Konu içeriği: Allah sevdiği kuluna kız çocuğu verir, anlamında bir hadis var mıdır? Kız çocuklarına bakmanın önemi Allah sevdiği kuluna kız çocuğu verir anlamında bir hadis var mıdır? Kız çocuklarına bakmanın önemi nedir? Soruda geçen şekliyle bir rivayet bulamadık. Günümüzde

Allah sevdiği kuluna kız çocuğu veriranlamında bir hadis var mıdır? Kız çocuklarına bakmanın önemi nedir?
Soruda geçen şekliyle bir rivayet bulamadık.
Günümüzde bile soğukluğunu hissettiğimiz bir Câhiliye devri âdeti vardır: Kız çocuklarını hor görmek. Bu kaba ve çirkin âdetPeygamber Efendimiz (asv)’in yaşadığı devirde Arabistan’da pek yaygındı. Çöl bedevileri
kız çocuklarının doğumunu büyük bir felâket sayarlardı. Onların ileride kötü yollara düşeceği zannıyla üzülür
utanırlardı. Kur’ân-ı Kerîm’in pek güzel tasvir ettiği üzere
bir kızları dünyaya geldiğini öğrenince yüzleri kararır
hiddetlerinden köpürürler
kendilerine verilen bu felâket haberinden dolayı halktan gizlenmeye çalışırlardı. Daha sonra da acaba bu kızı
herkesten utanmayı göze alarak büyütüp beslesem mi
yoksa toprağa gömüp ondan kurtulsam mı diye ince bir hesaba girerlerdi. (bk. Nahl
16/58-59) Kızını diri diri gömmeye karar verince de o mâsum yavruyu alıp çöle götürürler
elleriyle kazdıkları bir çukura iterek üstüne yığın yığın kum atarlar
sonra da ellerini kollarını sallayarak evlerine dönerlerdi.
İnsanlıkla hiçbir şekilde bağdaşmayan bu âdet bazı bölgelerde oldukça tabii karşılanırdı. Evlilikten önce oğlan ve kız tarafı bu konuyu gündeme getirirkız çocuğu doğarsa onu anne mi yoksa baba mı gömecek diye konuşup bir karara bağlarlardı. Şayet çocuğu gömme işini anne üstlenmişse
olayı seyre gelen bir sürü kadının gözü önünde cinayetini işlerdi.
Şükürler olsun İslâmiyet geldi de bu çirkin âdeti yerle bir etti.
Kur'an-ı Kerim'de mealen“Göklerin ve yerin egemenliği Allah'a aittir. O dilediğini yaratır; dilediğine kız çocukları bahşeder
dilediğine de erkek çocukları bahşeder. Yahut erkek ve kız çocuklarını birlikte verir. Dilediğini de çocuksuz bırakır. Şüphesiz O her şeyi bilir
her şeye gücü yeter." buyurulur. (Şura
42/49-50)
İnsanoğluna ilâhî bir rahmet geldiği zaman sevinip şımarmasıama istemediği bir durumla karşılaşınca nankörlük etmesi her zaman mümkündür. Bu ayetlerde
Kur'an'ın geldiği dönemde ve toplumda bu tavrın çok açık bîr örneğine
çocuk sahibi olma ve çocukların cinsiyeti konusundaki anlayışa değinilmektedir. Câhiliye dönemi Arapları
çocuğun meydana gelmesi ve özellikle cinsiyetinin belirlenmesini Yüce Allah'ın irade ve kudretine bağlamak yerine insanlara nispet edercesine; bu konuyu övme
övülme
kınama ve kınanma sebebi sayıyorlardı. Esasen değişik toplumlarda görülegelen ve günümüzde de yer yer açık veya gizli biçimde insanlar üzerinde etkisini hissettiren bu telakki Kur'an tarafından mahkum edilmiştir.
Bu âyetlerde biri inanç diğeri ahlâk alanıyla ilgili iki ana tema dikkati çekmektedir:
İnançla ilgili olarak şu mesajın verilmek istendiği söylenebilir: Evrendeki hiçbir varlık ve oluş Yüce Allah'ın hükümranlığı dışında düşünülmemelidir; insanlar için büyük önem tanıyan çocuk sahibi olma ve çocuğun cinsiyeti konusunda -tıbbî müdahalelerin etkileri dahil olmak üzere- insan irade ve çabasının ürünü gibi görünen sonuçların da gerçekte ilâhî iradeden bağımsız olmadığı ve Allah Teâlâ'nın koyduğu yasalar çerçevesinde gerçekleştiği asla göz ardı edilmemelidir.
