşılaşılan her zorlukta
ümitsizliğe kapılmadan
“ben O Yüceler Yücesinin kuluyum ve O
benimle” diyerek
yıkılmadan
dimdik ayakta durabilmekte dostlar.
Marifetyalnız O’na dayanmakta...