Buna bağlı olarak verilmek istenen ahlâkî mesaj da şu olmaktadır: 49. âyetin lafızlarından açıkça anlaşıldığı üzereister kız ister erkek cinsinden olsun
doğan her çocuk Allah'ın bağışı ve armağanı olduğuna
erkek ve kız çocuklarına birlikte sahip olmak da kısır kalmak da ilâhî iradeye bağlı bulunduğuna göre
çocuk sahibi olma veya olamama
kız veya erkek çocuğunun dünyaya gelmesi insanlar için bir övgü veya yergi konusu olmamalı
bir üstünlük ya da kusur gibi görülmemelidir. Kulun görevi
çocuk sahibi olmuşsa -bazı âyetlerde dünya hayatının süsü olarak nitelenen- bu armağanı veren Allah'a şükretmek
istediği veya gerekli meşru sebeplere tevessül ettiği halde çocuk sahibi olamamışsa -sınav alanı olan dünya hayatında insanların sağlık
vücut temliği vb. bütün nimetlerde eşit tutulmadıklarını dikkate alarak- sabretmektir.
İnsanın çocuk sahibi olmayı ve bunun mutluluğunu yaşamayı arzu etmesi doğaldır ve din bunu kınamaz. Fakat ister bu ister başka konuda bir kimsenin gerçekleşmesini arzuladığı bir sonucu kendi hayatı ve mutluluğu için vazgeçilmez görmesisonuçta kendisi için neyin iyi neyin kötü olduğunu daha çok kendisinin bildiği iddiasında bulunması gibi bir anlam taşır. Böyle bir tutumun yanlışlığı ve İlâhî takdire rıza göstermeme anlamı taşıdığı ise açıktır.
Bu ve buna benzer bir yanlışlığa düşülmemesi için Kur'an'ın yaptığı uyanlardan biri şöyledir:
"Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilirsiz ise bilemezsiniz." (Bakara
2/216)
Kaldı kî böyle bir durumda kişinin kendisini şartlandırıp gücü ve iradesi dışındaki bir sonucun meydana gelmesini isteme uğruna hayatını karartması yerinesahip olduğu nimet ve imkânları başkalarıyla paylaşmaya çalışması
meselâ kimsesiz çocuklarla ilgilenmenin mutluluğunu yaşaması ve bunun ecrini Allah'tan beklemesi daha akılcı
hem dünya hem âhiret saadeti için daha elverişli bir yoldur. (bk. Kur’an Yolu
Heyet
ilgili ayetlerin tefsiri)
Buna göreerkek veya kız çocuk yerine
hayırlı evlat istemek ve hangisi veya hangileri verilirse şükrederek
maddi ve manevi terbiyelerine özen göstermek gerekir.
Çocukinsana Allah’ın bir emanetidir. Onları himâye edip büyütmek yetişkinlerin vazifesidir. Çocukları hayata hazırlamak
yıllarca devam eden bir sabrı gerekli kılar. Kızları büyütüp yetiştirmek daha fazla bir dikkat ve îtina ister.
Çocuğu himâye edip yetiştirmek iki şekilde olur. Biri maddî ihtiyaçlarını temin etmekdiğeri onu mânevî bakımdan besleyip iyi bir terbiye almasını sağlamaktır.
Kız çocuklarının himâyesionların dürüst ve namuslu bir kişiyle bir yuva kurmasını sağlayıncaya kadar devam eder. Hatta Resûlullah Efendimiz (asv)’in işaret buyurduğuna göre bu himâye daha sonraları da devam eder. Bu nedenle
kız çocuğunu
kız kardeşini veya başkasına ait olan kız çocuklarını güzel yetiştiren ve dini terbiyelerini verenlerin cennete gireceklerine dair rivayetler vardır:
"Kim ki üç tane kız çocuğu yetiştirirgüzel terbiye eder
evlendirir ve onlara iyilikte bulunursa
o kişi için cennet vardır." (Ebu Davud
Edep
120
121)
"Kimin üç kızı ve üç kız kardeşi veyahut da iki kızı veya iki kız kardeşi olup da geçimlerini güzel sağlaronlar hakkında Allah'tan korkarsa
o kişi için cennet vardır." (Tirmizi
Bir 13)
"Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye edersekıyamet günü o kimseyle ben şöyle yanyana bulunacağız." (Müslim
Bir
149; Tirmizi Bir
13)
"Her kim kız çocukları yüzünden bir sıkıntıya uğrar da onlara iyi bakarsabu çocuklar onu cehennem ateşinden koruyan bir siper olurlar." (Buhârî
Zekât
10
Edeb
18; Müslim
Bir
47 Ayrıca bk Tirmizî
Bir
13)
Yetiştirilmesi tavsiye buyurulan kız çocukları insanın kendi çocuğu olabileceği gibikız kardeşleri
sonradan evlendiği eşinin çocukları
hatta başkalarının himâyeye muhtaç çocukları olabilir. Bu konuda yakınlık veya uzaklık önemli değildir. Nitekim Resûl-i Ekrem Efendimiz (asv)
“Kendi yetimini veya başkasına ait bir yetimi himâye eden kimseyle ben
cennette şöyle yanyana bulunacağız.” (Buhârî
Talâk 25
Edeb 24) müjdesini vermiştir.
Buna görekız çocuklarını yetiştirip hayata hazırlamak Allah’ı ve Resûlullah (asv)’ı memnun eden bir davranıştır. Kızlarının İslâm esaslarına göre büyütülmesini ve eğitilmesini sağlayan anne babalar
âhirette Resûl-i Ekrem Efendimiz (asv)’e komşu olacaklardır.
Konuyla ilgiliHz. Âişe (r.anha) validemizden gelen bir rivayet şöyledir: Yanında iki kız çocuğu bulunan bir kadın gelerek bir şeyler istedi. Evde bir hurmadan başka bir şey yoktu. Onu çıkarıp kadına verdim. Kendisi hiç tatmadan hurmayı ikiye bölerek çocuklarına verdikten sonra kalkıp gitti. Bu sırada Peygamber aleyhissalatü vesselâm yanımıza geldi. Ben bu olup biteni kendisine anlatınca şöyle buyurdu:
“Her kim kız çocukları yüzünden bir sıkıntıya uğrar da onlara iyi bakarsabu çocuklar onu cehennem ateşinden koruyan bir siper olurlar.” (Buhârî
Zekât 10
Edeb 18; Müslim
Birr 147)
Yine Hz. Âişe (r.anha) validemiz şöyle bir olay anlatır: Sırtına iki çocuğunu almış yoksul bir kadın çıkageldi. Ona üç hurma verdim. O da çocuklarına birer hurma verdi; öteki hurmayı yemek için ağzına götürmüştü kiçocukları onu da istediler. Kadıncağız yemek istediği bu hurmayı çocuklarına bölüştürdü. Kadının bu tutumuna hayran kaldım ve yaptığını Resûlullah (asv)’a anlattım. Şöyle buyurdu:
“Bu şefkati sebebiyle Allah Teâlâ o kadına mutlaka cenneti vermiş (veya) bu sebeple onu cehennemden âzâd etmiştir.” (MüslimBirr 148)
Bir önceki hadiste Hz. Âişe (r.anha)’nın kadıncağıza bir hurmabu hadiste ise üç hurma verdiği görülmektedir. Demek ki annemiz
bazen üç ay boyunca ocağı yanmayan
çoğu zaman yiyecek bir şey bulunmayan evinde
önce bir hurma bulup vermiş
sonra bir yerlerden iki hurma daha bulup vermiştir. Yahut bu olay iki defa meydana gelmiştir.
Hadis-i şerîfteki “Her kim kız çocukları yüzünden bir sıkıntıya uğrar da onlara iyi bakarsa” ifadesinde geçen sıkıntı sözüyle Peygamber Efendimiz (asv) acaba neyi kasdetmiştir?
Bir ailede fazla sayıda kız çocuğunun bulunmasıonlar için bir sıkıntı ve hoşnutsuzluk sebebi olabilir. Kızların himâyesi
yetiştirilmesi
evlendirilmesi gibi konular bazı ailelerin bütçesini zorlayabilir. Hele o aile kız çocuğunu istemiyorsa
bu yük daha ağırlaşabilir. İşte bu sebeple Efendimiz (asv) kızları büyütüp beslemenin
aile yuvası kurana kadar onlara yardımcı olmanın insanı cehennem azâbından kurtaracağını haber vermiştir.
Kız çocukları yüzünden sıkıntıya uğramanın bir başka şekli de o yavrulardan birinde veya birkaçında maddî veya rûhî bir rahatsızlığın bulunmasıdır. O takdirde bu çocukların bakımıtedâvisi
korunup gözetilmesi birçok sıkıntı doğurabilir. Bu hâli Cenâb-ı Hakk’ın bir cilvesi
kulunu denemesi kabul ederek sabreden
bu ağır imtihana isyan etmeyen insanlar -Efendimiz’in buyurduğuna göre- cehennem azâbından kurtulmuş olurlar.
Hadis-i şerife görenormal ve sağlıklı iki kız çocuğunu büyütüp yetiştiren kimse Resûl-i Ekrem Efendimiz (asv)’e komşu olacaktır. Öyleyse yetiştirilmesi problemli olan kız çocuklarını himâye edenler bu bahtiyarlığı daha öncelikle ve daha fazlasıyla elde edeceklerdir.
Merhamet ne büyükne ulvî bir duygu...
Elindeki bir tane hurmayı hiç tatmadan ve kendi açlığına bakmadan yavrularına veren bu annenin şefkati ne yücene asildir değil mi? Ya evindeki üç hurmayı hiç düşünmeden fakire veren Âişe (r.anha) annemizin merhameti!..
Ebedî kurtuluşun merhamet sayesinde mümkün olacağını ifade buyuran Efendimiz (asv)’in şu hadîs-i şerîfi ne kadar düşündürücüdür:
“Merhamet edenlereCenâb-ı Hak merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet ediniz ki
göktekiler de size merhamet etsin...” (Tirmizî
Birr 16; Ebû Dâvûd
Edeb 58)
Rabbimiz! Bizim gönlümüzü de merhamet duygusuyla yeşert!..
sorularlaislamiyet